DENEME BLOGU
  • Home
  • Download
  • Social
  • Features
    • Lifestyle
    • Sports Group
      • Category 1
      • Category 2
      • Category 3
      • Category 4
      • Category 5
    • Sub Menu 3
    • Sub Menu 4
  • Contact Us

Papağının Tehdidi

Derman arardım derdime
Derdim bana derman imiş
[NİYÂZÎ-İ MISRÎ, 1618-1693]

Ölüler geri dönebilir, dönmeyebilir de. Fakat sesleri canlı gelir.
[HAROLD BLOOM, Etkilenme Endişesi]

Zaman, varlığın paketlenmesi değil, ebediyet ile alışverişidir.
[EMMANUEL LEVINAS, 1906-1995, Ölüm ve Zaman]

   Evde iki papağanım var: Django ve Mango. Onlara ilk “Çalış” kelimesini ezberlettim. Sabahtan akşama kadar “Çalış!” diye düet yapıyorlar. Ben de çalışıyorum. Okuyor ve yazıyorum yani. Papağanların motive ettiği bir yazardan ne beklersiniz? Fakat iş göründüğü gibi değil. Televizyondan duyduklarıyla kelime hazinelerini genişlettiler. “Çalış! Seni Allah’ın belası!” “Çalış! Lanet olası!” “Çalış! Yoksa beynini dağıtırım!” nevi hakaret ve tehditlerle konsantre olmamı sağlıyorlar. Tabiatın bir mucizesi.
***
   Derde Deva Randevu’yu roman olarak tasarlamıştım ilkin: Zamanda yolculuk eden yaşlıca, yalnız, çaçaron Hafife Alma adlı bir kadın, ansiklopediden rastgele isimler seçiyordu. Hüseyin Rahmi Gürpınar’a gidip “Benim damat da hayırsızın teki çıktı Hüseyin Bey!” diye yakınıyor mesela. Fakat teselli de veriyor: “Gulyabani’ye dil uzatanlar halt etmiş. Hiiiç tasalanmayın. Romanı yüzbinler ayıla bayıla okuyacak. Filminde de en meşhur artistler oynayacak…”
   Yalnız yaşamaktan bunalan Hafife Alma, çene çalmak için tarihî şahsiyetlere musallat olacaktı. Böylece hem dertlerine deva arayacak hem de ziyaret ettiği kişileri kendine mahsus yöntemlerle teselli edecekti. Bugünden tarihe, tarihten bugüne laf taşıyan, ıvır zıvır nakleden başkarakter, işleri karıştıracaktı. Dünyanın çivisini kanırtan, vidaları gevşek bir kadının şamatalı sergüzeşti. Hafife Hanım, harcıalem sorunlarına umulmadık düzeyde çözümler bulurken; filozofların, şairlerin, romancıların buhranlarını şıppadak giderecekti!..
   Yapamadım. Yazamadım yani. Yazarlar böyledir. Yazmakta zorlanırlar. Neden papağanların tehdide varan teşvikine gereksinim duyduğumu anlayın işte.
   Roman, müteveffa yazarlarla sohbetlere dönüştü. Fârâbî’yle, Hacı Bektaş-ı Veli’yle, Bukowski’yle… diyalog kuruyorum. Kuruyor ve kurguluyorum. İyi ama neden ben? Ne hakla? Bu muteber müelliflerle muhataplık mertebesine layık mıyım? Hem sonra, muhayyel buluşmalarda onların eserlerinden alınan sözleri bizzat seçtiğime göre, bu bir diyalog mudur? Nihayetinde kendi görüşlerimle örtüşen, bana makbul, hiç değilse makul görünen ifadeleri yansıtmıyor muyum? Dolayısıyla, bu kitap diyalog görünümlü ‘dolaylı monologlar’ toplamı mı?
***
   Aceleye mahal yok. Tekerleği, icat eden adamın elinden kapıp uçağa takamayız. Elinizdeki kitabın değeri, sizi, daha büyük faydalar temin etmek üzere kimi yazarların eserlerini okumaya azmettirmesiyle belirecektir.
   Kitap okumanın bir nevi randevu olduğu, bu randevunun hemen her zaman bir dertleşme ve / yahut deva arayışı anlamına geldiği kabulüyle hareket ediyorum. Gene de okurun önünde iki yol bulunduğunu söyleyebiliriz: 1] Kendi kanaatlerini pekiştirecek türde eserler okumak. Yani volta atmak veya yerinde saymak. 2] Başka başka düşüncelere açılmak suretiyle, kendini yenilemeye yönelmek; farklı ve mümkünse daha iyi birine dönüşme umuduyla ilerlemek.
   İşin aslı, okumak fikirlerimizi riske atmaktır.
   Alarm! Maazallah, bizi muhitimizdeki kimselerle sıkı dost kılan kırılgan görüşlerimiz darmadağın olabilir. Kişilik kazanayım derken, yapayalnız kalabiliriz. Maksadımız üzüm yemek iken, bağcının ikram ettiği pekmez bizi hayrete yükseltir. [Aydınlanmanın doğası bu: Müjdeleri yıkan bir sürpriz.] Tüm bunların berisinde, neyi dert edeceğimiz konusunda bir bilince ermeye çabalamak lüzumlu sanırım. Yani belki ister istemez, dertsiz başınıza dert açıyorum? Bu da var.
***
   Kitapta, elimden geldiğince, yazarların telakkilerini anlamayı ve aktarmayı gözettim. Beri tarafta, mesela Dostoyevski’nin romanlarından aldığım sözler, sahiden onun kişisel düşünceleri sayılabilir mi? Bu gibi hususlarda hassas ve dengeli bir tutumu korumaya çalıştım. 
   Kendi yorumumu kenarda tutmayı ve yalın sualler yönelten biri konumunda kalmayı seçtim. Zira Derde Deva Randevu’nun amaçları bunu gerektiriyordu: Yazarları ve eserlerini genel hatlarıyla tanıtmak; tecrübeli okura hatırlatmalarda bulunmak; yolun başındaki okurlara kılavuzluk etmek…
***
   Yazarları, kitap üreten uzmanlar, edebiyat teknisyenleri olarak görmüyorum.
   Kendini aşmaya çalışan kişidir yazar. [Okur da hakeza.] Ve onun kişiliği, olanca netliğiyle eserinde görünür. Tuhaf bir şey mi söyledim? Pekala… Neden “Tanpınar okuyorum” deriz mesela? Çünkü biliriz ki insan esasen manevi / mücerret bir varlıktır. Ve Tanpınar’ı cüssesinden, sesinden, kokusundan tanıyamayız. Yazar, eseridir. Dolayısıyla, kanaatimce “Kitap en iyi arkadaştır” sözü, derinlerde bir yerde “Yazar en iyi arkadaştır” manası kazanır.
***
   Evet, yazarları arkadaşım sayarım. Onlarla münasebetimi profesyonelce düzenleyemem. Çağdaşım yazarlarla da dostluğumuza güç katan asıl unsur, onların eserlerinden bana ulaşanlardır zannımca. Peki ya diğerleri? Yani bu dünyadan göçmüş yazarlar? Ya en iyi arkadaşımız, biz onunla tanışmadan ölüp gittiyse?.. Cemal Süreya’yla teatide bulunmak, Orhan Kemal’le hasbıhal etmek, Oğuz Atay’la dertleşmek iyi olurdu sanki?
***
   Demek istediğim, derdin devası belki de aynı derdi üstlenmiş bir kişiyle buluşmakla belirir? Ben de bu umutlu ihtimalin tesiriyle, merhum yazarların nabzını tuttum… Kendimce, payıma düşen mirasın bana gösterdiği canlılığı paylaşıma açıyorum. Böylece uygarlığımızı kurtarıveriyorum işte. Şakaydı. Bana öyle geliyor ki, biriyle hiç mi hiç şakalaşamıyorsanız, ona tam manasıyla saygı da duyamazsınız. “Çağdışı ciddiyet”ten yakamızı sıyıralım da… 
   Size ‘kişisel’ bir kazanç / fayda sunabilmek için ‘ekibi’ toplamaya çalışıyorum. Ola ki siz de Kurt Vonnegut’la, Hacı Bektaş-ı Veli’yle, Nietzsche’yle muhabbeti koyultur, arkadaşlığınızı ilerletirsiniz?
***
   Elinizdeki kitabın içeriğini ben tasarladım. Fakat bu tasarım’ın hayat bulmasında başrol çizer dostum Hakan Karataş’a ait. Hakan, bazı buluşmaları tümüyle çizgi–öyküye dönüştürerek kişileri, mekanları, olayları görünür kıldı. Ve bunu hayranlık uyandırıcı bir ustalıkla yaptı. Bazen de mana yüklü illüstrasyonlarla metinleri taçlandırdı. Onun sanatsal emeği, kitaba göz kamaştırıcı pırıltılar getirdi.

