DENEME BLOGU
  • Home
  • Download
  • Social
  • Features
    • Lifestyle
    • Sports Group
      • Category 1
      • Category 2
      • Category 3
      • Category 4
      • Category 5
    • Sub Menu 3
    • Sub Menu 4
  • Contact Us

Büyükada'da vapurdan inip saat kulesine doğru yokuşu tırmandılar, faytonların beklediği alana gelip sıradaki faytona bindiler. Rüya mıydı? 
   Mesut Bey elinden tutarak Dürdane'ye yardımcı oldu, Dürdane nazlıca kuruldu kırmızı kumaş döşeli arabaya. Üzerinde camgöbeği renginde bir ipek emprime rop. 
   "Dil'e çekiniz arabacı!" 
   "Baş üstüne beyim."
   Faytonun kırmızı kanepesi kapitone, iki yanında canlı fenerler. Mesut Bey o kanepede ne kadar da yakın oturmuştu ona. Elini faytonun arkasına atmıştı, aslında genç kadının omzuna... Yumuşacık bir haziran başı esintisi. Havada baygın çiçek kokuları. Erkeğin losyonuysa tümünü bastırır gibi. 
   "Ada hep eser böyle cicim, bu mevsimde bile. Serin mi geldi yoksa?"
   "Hayır efendim, hayır, katiyen. Bir an ürperdim sadece. Meraklanmayınız lütfen!"
   Dürdane'nin içini ısıtıveren, erkeğin onu sakınma arzusuydu. 
   Tavanını çevreleyen bembeyaz püskülleri havalandırarak ilerliyor araba, atlar rahvan. Yolun iki yanındaki köşklerin kıvrım kıvrım ferforje takılı kapılarında silme sarmaşık gülleri. Her yerde gül. Şeker pembeleri, eflatunlar, şeftali renkleri, kanarya sarıları ve kadife kırmızıları.
   Dürdane'nin elbisesinin yakasında da katmerli bir pembe gül. Mesut Bey iliştirmişti onu oraya. 
   "Sizin dudaklarınız bunların hepsinden âlâ bir gona güle benziyor kıymetlim!"
   Güller yalnızca ada bahçelerinde