   Fârâbi, Shakespeare, Dostoyevski, Hacı Bektaş-ı Veli, Nietzsche, Hüseyin Rahmi, Agatha Christie, Neşet Ertaş, Kurt Vonnegut, Orhan Veli ve Bukowski… İlk bakışta, bu kişiler arasında, onların aynı kitapta yer almasını anlamsız kılacak büyük farklar olduğu düşünülebilir. 
   Nitekim modern zihin, benzerliklerden ziyade farklılıkları görmeye koşullanmıştır.
   Lewis Carroll bir dergide şöyle yazmış: “Kuzgun ile yazı masası arasında ne gibi bir irtibat olabilir?” Okurlardan biri mektupla şu cevabı yollamış: “Edgar Allan Poe her ikisi üzerinde de çalışmıştır.”
   Elinizdeki kitap -öncelikle- bağ kurma ve bütünleşme eğilimi taşıyan kişilere hitap ediyor.
***
   Edgar Poe ile temas kurayım derken, onun hikayelerinde kabristana dalıp ölüleri rehin alan tabiplerle aynı karakola çekilmek istemem doğrusu. Falanjist filan değilseniz, Derde Deva Randevu’yu dostluk başlatan ikram gibi kabul ediniz.
***
   Kitabı hazırlamak tahminimden uzun sürdü. Bu arada papağanlar dilimizi iyice söktüler. Annemin dinlediği sesli-kitaplardan Shakespeare, Hüseyin Rahmi, Agatha Christie gibi yazarların eserleri hakkında bilgi edindiler. Neşet Ertaş türküleri ve Orhan Veli şiirlerine aşinalık kesbettiler. Onlara Derde Deva Randevu’dan bölümler okudum. “Hiç fena değil!” dediler. Hakan’ın çizgilerini gördüklerinde ise yelkenleri suya indirdiler ve hatta tezahürata başladılar: “Harika! Süper! Muhteşem!”
   “Neden seni olduğundan yakışıklı, kendisini çirkin çiziyor?!” diye çemkirdi Django. “Söylediğine göre, çizerliğin raconu böyleymiş” dedim.
***
   Sahte umutsuzluğun karanlığını veya suni umudun pusunu dağıtacak bir ışık arıyorsanız… Kitabımızın bu arayışta size bir müddet refakat edeceğini umuyorum. Sonunda, o ışık altında birbirimizi daha net görebiliriz. Dilerim, yalnızlık, iki numara büyük bir pelerin gibi ayağımıza takılmasın.

   Murat Menteş, Ocak 2019, Kadıköy



Murat Menteş - Derde Deva Randevu

April Yayıncılık, s.5-6


 Gurney onun arkasından, ana binanın zemin katındaki geniş bir odaya doğru ilerlerken saat tam 10:00'du. Şehirden uzak, pahalı bir otelin bekleme odasına benziyordu. Büyük bir şöminenin karşısında bir düzine sandalye ve yarım düzine koltuk vardı. Yirmi katılımcının hemen hepsi yerlerini almışlardı. Birkaç tanesi kenarda, üzerinde gümüş bir kahve semaverinin ve bir tepsi kruvasanın durduğu bistro benzeri yerde bekliyorlardı. 
   Mellery şöminenin önüne yürüdü ve dinleyicilere döndü. Kenarda duranlar aceleyle yerlerine oturdular ve herkes susup beklemeye başladı. Mellery Gurney'e şöminenin yanındaki bir yere oturmasını işaret etti. 
   Gurney'e dönüp gülümseyerek, "Bu David," dedi. "Neler yaptığımızı öğrenmek istiyor, bu yüzden kendisini sabah toplantımızı izlemesi için davet ettim.
   Memnuniyet belirten sesler yükseldi ve tüm yüzler ona doğru bakıp gülümsedi. Çoğu, dahi gibi görünüyordu. Birkaç gün önce kendisiyle kaba bir şekilde 
konuşmuş olan narin kadınla göz göze geldi. Kadın utanmış, hatta biraz yüzü kızarmıştı sanki. 
   Giriş konuşması olmadan, "Hayatlarımıza hakim olan roller," diye başladı Mellery, "farkında olmadıklarımızda. Bizi durmadan bir yerlere götüren ihtiyaçlarımız, aslında farkına varmadıklarımızda'. Mutlu ve özgür olmak için, oynadığımız rolleri ne için oynadığımızı görmeli ve göremediğimiz ihtiyaçlarımızı su yüzüne çıkarmalıyız." 
   Sakince, düz bir tonla konuşuyordu ve katılımcılar pür dikkat onu dinliyordu. 
   "Arayışımızdaki ilk engel, kendimizi tanıdığımızı, bizi nelerin motive ettiğini anladığımızı, durumlar ve etrafımızdaki insanlar karşısında hissettiklerimizi neden hissettiğimizi bildiğimizi farz etmek olacaktır. İlerleme kaydedebilmek için, açık fikirli olmamız gerekiyor. Kendimle ilgili gerçeği bulabilmek için, bunu zaten bildiğimi söylemeyi bırakmalıyım. Eğer ne için orada durduğunu anlamayı başaramadıysam, yolumda duran kayayı asla yerinden kaldırmamalıyım." 
   Tam Gurney onun son söylediği cümleyle Yeni Nesil sorunlarını ele almaya başladığını düşünürken, Mellery'nin sesi aniden yükseldi. 
   "Kayanın ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Kaya kendinizsiniz, olduğunu düşündüğünüz kişi. Olduğunu düşündüğünüz insan sizi öyle bir yere hapsediyor ki, ışıksız, yemeksiz ve kimsesiz bir başınıza kalıyorsunuz. Her ikisi de 
   "Olduğumu sandığım insan gerçekte olduğum insandan ölesiye korkuyor; diğer insanlar onun hakkında ne düşünürler diye korkuyor. Gerçekte olduğum kişiyi bilseler bana neler yaparlar? En iyisi güvende olmak! En iyisi gerçek insanı saklamak, ona işkence etmek, onu gömmek!" 
   Yeniden duraksayıp, gözlerindeki alevin dinmesine izin verdi. 
   "Bunların hepsi ne zaman başlar? Ne zaman iki kişi şeklinde yaşamaya başlarız - kafamızda yarattığımız kişi ve içeriye kilitleyip ölüme terk ettiğimiz gerçek insan? Bence bunun başlaması sandığımızdan daha erken olur. Kendi ikizlerimin, her ikisinin de mutsuz yerlerini almaya başlamalarının dokuz yaşıma dayandığını biliyorum. Size bir hikâye anlatacağım. Bunu daha önce dinlemiş olanlardan özür diliyorum." 
   Gurney odadaki insanlara şöyle bir baktı ve hikâyeyi dinlemiş olan birkaç kişinin hatırlayıp, gülümsediklerini fark etti. Mellery'nin hikâyelerini ikinci veya üçüncü kez dinlemek, sıkıcı ya da sinir bozucu olmak şöyle dursun, onları sabırsızlandırıyor gibiydi. En sevdiği masalın bir daha anlatılacağına söz verilmiş küçük bir çocuğun heyecanlı tepkilerinden farksızdı. 
   "Bir gün okula gitmek için evden çıkarken, annem, öğleden sonra eve dönüşte bir kutu süt ve ekmek almam için yirmi dolar verdi. Okuldan çıktıktan sonra, markete gitmeden önce okulun yanındaki küçük restorandan bir tane kola almak için durdum. Fakat kasadaki adam elimdeki parayı alıp üstünü vermek üzereyken, okuldaki çocuklardan birisi gelip parayı gördü ve 'Hey, Mellery,' dedi, 'O yirmiliği nereden buldun bakalım?' Şimdi, bu çocuk dördüncü sınıflar arasındaki en tehlikeli çocuktu ve ben de dördüncü sınıftaydım. Ben dokuz yaşındaydım, o ise on bir. İki kez sınıfta kalmıştı ve herkes ondan korkardı - onla takılmayı bırakın, konuşamazdım bile. Sürekli kavga ederdi ve insanların evlerine zorla girip bir şeyler çaldığı söylentileri dolaşıyordu. Bana parayı nereden bulduğumu sorduğunda, annemin süt ve ekmek almam için verdiğini söyleyecektim fakat benimle dalga geçip, ana kuzusu demesinden korkup, onun gözüne girebilmek için çaldığımı söyledim. İlgili gözlerle bana bakınca, kendimi iyi hissetmiştim. Ardından kimden çaldığımı sordu ben de aklıma ilk gelen şeyi söyledim. Annemden çaldım dedim. Başını sallayıp, gülümsedi ve yürüyüp gitti. Aynı anda hem rahatlamış hem de rahatsız olmuştum. Söylediğim şeyi ertesi gün unutmuştum.  


John Verdon - Aklından Bir Sayı Tut

Çevirmen: Cemile Özyakan, Koridor Yayıncılık, s.114-116




Algoritmanın geçeceği bir sonraki aşama şarkılar ve melodilerle oynamaya başlamak, onları sizin eğilimlerinize göre az biraz değiştirmek. Belki bir şarkıyı, tek bir yeri hariç muhteşem buluyorsunuz. Algoritma bunu anlıyor çünkü ne zaman bu nahoş kısmı duysanız kalbiniz farklı atıyor ve oksitosin seviyeniz azıcık düşüyor. Algoritma bu rahatsız edici notaları değiştirebilir ya da çıkarabilir. 
   Algoritmalar zamanla sıfırdan beste yapmayı öğrenip insanların duygularıyla, bu duygular piyanonun tuşlarıymış gibi oynayabilir. Biyometrik verilerinizi kullanarak size özel, koca kainatta bir tek sizin zevkinize uygun melodiler üretebilir. 
   İnsanların sanatla ilişkilerinin sanat eserlerinde kendilerini bulmalarına dayandığı söylenegelmiştir. Mesela Facebook hakkınızda bildiği her şeye dayanarak size özel sanat eserleri yaratmaya başlarsa, bu durum şaşırtıcı ve bir miktar da tüyler ürpertici sonuçlara yol açabilir. Sevgiliniz sizi terk ederse, Facebook size Ajda Pekkan'ın ya da Sezen Aksu'nun kalbini kırmış meçhul şahıs hakkındaki şarkıyı değil, bizzat sizin kalbinizi kıran o aşağılık şahıs hakkında yazılmış özel bir şarkı sunabilir. Şarkı ilişkiniz sırasında gerçekten yaşanmış, başka kimsenin haberi olmayan olayları bile hatırlatabilir size. 
   Elbette kişisel sanat asla rağbet görmeyebilir çünkü insanlar herkesin sevdiği evrensel hitlerden hoşlanmayı sürdürecektir. Sizden başka kimsenin bilmediği bir şarkıyı birlikte söylemek ya da böyle bir şarkıyla hep beraber dans etmek mümkün olabilir mi? Ama algoritmalar dünya çapında tutacak parçalar üretmekte, nevi şahsına münhasır şarkılar yazmaktan daha başarılı olabilir. Algoritma milyonlarca insandan elde edilmiş büyük çaplı biyometrik veritabanlarını kullanarak, herkesi deliler gibi dans ettirecek dünya çapında bir hit üretmek için hangi biyokimyasal unsurları tetiklemek gerektiğini bilebilir. Sanat gerçekten de insan duygularını harekete geçirmekle (ya da yönlendirmekle) ilgiliyse, böylesi bir algoritmayla boy ölçüşmek çok az insan müzisyenin harcıdır (belki de hiçbirinin); sonuçta hiçbir müzisyen tellerini tıngırdattığı esas enstrümanı, yani insanların biyokimyasal sistemini, böyle bir algoritma kadar iyi anlayamaz. 
   Tüm bunlar muhteşem sanat eserleri ortaya çıkmasını sağlar mı? Bu sorunun cevabı sanatın nasıl tanımlandığına bağlı. Bir eserin güzel olup olmadığı dinleyicinin beğenisine kalıyorsa ve müşteri daima haklıysa, biyometrik algoritmaların tarih boyunca üretilmiş en iyi sanat eserlerini ortaya çıkarma olasılığı yüksek. Sanat insanların duygularından daha derinse ve biyokimyasal titreşimlerin ötesinde bir hakikate işaret ediyorsa, biyometrik algoritmalardan pek de iyi sanatçılar çıkmayabilir. Ama çoğu insandan da çıkmıyor zaten. Sanat piyasasına girmek ve çoğu insan besteci ve performansçının yerini almak için ille de Çaykovski'yi gölgede bırakmaları gerekmiyor. Britney Spears'ı aşsalar yeter.   


Y. Noah Harari - 21. Yüzyıl İçin 21 Ders

Çevirmen: Selin Siral, Kolektif Kitap, s.42-43



   Bizim ailede başka Leylâ yok. 
   Kızım olsa, Leylâ koyabilir miydim acaba? Kızım olmasından hep korktum ama. Oğlan istiyordum. O Zaman kız olsaydı Sevda koyarız belki diye düşünmüştüm. Oğlan dediklerinde dokuz kat aşağı sevinçle inmiştim merdivenlerden. Sonraları uzun yıllar sadece çocuk istedim, kız-erkek 
fark etmiyordu. Sadece istediğimi hatırlıyorum. Oğlum büyüdü o arada. Bin bir zorlukla. Sonra bir gün bir kızımın olmasına artık hazır olduğumu hissettim. "Babamın kız torunu olmayacak mı acaba” diye günlüğüme yazdığımı hatırlıyorum o aralar. 
   — Annenizin adı ne? 
   — Annem? Annem Hülya. Leylâ olmayınca, Hülya koymuşlar. 
   — İkinizin adı da "H" harfiyle başlıyor. Tesadüf mü? 
   — Bilmem ki. Anneme hiç sormadım, daha doğrusu sormak hiç aklıma gelmedi. Gidince sorarım. 
   — Annenize mi gidiyorsunuz? 
   — Evet, sürpriz yapacağım. Annem bir süredir huzurevinde kalıyor da. 
   — Bakın huzurevi de "H" harfi ile başlıyor. 
   — Valla ben de aynı şeyi düşündüm bir an. Yoksa siz dilci filan mısınız Leylâ Hanım? 
   — Edebiyatla uğraşıyorum, doğru. 
   Acaba o neci. Sorsam ilgilendiğimi sanacak. İlgilenmediğim için mi merak ediyorum acaba. Sorsam m, sormasam mı? 
   — Papatya sever misiniz? 
   — Efendim? 
   Bu adam aklımı mı okuyor ne! Yok olamaz. Hem bir kere ben sadece sorayım mı sormayayım mı diye geçirmedim mi içimden?
   — Papatya mı? Papatya da nereden çıktı? 
   — Papatya gibisiniz de. 
   — Anlamadım. Papatya mı? Benim Semra Özal'la falan bir ilgim yok. Rica ederim. 
   — Leylâ'nım alınmayın lütfen. Ben zarafetinizi kastetmiştim. 
   Eyvah, Hamdi Bey başladı yazılmaya. Bilse daha geçenlerde kaç yıllık arkadaşımın dikenli kaktüs resminin altına, "Aa, tıpkı sen!" yazdığını. 
   — Teşekkür ederim çok naziksiniz. Anneniz diyordunuz. Annenize nasıl bir sürpriz yapacaksınız? Yani sadece habersiz karşısına çıkmakla kalacak mı sürpriziniz? Yoksa başka planlarınız da var mı? 
   Belki kabristana giderler. Bizim ailede kimin nerede Yattığı pek bilinmediğinden olsa gerek bu kabristan ziyaretleri ilgimi çekiyor. Anneannem sağken, dedeme gitmiştik bir kere. Üçlü bir mezar almıştı anneannem. Sonra onu da yanına gömdük. Annem cenazeye yetişememişti. Ben uzaktan seyretmiştim. Karnım burnumdaydı. Dayılarımla, erkek kardeşi küreklemişti toprağını. Yıllar sonra bulmak istedim mezarı. Mezarlık girişindeki odadan kayıtlara baktık, ada parsel numarasını öğrendim ama kıyafetimi fazla açık bulduğumdan yeri gösterir misiniz diyemedim görevlilerden birine. 
   — Aslında onu tango gecesine götürmek istiyorum. Gençken Tango yapmayı çok severdi babamla. Ne zaman "Mazi Kalbimde bir Yaradır" çalsa, babam anneme takılırdı, "Sen de başkasına mı yar olacaksın benden sonra?" diye. Annem çok kızardı. "Ne malum," derdi, "benim senden önce gitmeyeceğim?" Babam gülerdi. "Gözleri yeşil olan sensin de ondan." 
   "En nihayet düşüp can verdim / Gözündeki yeşil denize."

Leylâ Çapan - Adı Yağmur

Kırmızı Kedi, s.62-64



  Soyunuyorum, çirkin bir elle o kemikli gövdemi sıvazlıyorum, yatağımın üzerinde bir araya gelmiş, görkemli bir örüntü oluşturmuş güzel resimlere bakıyorum, inip kalkan yüzeyleri, dikenli ağaçlıkları, pürüzsüzlüğü ve ıslaklığı hissediyorum, yaş maya, tuz ve tarçın kokusu alıyorum, hışırtı ve gıcırtıları, alınan soluğu ve iç çekmeleri duyuyorum. Gözlerimi kapatıyorum, soğuk mu soğuk yüzeye uzanıyorum, sıcaklığın yükselip bana ulaşmasını, beni içine alıp kucaklamasını, benim gözlerim onları nasıl değiştirmişse onların da benim gövdemi değiştirmesini istiyorum. Ama her zaman hep o hayal kırıklığı, hep o yenilgi duygusu! Anatole, Anatole, seni istemiyorlar, seni sevmiyorlar, senin sevgine karşılık vermeyecekler! Sen hep en sevdiklerini alıp sessizce sıvışabilirsin, onlara aşkını bağışladığın için onlar senin oldu sanırsın. Ama yanılıyorsun. Tek yapabileceğin şey seyretmek, sevmek ve beklemek olabilir ama bütün bu pırlanta taşlarından yapılmış, kafada canlandırılmış olan sevgili, dünyaya öylesine cömertçe dağılmıştır ki her sıradan yaratık, her mağaza sahibi, her dilenci, kendini beğenmiş her büro memuru, yorgun görünen her yaşlı erkek ve kocakarı onun bir parçasına sahiptir, o sevgili hiçbir zaman senin olamaz. O senin için her zaman hayalinde var olan, ulaşılmaz bir şey olarak kalacaktır!

Alberto Manguel - Ayrıntılara Âşık Adam

Çevirmen: Ülker İnce, Kırmızı Kedi Yayınları, s.52-53




   Geleneklerimize göre; annemle babamın odasında, aynanın önünde; geleneklerimize göre, önemli olan bu. Büyükannem vurgulayarak söylüyor bunu. Onun dilinde avunma, huzur gibi şeyler karışıyor şu basit deyişe: Geleneklerimize göre. Fermuar takılıyor. Hava sıcak, pencereyi açmalı, içerisi havasız. Elbisenin içine girmeye çabalıyor annem. Kumaş fermuara sıkıştı. Hep bu paçavra, diyor babam. Paçavra değil o, diyor büyükannem, iyi bir kumaş. Eteğin ucunu parmaklarının arasında ovuşturuyor. Hep de ne demek, diyor annem. Bu elbiseyi yalnızca bir kere giymişti, büyükbabamın cenazesinde. Şık bir elbise, diyor büyükannem. Babam sabırsızlanıyor. Bir saatten beri hazır, dün ense traşı için berbere gitmişti. Siyah takım elbise, beyaz mendil, gri şapka. Böyle gidebilir miyim, diye soruyor büyükannem. Git tabii, git, kim görecek seni, kimse bakmaz ki sana, yaşlısın, elbette böyle gidebilirsin, hem kendine söz söyletmezsin sen. Kürk şapkanın altında kaybolmuş yine yüzün. Rus köylü kadınlarına benzemişsin. Evet, tabii böyle gidebilirsin, diyor babam. Annemin fermuarı sonunda kapanıyor. Kaşlarının altında biriken ter damlacıklarını siliyor hafifçe, sonra dudaklarını boyuyor, bu ağzıyla bugün de gurur duyabilir. Hemen el çantasını da cilalamalı, çabucak. Deri pırıl pırıl parlamalı. Annemin ne zamandan beri böyle bir çantası olduğunu bilmek istiyor babam. Yıllardan beri, diyor annem. Büyükannem başıyla onaylıyor. Bu çantayı hiç görmemiştim, diye diretiyor babam. Şık bir çanta, diyor büyükannem, ayakkabılara uyuyor, en önemlisi de bu. Annem eldivenlerini düzeltiyor. Eldivenin sol tekini takıp, ötekini giymeden sağ elinde tutması mı gerekir, diye soruyor. Elin donar diye uyarıyor büyükannem. Acele edin, diyor babam. 
   Ya o? Onun neyi var? Niye yatağa uzandın? Kötü mü hissediyorsun kendini? Birdenbire üç surat da üzerimde. Elbiseni buruşturuyorsun! Ayakkabılarını giy! Mantonu al! Hangi mantoyu? Kendininkini tabii! Bu güzel mantoyu, diyor büyükannem, böyle iyi, bununla çıkılabilir insan içine. Biraz toparlayayım şuraları, diyor annem, her şey ortada, durun da biraz toparlayayım. Hayır, babamın acelesi var. Gördün mü, şimdi de güzelim elbisen buruştu. Niye yatıyorsun? Dur, bir bakayım sana! Niye kuaföre gitmedin? Heyecan işte, diyor büyükannem, geçmişi hatırlıyorum da... Bırak şimdi geçmişi hatırlamayı, diyor babam, ceketinin düğmelerini ilikle. Hatırlıyorum da, diyor büyükannem, aman Tanrım! Ölü gibi bu kız! Çok az yiyor bu çocuk, çok da sigara içiyor. Boş mideye koyu kahve her gün! Lütfen, ''Kölnischwasser”ini sürünme bugün, diyor annem ve büyükannemin eline küçük bir şişe tutuşturuyor. Yanyana oturacaklar ve annem, büyükannemin "4711” kokusuna dayanamıyor. ''Kölnischwasser” imi hep sürünürüm ben! Büyükannem böyle alışmış olduğunu söylüyor. Ayrıca, tutumlu olmak zorundaymış. Tutumlu olman gerektiğini kim söylüyor, her ay yeterince para alıyorsun, diye sesleniyor babam. Geleceği düşünmek zorundayım, diyor büyükannem. Haydi gel şimdi, diyor babam, vaz mı geçtin yoksa? 
   Vazgeçsem ne olur? Telefon etsek ve gelmeyeceğimizi bildirsek! Belki başka bir zaman, daha sonra, ama bugün değil. Düşündüm, istemiyorum, aslında hiç istememiştim, çünkü aldattınız beni. Yalnızca bir formalite, demiştiniz. Oysa şimdi heyecan içindesiniz, son derece önemsiyorsunuz, hepiniz karşısınız bana. Korkma yavrum, demiştiniz, bu yalnızca bir gelenek.


Brigitte Schwaiger - Denizin Tuzu Nereden Geliyor?

Çevirmen: Cemal Ener, Sungur Yayınları, s.9-11




   Bugün kırk bir yaşına bastım ve doğum günümde yeni bir hayata başlıyorum. Yaşananları böyle özetlemek en güzeli. Yoksa ah vah edilecek, dertlenilecek o kadar çok şey var ki. En başta Leman. Terk etti beni. Ben başımıza nasıl bir felaket gelirse gelsin ayrılmayacağımızı düşünürken o, “Artık seninleyken mutlu değilim,” deyip noktayı koydu. “Lütfen zorluk çıkarma. Uzatmadan boşanalım.” Hazırlıksız yakalandım. Öncesinde kavgayla, gürültüyle geçen günler; bir türlü alt edemediğin meseleler olsa içten içe hazırlarsın kendini. Ya “Tamam ulan,” dersin, “ben de çok meraklı değilim sana,” ya da arızayı tespit edip onarmaya çalışırsın. Olmadı ağlarsın, yalvarırsın, çamura yatarsın... Bir yolunu bulursun ikna etmenin. Ama böyle akşam trafiğinden, öğlen yediği yemeğin kötülüğünden ya da takip ettiği dizinin son bölümünden bahseder gibi söyleyince eli kolu bağlanıyor insanın. Gerekçe de bu kadar sert olunca... Şakası yok bu işin; Leman artık mutlu olmak istiyor. 
   Mutlu olmak bu kadar önemli mi? Mutsuz olduğu sonucuna hangi formülle ulaştı? O formülden beni çıkardığı zaman elde ettiği sonuç bugünkünden daha mı parlak? Beni çıkaracağına katsayılarda bazı değişiklikler yapamaz mıydı? Düşündüm düşündüm, bir türlü bulamadım. Aklıma gelen hiçbir cevap verdiği kararı makul bulmamı sağlamadı. Bence bu sorunu bir resim, meditasyon veya aşçılık kursuna giderek halledebilirdi. Sonra belki baş başa yapılacak uzun bir tatil, ilişki terapisi, taocu seks... Bu şekilde kurtulan tonla evlilik var. O, yeni bir şeyi almak yerine beni hayatından çıkarmayı tercih etti. 
   Hemen pes etmedim tabii. Çok uğraştım. Hiçbiri benden uzaklaşmasını gerektirmeyen onlarca mutluluk tarifi yaptım. Ortak geçmişimizden bağlılığımızı hatırlamasını sağlayacak anılar bulup çıkardım. Çevremizdeki çiftlerden, bence gayet çarpıcı, örnekler verdim. “Onların bizden daha mutlu olduğunu mu sanıyorsun?” cümlesiyle biten tespitlerimin hiçbiri işe yaramadı. Leman, tanımını kendisinin yaptığı bir mutluluğun peşinde ve bunu benimle yakalayamayacağına dair değişmez bir inanca sahip. 
   Artık kendimi bu konuyla yormuyorum. Her şey olacağına varır. Dilekçeyi yazdık, adliyeye gittiğinde davayı açacak. Daha duruşma tarihi bile yok ortada. O zamana kadar kararını değiştirir de gelirse ne âlâ, yoksa kendi bilir. Bana yürüyecek yol mu yok? Derinlerde bir yerlerde böyle bir kabullenme de var ama şimdilik ihmal ediyorum. Fark ederse canıma okur, zerre şansım kalmaz. Bu iri lafları içimden geçirirken bile sesimi kısmam ondan. Umut böyle bir şey işte; eksiltiyor insanı. Kendini bile avutamıyorsun.  

Engin Barış Kalkan - Anonslu Kaset Doldurulur

İletişim Yayınları, s.13-14



  Gözlerini tavana dikmiş, kımıldamadan yatıyor. Yorgun, huzursuz, kafasının içinde bitimsiz bir kör dövüşü. Sabahtan beri kızının korku dolu, bir o kadar öfkeli sesi gitmiyor kulaklarından. "Babam öğrenmiş evlendiğini, kıyameti koparıyor. Akşama abimleri de çağırdı. Anne kesin bir şey var kafasında, dikkatli ol." 
   Yanında yatan adama baktı. Olanlardan habersiz, derin, huzurlu bir uykuda. Nasıl oldu, nasıl karar verdi hâlâ inanamıyordu, evleneli kırk gün geçmişti bile. Günleri saymayı bıraktın mı alıştın demektir, demişti kocası, sesi şefkatli, yumuşak. Bir şey sorduğunda, nasıl istersen, diye yanıtlıyordu hep, sen bilirsin. Alışık olmadığı bir şey bu, ne düşündüğü önemsenmemiş örselenmiş hep. Acımasız, çetin bir kıştan farksız ilk evliliğj tek bir mevsimden ibaret, yirmisinden elli beşine ziyan olmuş bir hayat. Bambaşka bir yaşamanın içinde şimdi, umulmadık, ihtimal dışı. Kaybetme korkusu nüksediyor sık sık. Tam ikna olacakken mutluluğa, yine bir duvar yükseliyor önünde, yine bir mücadele. Aklı almıyor bir türlü. Rahminde can bulan eller, düşmanı olup boğazına mı sarılacak yani? 
   Uyarmıştı adam, saklama demişti, bilsinler. Başkalarından duyacaklarına senden öğrensinler, makbul olanı bu. Kızına söyleyebilmişti yalnız, oğlanlara gücenikti hâlâ. Boşanacağım dediğinde, ailenin erkeklerine özgü o hırçınlıkla verdikleri tepkileri, delirdin mi, bu yaşta bizi rezil mi edeceksin el âleme deyişlerini, bencilliklerini, öfkelerini unutamıyordu. Evlendim kızım, deyip kalbi ağzında bekleyişi geldi hatırına. Anlatmak istiyordu, hislerini paylaşmak, anlayış umuyordu içten içe. Anne sen ne diyorsun, diye feryat figan bağırmıştı kızı. Bu da nereden çıktı? Tam ortalık duruldu derken. Aklını mı kaçırdın, ne diye iş açıyorsun başımıza? Delirecekler duyunca, nasıl zapt ederim? Her sözcük ayırıyor, uzaklaştırıyor, düşman bir sessizlik sokuyordu aralarına, ur gibi yayılıp büyüyen bir sessizlik, ta bu sabaha dek süren. 
   Karyoladan indi. Ayaklarının ucunda yürüyüp çıktı odadan. Karanlık holde körlemesine ilerledi. Çivide asılı ceketin cebinden sigara paketini ve çakmağı alıp bahçeye süzüldü Ay ışığının aydınlattığı taşlıkta durdu bir süre. Gecenin seslerini dinledi. Dağ başındaki bu ev zamanın dışına çıkarmıştı onu. Kötülükleri unutturmuştu. Anlaşılmak ne zor, diye inledi. Bu kadar mı kısa huzurun ömrü? 


Ayşen Işık - Kör Dövüşü

Sel Yayınları, s.33-34



MR. JAAFARI? BURAYA GELİR misiniz lütfen? 
   İmam Osman'ın iletişim bilgilerinden yavaşça geri çekilip kapının önünde bekleyen Duncan'ın yanına gittim. 
   Maalesef haberler iyi değil, dedi, havuç rengi kaşlarını anlayışlı bir tavırla kaldırarak. Bugün İngiltere'ye girmenize izin verilmeyecek. 
   Bekledim. 
   Üzgünüm. Şefim burada bulunmanızın asıl nedenini bize açıklamadığınızı düşünüyor. 
   İstanbul'a gitmek için buradayım! 
   Bu iddianıza İnanmamak için bir nedenimiz yok. Kusura bakmayın. Sizin için yasal bir boşluk bulmayı denedim. Denedim gerçekten. Fakat yolcunun bizi sistemden faydalanmayacağına ikna etmesi ve— 
   Ben neden— 
   — tehlikeli olmadığını kanıtlaması gerekiyor. 
   Ağzımı kapadım. 
   Üzgünüm, diye tekrarladı. Bugün ülkemize giriş yapamayacaksınız. Gelecekte başka bir görevliyi ikna ederseniz durumunuz yeniden değerlendirilecek. Gelecekte İngiltere'ye gelemeyeceğiniz anlamına gelmiyor bu. 
   Peki, yarın? 
   Yarın mı? 
   Yarın girebilir miyim ülkeye? 
   Hayır. 
   Peki, şimdi ne olacak? 
   Hava yollarıyla konuştum, bir saat sonra Los Angeles'a kalkan bir uçak var, süre biraz kısıtlı ama sizi ve bavullarınızı bu uçağa bindirmeye çalışabiliriz. 
   Burada kalamaz mıyım?
   Duncan güldü. 
   Ciddiyim dedim. Irak'a gitmeye çalışıyorum, İstanbul uçağım pazar günü kalkıyor. O süre zarfında burada, gözetim odasında kalamamam için bir neden var mı? Neden Los Angeles'a kadar dönmek isteyeyim ki?
   ...Bunu sormam gerekiyor. 
   Keşke gidip sorsanız. 
   Burada uyumanız gerekebilir. 
   Sorun değil. 
   Bir saat daha ortadan kayboldu. Bir saat daha neler olacağını bilmeden geçti. 24 saatlik döngüden bir birim daha azaldı. Altmış dakika boyunca ne yapacağımı, önceden ne yapmış olmam gerektiğini düşünmemeye çalıştım. Dört yıl önce, kızıyla ağabeyimin nişanlandığı gün Hasan'la birlikte Goizha'da yürürken, bana eski güzel günlerde erkek Baas partisi üyelerinin birbirlerini, bir saatin kolları gibi bir tarafı daha kısa bıyıklarından tanıdıklarını söylemişti. Özellikle sekizi yirmi geçe durmuş bir saat misali bıyığın sol yanı sağ yanından daha kısa bırakılırdı ve karşımdaki duvarda duran saat 8.20'ye yaklaşırken kalbim küt küt atmaya, parmaklarım soğuktan morarmaya başladı. Ağabeyim şimdi neredeydi? Rahat mıydı? Üşüyor muydu? Yiyeceği, içeceği, saatin kaç olduğunu görmesine yetecek ışığı var mıydı? Sekiz yirmi beş. Sekiz buçuk. Sessiz televizyon ekranında EastEnders bitti, it's a Wonderful Life başladı. El dünya maklube, Noel'de Amerika'ydı gerçekten. El dünya maklube kalıbının başka bir kullanımı da vardır ve genellikle modern bir gelişme karşısında onaylamama, kuşkuculuk, itiraz bildirir. Beyaz Saray'a bir siyah başkan geleceğini duydun mu?  El dünya maklube! Dünya tersine dönmüş! Bu deyişin bir de İngilizce kuzeni vardır, The World Turned Upside Down (dünya tepetaklak olmuş).


Lisa Halliday - Asimetri

Çevirmen: Begüm Korkmaz, Domingo Kitap, s.223-224



Karadağ geziniz için araştırma yapıyorsanız, doğru yerdesiniz. Herhangi bir plan ya da rezervasyon yapmadan önce ilk okunmasını önerdiğimiz yazımız budur!

Bu yazımızda size Karadağ’da gezilecek yerleri, hangisine ne kadar zaman ayırmanız gerektiğini, nerede kalırsanız mantıklı olur gibi Karadağ gezinizin ana hatlarını çizmenizi sağlayacak bilgileri paylaşacağız.

Anlatacak tonla şeyimiz var o yüzden jet hızıyla konuya gireceğiz: Karadağ’ın başlıca turizm noktaları; Budva, Kotor Körfezi (Kotor + Perast + Dobrata), Tivat, Lovcen, Herceg Novi, Bar ve Podgorica. Karadağ’ın baştacı ise açık ara Kotor Körfezi. Ayrıca ülkenin kuzeyinde harika milli parklar da var, ancak genellikle insanlar kıyı şeridini tercih ettiği için biz oralara bu yazımızda girmeyeceğiz.

Neden Karadağ


Az sonra anlatacağımız her şeyin sonu “Acil buraya gelmelisiniz”e bağlanacak, şimdiden uyaralım:

– Karadağ, Hırvatistan ve Romanya tüm Balkanlar’ın açık ara en güzel 3 yeri. Artık Romanya ve Hırvatistan’a vizesiz gidilemiyor.

– Vize gerekmiyor.  Karadağ’da yakında yakında Avrupa Birliği’ne girecek ve Schengen Vizesi gelecek. Bir an önce gidip görmek lazım. Diğer vizesiz gidilen ülkeler için tıklayın.

– Yakın, Türkiye’den arabayla bile gelen çok. Bilgi için: Özel Araçla Yurt Dışına Nasıl Çıkılır

– İstanbul – Podgorica uçuşu 1 saat 20 dakika sürüyor. Aşağıda ulaşım alternatiflerinden bahsettik.

– Deniz, tarih, doğa harika

– Bazı yerleri Avrupa dokusunda,

– Ama fiyatlar Avrupa’dan daha insaflı (aşağıda fiyat bilgisi de vereceğiz)

– Çok revaçta: Son senelerde Karadağ’da bir turizm patlaması yaşanıyor. Cruiseların da yeni favori durağı olmuş. Kotor için geleceğin Dubrovnik’i deniyor. Aşırı kalabalıklaşmadan gelin görün.

– Vize gelmesine az kaldı: Biliyorsunuz, Hırvatistan AB’ye girince vize geldi, fiyatlar arttı, gidemeyenler “Keşke hızlı davransaydık” dedi. Tam ne zaman gireceği belli olmasa da şimdiden Karadağ için geri sayım başladı.

– Balkan turuna çıkacaklar mutlaka görmeli.

Ama…
Beklentileri doğru koymak adına bazı şeyleri de netleştirmekte fayda var:

– Karadağ bir lüks ülkesi değil. Çok hoş samimi yerler var. Keyifle ve lezzetle yer içersiniz var ama eğer beklentiniz ihtişamsa bunu karşılamaz. Tivat’taki Porto Montenegro ülkenin en lüks yeri, orada iyi tasarımlı 3-5 restoran ve 1-2 haute-couture mağaza bulunuyor.

– Yugoslavya modunu üzerinden yeni silkeliyor. O yüzden bazı şeyler geriden geliyor ve servis çıldırtasıya yavaş olabiliyor. :)))

– Şehir hayatı tatili arayanlar için Karadağ limitli bir yer. Öyle galeri, müze, gece hayatı, etkinlik falan çok yok, zaten koca ülkenin nüfusu Ağrı’nınkinden hallice; 620 bin kişicik. 🙂


1. Durmitor Milli Parkı ve Kara Göl
2. Ostrog Manastırı
3. Podgorica
4. Herceg Novi
5. Rose
6. Kayaların Leydisi
7. Perast
8. Dobrota
9. Tivat10. Kotor
11. Lovćen
12. Budva
13. Pržno
14. Sveti Stefan
15. Petrovac
16. Bar
17. Stari Bar
18. İşkodra Gölü (Skadar Gölü)
19. Ulcinj



1. Budva


Budva Karadağ’ın en isim yapmış, en çok ziyaret edilen yeri ama bu en güzel yeri olduğu anlamına gelmiyor. Muhtemelen bir zamanlar muhteşem sahilleri ve tarihi yerleşimleri ile öyleymiş ancak çarpık yapılaşma ile maalesef biraz harcanmış. Kendi aramızda Karadenizli müteahhitler burayı da bulmuş diye şakalaşırken bi de baktık gerçekten de epey Türk inşaat firması var. Asjdjsj…

Bununla birlikte Budva hala Karadağ’da görülmesi gereken yerler arasında. Özellikle de Sveti Stefan ve Budva Old Town muhteşem yerler. En güzel plajlar da Budva taraflarında. Ben Adriyatik Denizi diyeyim, siz anlayın. İnsanlar, özellikle de Ruslar, akın akın Budva’ya deniz kum güneş tatili için gidiyor, ve tabi ki casinolar için de.

2. Sveti Stefan


Sveti Stefan, Perast ile birlikte Karadağ’ın çok kart posta basılmış yeri olabilir. 15. yüzyılda bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. 1442’de Osmanlı’nın Balkanlara sürekli düzenlediği seferlerden korunmak için etrafını kale duvarları ile örmüşler. Bugün ise dünyanın en güzel butik otel zincirlerinden biri olan Aman tarafından otel olarak işletiliyor. Karadağ’ın en özel oteli desek yerinde olur. Konukları arasında Hollywood yıldızları, devlet adamları, ünlü sporcular var. Adaya sadece otel misafirleri girebiliyor. Otel incelemek ve fiyat hakkında bilgi için tıklayın. Otelde kalmadan adayı gezmenin tek yolu oteldeki restoranlardan birinde yemek yemek.

Ada Budva merkeze arabayla sadece 15 dakika mesafede. Budva yönünden gelirken çok hoş bir ormanın içinden geçiyorsunuz. Adaya varmadan, ormanın içinde, deniz kıyısında otelin tesislerinden biri olan Villa Milocer’den geçeceksiniz. 1934’te Kraliçe Marija Karadordevic’in için yapılmış, daha sonra Yugoslavya’nı başkanı Josip Broz Tito tarafından yazlık olarak kullanılmış. Villa Aman’ın idaresinde ama orman ve bulunduğu koy halka açık. Milocer’den adaya hoş bir yürüyüş yolu var.

Adaya uzanan köprünün bir tarafı otel misafirlerine ait, diğeri ise halk plajı. Yazın oldukça kalabalık oluyor.

3. Kotor Körfezi’ni Turlayın


Aşağıda Kotor Körfezi’ndeki yerleşimleri kısaca bahsedeceğiz, o yüzden bizim bu maddede özellikle önermek istediğimiz şey bu muhteşem körfezi bisiklet, araba ya da motosikletle mutluka ama mutlaka bir turlamak. Tivat ve karşı yakada Adriatica restoranın yanındaki iskele arasında feribot seferleri var

 (haritada mavi ile işaretli).


4. Kotor


Kotor Old Town (Kotor Stari Grad olarak da geçiyor) Kotor Körfezi’ndeki en büyük yerleşim ve bölgenin kültür merkezi. Dünya üzerindeki en güzel ortaçağ yerleşimlerinden biri desek abartmış olmayız. Gezmeye ve fotoğraf çekmeye doyamacaksınız. Hem şehri gezmenizi, hem de sırtını yasladığı dağın tepesideki kaleye çıkıp Kotor’un imza manzarasından bir fotoğraf çekin deriz.

5. Dobrota


Kotor sokaklarında turistlerle omuz omuza gezerken bir noktada “Yahu yereller nerede?” diyecekseniz. Yerel halk henüz turistik olmayan Dobrota’da takılıyor. Kotor Körfezi’ni gezerken Dobrata’da kalmak çok mantıklı çünkü:

– Öncelikle İtalyan mimarisi ile çok tatlı bir yerleşim.
– Konumu çok iyi. Kotor Körfezi’nde görmek isteyeceğiniz birçok yerin ortasındasındasınız.
– Kotor Körfezi, Boka Körfezi’nin için için içindeki körfez olduğu için su sirkilasyonu çok iyi değil. Daha temiz olduğu için yereller burada yüzmeyi tercih ediyor. Yani denize girme şansınız da var.
– Ülkede en sevdiğimiz restoran olan Konoba Portun da burada. 

6. Perast ve Lady Of The Rocks


Herhalde Karadağ’ın en çok fotoğraflanmış yeri Perast ve iki adası Lady Of The Rocks ve Sveti Djordje 

olabilir. Kotor’dan arabayla 15 dakika süren Perast muh-te-şem bir Orta Çağ köyü. Kotor ile birlikte ikisi bir bordo pasaportlunun başına gelecek en güzel şeyler. Genelde insanların ülkede mimarisi ve coğrafyası ile en çok beğendiği yer oluyor.

7. Tivat


Karadağ’da genellikle hayat standartı her yerde aynı. Kafeler, dükkanlar, oteller genellikle temiz, bakımlı ama ambiyans olarak çok ortalama yerler. Karadağ, lüks ile Kanadalıların yaptığı Porto Montenegro isimli marina ile tanıştı. İçinde birkaç dükkan, sushiden İtalyan’a 3-5 güzel restoran var. Mimari olarak da çok hoş bir proje. Çok büyük olmasa da insan içinde kendini çok iyi hissediyor. Kesinlikle bir akşam yemeğini buraya ayırmaya değer. Akşam bazı restoranlar bara dönüyor. Yemek sonrasında barlarda da biraz takılırsınız. Marinadan çıkıp biraz da sahilde yürürsünüz. Mekan önerilerine gelecek olursak:

– En piyasa yer Al Posto Giusto. Yemekleri ortalama ama herkes burada takılıyor.
– Porto Montenegro Yacht Club Pool da gündüz piyasasının takıldığı yer. Bütün Ruslar buranın ikonik havuzu ile poz verme derdinde.
– The Clubhouse akşam DJlerin çaldığı rahat ama şık ortamı olan bir bar. Sahibi Avusturalyalı.
– Platinum da piyasa gece kulübü.
– Gece hayatını daha sıcak bir bar da geçirmek isterseniz marina’nın dışında ama hemen yakınındaki Propella‘ya bakın.
– Ülkenin tümünde gördüğümüz en güzel otel burada: La Roche. Restoranı da iyi, aklınızda olsun.
– Denize girmek için en iyi yer de Waikiki Beach

8. Herceg Novi


Herceg Novi Kotor’dan Hırvatistan’a doğru giderken geçtiğiniz tarihi sahil yerleşimlerinden biri. Bir Perast ya da Kotor olmasa da mimarisi ve manzaraları yine çok güzel. Porto Montenegro’nun bir benzeri buraya yapılıyor. Şimdiye kadar Kotor, Tivat ve Budva’nın gölgesinde kaldıysa da çok yakın zamanda ülkenin en hip yerlerinden biri olacağı garanti. Yelken kursları ya tekne turları için doğru yer.

Manzara turu için en doğru yer kesinlikle Kotor Körfezi ama deniz keyfi yapmak için tekne turu yapmak isterseniz Herceg Novi’den tekne kiralamak mesafeler açısından mantıklı. Hem böylece Karadağ’da en çok ziyaret edilen yerlerden olan Mamula Fortress (kaleden oluşam bir ada) ve The Blue Cave‘e de (masmavi suları ile koca bir mağara) uğrayabilirsiniz. Eğer özel tekne ile gidiyorsanız Rose Kalesi (Forte Rose), Ribarsko Selo ve Mirista Restoran yemek molası için hoş bir yer.

9. Rose


Az önce bahsettiğim Forte Rose yani Rose Kalesi, adını bu Rose isimli eski ufacık balıkçı kasabasından alıyor. Gerçekten ufacık, çok tatlı bir yerleşim. Karadağlıların yazlık evleri ve 2-3 restoran dışında hiçbir şey yok. Eğer tatilinizin bir noktasında sakin bir sahil yerleşiminde tarihi binaların önünde denize girmek ve kitap okumak varsa Rose size uyabilir. Ama beklentiniz bu değilse, göreceğiniz herşey yarım saate kalmadan biteceğinden sıkılabilirsiniz. 

10. Ulcinj (Ülgün)

Karadağ’dan Romalılar, Bizanslılar, Venedikliler ve Osmanlılar olmak üzere bir sürü büyük uygarlık geçmiş. Ülkenin batısına gittikçe dominant olarak İtalyan, doğusuna gittikçe de Osmanlı mirası kendini hissettiriyor. Arnavutluk’a yakın bir sahil yerleşimi olan Ulcinj’de önemli bir müslüman nüfusu yaşıyor. Şehrin sahildeki tarihi kısmı en güzel yeri. Görmek için taş çatlasa 1-2 saatte ihtiyacınız var.

11. Bar & Stari Bar
Osmanlı Kotor’u çok kez almayı deneyip başarısız olsa da Bar’ın olduğu bölgeye 500 seneye yakın hükmetmiş. Bar’da bu tarihin izlerini görmek mümkün. Aynı zamanda hem protestant, hem de ortodoks bir nüfusa sahip olması da burayı zenginleştiriyor. Tarihi Bar, yani Stari Bar hoş bir yer ama genel olarak Bar için çok özellikli bir yer diyemeyiz. Kitesurf yapmıyorsanız, çok da yolunuzu düşürmenize gerek yok. Ama olur da giderseniz Stari Bar’daki Kula restoranda yemenizi öneririz.

Karadağ’dan İtalya’da feribot ile geçmek mümkün. Seferler Bar ile Bari arasında gerçekleşiyor.

12. Lovcen


Lovcen Kotor’un tepesinde harika manzaralar vaad eden bir milli park. Açık bir günde içindeki Njegoš Mausoleum’un arka tarafından, bir yanda sadece Kotor da değil, tüm Boka Kotorska (Boka Körfezi), diğer yanda Skadar Gölü ve hatta Durmitor, Komovi ve Prokletije gibi Kuzey Montenegro dağlarını görebiliyorsunuz.

Gastronomy: The village of Njeguši with its old stone houses is well-known for its prosciutto and cheese. Other specialties of the area are kastradina (smoked mutton) and sausages. The specific taste and aroma of the smoked specialties is conditioned by the mixture of the mountain and sea air in this area. Medovina (mead) is a special traditional drink, made of honey, that was already produced by the early Slavs in this area. There are several houses and restaurants where you can buy (or eat) these delicious specialties.

It is also interesting to visit one of the places where ham is smoked by a special technique. By the way, Njeguši is the birth place of the famous ruler and poet Njegoš. His birth house is a museum and can be visited.

13. Podgorica


Eğer yazın Karadağ’a geliyorsanuz, ülkeniz başkenti olmasına rağmen Podgorica için söyleyebileceklerimiz “Burada zaman kaybettiğinize pek değmez, hızlıca sahillere inmeye bakın” şeklinde. Zaten bütün ülke de öyle yapıyor. 🙂 Pek güzel bir şehir değil ama kışın Karadağ’ın en hareketli yeri. Birkaç cafe, restoran ışında turistik anlamda çok da cazip bir yer değil. 🙂 AMA havalimanının çok yakınındaki etçide bir yemek yemeğe durulur.

Havalimanı Yolunda Efsane Bir Et Yemek İsteyen?
Sanırım Tivat’a direkt uçusun olmamasının tek güzel yanı Podgorica’da hava limanın tam karşısında bulunan bu müthiş etçi. Ya geri dönerkenki ya da ilk vardığınızda Pecenjara isimli restoranda bir et yemeniz lazım. Hem ekonomik, hem de yediğiniz yiyeceğiniz en güzel tandırı yapıyor. Artık, maharet adamlarda mı, yoksa Karadağ’da ekolojik tarım ve hayvancılık yapılmasında mı bilmeyiz. Özellikle tandır öneriyoruz. Kuzu daha popüler, kuzu yemeyene dana da var. Menüde “meat under the baking lid” olarak geçiyor. Konum için tıklayın.

Bir de yine havalimanı yolu üzerinde üzerinde Vranjina Adası denilen kara ile bağlantılı bir yer var. Adada, buranın en büyük şarapçısı Plantaze’nin yeri var. Şişeleri kabine alamayacağınızı, valize koymanız gerekeceğini unutmayın. Elinizde götürmek isterseniz aynı şaraplar duty free de satılıyor ama fiyatlar iki katı. Karşısındaki Jezero restoran da iyi bir balıkçı. Krap isimli lokal balığı meşhur. Konum için tıklayın.

14. İşkodra Gölü (Skadar Gölü)


Podgorica Havalimanı’ndan Budva’ya giderken kocaman bir gölün kenarından geçeceksiniz. İşkodra Gölü, Karadağ ve Arnavutluk arasında doğal sınır oluşturuyor. Hiking, kano, tekne turları düzenleniyor. Etrafındaki bağlarda Karadağ şaraplarını tadabilirsiniz. Bizce göl güzel olmasına güzel ama Karadağ’da 10 günden fazla kalmıyorsanız yanından geçerken seyretseniz kafi.

15. Diğer


Tara Nehri Kanyonu’nda Rafting: Tara Nehri’nde rafting, belki de Karadağ’da yapılabilecek en adrenalin yüklü aktivite olabilir. Avrupa’daki en derin, dünyanın ise en derinlerinden biri olan kanyondan akan nehir, tüm dünyadan rafting tutkunlarının favorisi arasında.

Durmitor Milli Parkı’nda Hiking: UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Durmitor Milli Parkı, sadece Karadağ’ın değil dünyanın en iyi hiking, trekkin, dağ tırmanışı ve rafting noktalarından biri olarak gösteriliyor. İçinde 18 tane buzul gölü, inanılmaz bir fauna ve flora ve göz alabildiğine yeşil alan ve dağ manzaraları bulabileceğiniz milli parkta maksimum yükseklik 1523 metereye varıyor.

Kara Göl (Crno Jezero): Bizde Artvin’de olduğu gibi Karadağ’ın da bir Kara Göl’ü var. Durmitor Milli Parkı’nda bulunan bu göl, yukarıda bahsettiğimiz 18 buzul gölünden biri. Burayı diğer 17’sine göre daha özel yapan şey ise göle karşı dağ manzarası.

Ostrog Manastırı: Bir 17. yüzyıl manastırı olan Ostrog Manastırı, tüm ülkedeki en önemli haç noktası. Sümela Manastırı misali bir dağın içine gömülmüş olan manastır gerçekten de büyüleyici bir yer.

Nasıl Bir Rota Çizmeli

Ne kadar zamanınız varNereleri GörmeliNotlar
1 günKotor Körfezi Turu (Perast, Dobrota, Kotor)Kotor Körfezi gezi rehberimiz için tıklayın
2 günKotor Körfezi + BudvaKotor Körfezi 1 tam gününüzü alır, ertesi gün Budva Old Town + Sveti Stefan yaparsınız.
Budva – Kotor 30 dakika. Mesafeler yakın olduğu için otel değiştirmeden 2 gece aynı yerde kalabilirsiniz.
3 günKotor Körfezi + Tivat + BudvaKotor Körfezi + Budva Old Town + Sveti Stefan + Przno
Budva – Kotor 30 dakika. Üşenirseniz valiz toplamayın. Diğer bir seçenek 2 gün Kotor + 1 gün Budva’da gecelemek olabilir.
Kotor – Tivat 20 dakika.
4 günKotor Körfezi + Tivat + BudvaKotor Körfezi + Budva Old Town + Sveti Stefan + Przno + Hawai Adası
2 gün Kotor Körfezi + Budva’da kalarak gezin.
5 günKotor Körfezi + Tivat + Budva + Herceg NoviYukarıdakine ek olarak Herceg Novi + tekne turu
6 gün ve üzeriSchengen vizeniz varsa Hırvatistan’a geçin.Karadağ’da gezilecek çok yer var ama hiç biri Hırvatistan kadar etkileyici değil. Herceg Novi’den Dubrovnik 1 saat sürüyor ama sınır trafiğine hazır olun.

Karadağ Nerede & Nasıl Gidilir
– Karadağ Balkanlar’da Hırvatistan ve Arnavutluk sahili arasında 2006’da kurulmuş nisbeten yeni bir ülke.
– Ülkede 2 havalimanı var. Tivat turistik yerleri daha yakın olan ama Türkiye’den direkt uçuş yok.
– Başkent Podgorica‘ya THY direkt uçuyor. Oradan Kotor’a özel transfer, otobüs ya da araç kiralayarak Kotor’a ulaşabilirsiniz. Uçuş sadece 1,5 saat sürüyor!

Alternatif Ulaşım Fikirleri
– Çok girişli Schengen vizesi olanlar Dubrovnik’e uçabilir. Arası 1- 1,5 saat. Hem ikisini de gezmiş olursunuz. Sınırda sıra olabiliyormuş ama.
– Tiran, Arnavutluk 3,5 saat mesafede ama biletler daha uygun.


Bütçe

KonaklamaYemekGünlük bütçe/ kişi
Düşük Bütçe-Hostel yatakhanesi veya paylaşımlı ev günlük: 12–21 Euro-Bir dilim pizza: 2.50 Euro85 Euro’dan daha az
Orta seviye-Orta karar bir otelde çift kişilik oda: 45–100 Euro-Geleneksel bir restoranda yemek: 10–30 Euro85–185 Euro arası
Lüks-Güzel bir otelde çift kişiik oda veya süit: 100–600 Euro-Güzel bir restoranda balık yemeği: 25–50 Euro185 Euro’dan daha fazla


Fiyatlar
Genel olarak: Avrupa’dan ucuz, Balkanlar’dan pahalı.
– 1,5 litre su 0,6€ (markette)
– Ana yemek 10-15€‘ ya 2 kişiyi doyuran dev porsiyonlar
– Konaklama çok değişiyor. Çok bir şey aramıyorum, ucuz olsun yeter derseniz ev kiraları 50 euro civarında. Manzaralı yerler ise 100€’dan başlıyor. Oteller ise tabi ki daha pahalı.
– Araba kiralama günlük 18-20 € limitli sigorta ile. Kapsamlı sigorta için +10€ daha koyun.

Karadağ’da Dil
– Ülkede Sırpça’nın bir lehçesi olan “Karadağca” konuşuluyor ama İtalyan etkisi hem mutfağa, hem de dile girmiş. En basitinden bugün hala selamlaşmak için “ciao” kullanıyorlar.
– Osmanlı Karadağ’ın bir kısmını uzun seneler yönetmiş. Dolayısı ile dillerine Türkçe’den de bolca kelime de geçmiş. Özellikle de sebze meyveler, yiyecek isimleri.
– Herkes İngilizce konuşuyor. Büyükler az biraz, gençler daha iyi.

Telefon Hattı
Telenor’un kontörlü hatlarından alabilirsiniz. Havalimanında çıkıştaki büfede satılıyor ama oradan almayın, aktivasyon problemi oluyor. Mutlaka GSM’in kendi mağazasında işleminizi yapın. Biz Kotor Stari Grad’ın yanında Kamelija isimli bir alışveriş merkezinin içinde Telenor şubesinden yaptık ama Budva’da merkezde de var.

Araç Kiralama
Trafik Problemi Uyarısı
Kotor etrafında yollar tek şerit gidiş-geliş olduğu için trafik acayip sıkışıyor. Temmuz ve Ağustos ayında araba yerine motor kiralamak çok daha pratik olacaktır. Ya da Dobrota’da konaklayıp hem Perast’a, hem de Kotor’a bisikletle gidip gelebilirsiniz ama tabi sıcakta zor olabilir.

Motor Kiralama
Karadağ’da iş yapacak olsam motor kiralama şirketi açarım. Motor kiralayabilirsiniz dedik ama talebi karşılayacak kadar motor yok! 2 gün sıra bekledik. Yani işiniz biraz şansa kalmış. Fiyatları da en ucuz sınıf arabandan 5 Euro falan daha ucuz! Yukarıda bilgilerini verdiğim Travelzoo Travel Agency kiralıyor. Önden yazışmayı deneyebilirsiniz. Bir de kaldığınız ev ya da otel ile yazışabilirsiniz. Onlar da yardımcı olabilir. Motor ehliyetininizin olması şart.

Havalimanı Transferi & Şoförlü Araç
Biz her gidişimizde Miraslav ile çalışıyoruz. Havalimanı transferinin yanı sıra bugün ya da şu kadar gün bizi arabanla gezdir şeklinde de anlaşabilirsiniz.

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

ABOUT ME

I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out.

POPULAR POSTS

  • "Narla İncire Gazel" - Bilge Karasu
    "Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne...
  • "Bile Bile Bilinmeze Gelmiş Olmak" - Şafak Akyazıcı
    Şu lanet olası göz kalemini altıncı defa yüzüme yayılmış şekilde görmeye tahammül edemiyorum. Üniversite sınavını bile ilk girişimde kazandı...
  • "Mezarımdan Yazıyorum" - Machado de Assis
      Bildiğim kadarıyla şimdiye dek kendi hezeyanlarını anlatan kimse yok. Bunu ben yapacağım, bilim dünyası da bana minnettar kalacak. Okur, p...
  • "Ağaçtaki Kız" - Şebnem İşigüzel
    Sen Buralarda Yokken    Bu bir özgürlük ve aşk hikâyesidir. İki hasta gencin hikâyesi. Birisi benim.    O gece, bundan böyle üzerinde yaşaya...
  • YEDİGÖLLERDE KAMP
    Batı Karadeniz Bölgesi’nin vazgeçilmezi Yedigöller, oldukça engebeli ve büyük bir arazi içerisinde oluşmuş. Sık ormanlarla çevrili Yedigölle...
  • "Bahar İsyancıdır" - Onat Kutlar
     Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum....
  • "Şizodüş" - Merve Sevde Selvi
    Akşam oluyor. Şehrin üstüne karanlık inerken daralan göğsümü, dünyanın muhtelif yerlerindeki gün doğumlarını düşünerek geniş tutuyorum. Masa...
  • INTERRAİL’DA NASIL SEYAHAT EDİLİR?
    Adından da anladığımız üzere interrail bizim Avrupa boyunca tren ile yaptığımız bir seyahat şeklidir.Genel olarak interrail’a başlamayı düşü...
  • "İç Dünyamdan Notlar" - Paul Auster
     3 Ocak 2012, son kitabını yazmaya başladığın günden tam tamına bir yıl sonra. Bedenin konusunda yazmak, fiziksel varlığının yaşadığı sayısı...
  • "Rappaccini'nin Kızı" - Nathaniel Hawthorne
    Giovanni o gün kendisine hitaben yazılmış bir tavsiye mektubu getirdiği, üniversitedeki tıp profesörlerinden Sinyor Pietro Baglioni'ye b...

Advertisement

Follow us on Facebook

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

EREN ARDA GÜLER. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Featured Post (Slider)

Kötüye Kullanım Bildir

Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan ( 44 )
    • ►  Mart ( 17 )
    • ►  Şubat ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım ( 43 )
    • ►  Ekim ( 43 )
    • ►  Eylül ( 53 )
    • ►  Ağustos ( 6 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 9 )
    • ►  Mayıs ( 16 )
    • ►  Nisan ( 56 )
    • ►  Mart ( 15 )
    • ►  Şubat ( 7 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık ( 7 )
    • ►  Kasım ( 8 )
    • ►  Ekim ( 7 )
    • ►  Eylül ( 3 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 3 )
    • ►  Mayıs ( 1 )
    • ►  Nisan ( 4 )
    • ►  Mart ( 3 )
    • ►  Şubat ( 5 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık ( 1 )
    • ►  Ekim ( 10 )

Bu Blogda Ara

Blog Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs 2020 ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan 2020 ( 44 )
    • ►  Mart 2020 ( 17 )
    • ►  Şubat 2020 ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım 2019 ( 43 )
    • ►  Ekim 2019 ( 43 )
    • ►  Eylül 2019 ( 53 )
    • ►  Ağustos 2019 ( 6 )
    • ►  Temmuz 2019 ( 2 )
    • ►  Haziran 2019 ( 9 )
    • ►  Mayıs 2019 ( 16 )
    • ►  Nisan 2019 ( 56 )
    • ►  Mart 2019 ( 15 )
    • ►  Şubat 2019 ( 7 )
    • ►  Ocak 2019 ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık 2018 ( 7 )
    • ►  Kasım 2018 ( 8 )
    • ►  Ekim 2018 ( 7 )
    • ►  Eylül 2018 ( 3 )
    • ►  Temmuz 2018 ( 2 )
    • ►  Haziran 2018 ( 3 )
    • ►  Mayıs 2018 ( 1 )
    • ►  Nisan 2018 ( 4 )
    • ►  Mart 2018 ( 3 )
    • ►  Şubat 2018 ( 5 )
    • ►  Ocak 2018 ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık 2017 ( 1 )
    • ►  Ekim 2017 ( 10 )

Combine

Horizontal

Vertical1

Vertical2

Gallery

Portfolio

  • Home
  • Features
  • _Multi DropDown
  • __DropDown 1
  • __DropDown 2
  • __DropDown 3
  • _ShortCodes
  • _SiteMap
  • _Error Page
  • Learn Blogging
  • Documentation
  • _Web Documentation
  • _Video Documentation
  • Download This Template

Footer Menu Widget

  • Home
  • About
  • Contact Us

Social Plugin

Contact us

About

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Categories

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

PGA Head Teaching Professional

Fotoğrafım
erenardaguler
Profilimin tamamını görüntüle

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Subscribe To Sarah Bennett Blog

Kayıtlar
Atom
Kayıtlar
Tüm Yorumlar
Atom
Tüm Yorumlar

Slider Widget

5/recent/slider

CATEGORIES

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Advertisement

Main Ad

Trend Tags

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Pages

  • EV
  • EV
  • EV

Most Trending

  • "Babam Beni Şah Damarımdan Öptü" - Ozan Önen
       İnsan, babası hayattayken, sanki tüm babalar hayattaymış gibi bir yanılgıya; babası öldüğündeyse sanki sadece kendi babası ölmüş gibi bir...
  • "Kadın Yok Savaşın Yüzünde" - Svetlana Aleksiyeviç
     İnsan savaştan büyük...     Büyük olduğu sahneler akılda kalan. Savaşta insanı yönlendiren bir şey var ki tarihten bile güçlü. Daha derinde...
  • "İpekli Mendil" - Sait Faik Abasıyanık
    Vakit geçiyor. Gün akşama, akşam geceye dönüyor ve bütün bunlara kuşlar şahit, gök şahit, insan şahit. Yaşlanıyoruz. Sait Faik nasıl anlatıy...
  • Tolstoy - Polikuşka
     Tam da o sırada Yegor Mihayloviç konağın kapısında gözüktü. Şapkalar art arda başlardan alındı, kâhya yaklaştıkça ortasından, önünden dazla...
  • Rebecca Solnit - Karanlıktaki Umut
      Neden-sonuç ilişkisi tarihin ileri doğru hareket ettiğini varsayar ama tarih bir orduya benzemez. Tarih, yanlamasına seğirten bir yengeç, ...
  • "Pan" - Knut Hamsun
     Üçüncü Demir Gece; olanca gerginlik içinde bir gece. Hiç değilse biraz don olsaydı! Don yerine gündüzün güneşinden kalma bir sıcaklık; ılık...
  • UKRAYNA'YA GİTMEK
    ARABA İLE GİTMEK… Mail kutuma yoğun bir şekilde gelen bir diğer soru, Ukrayna’ya araba ile gitmek. Her ne kadar Ukrayna’ya araba ile yolculu...
  • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
    Ulaşım Düzce merkezine, İstanbul yada Ankara'dan otoban yoluyla ulaşmak mümkün. İstanbul - Düzce otoban çıkışı 210 km. Merkeze ulaştığın...
  • "Şizodüş" - Merve Sevde Selvi
    Akşam oluyor. Şehrin üstüne karanlık inerken daralan göğsümü, dünyanın muhtelif yerlerindeki gün doğumlarını düşünerek geniş tutuyorum. Masa...
  • KAMP MATI NEDİR VE NASIL SEÇİLİR?
    Özellikle uzun süre yürüyerek seyahat ederken yaptığım doğa kampları sırasında karşılaştığım en keyif bozucu durum kamp çadırını kuracak uyg...

Featured Posts

About Me


I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out. Great things in business are never done by one person. They’re done by a team of people.

Popular Posts

  • "Narla İncire Gazel" - Bilge Karasu
  • "Bile Bile Bilinmeze Gelmiş Olmak" - Şafak Akyazıcı
  • "Mezarımdan Yazıyorum" - Machado de Assis

Advertisement

Designed By OddThemes | Distributed By Blogger Templates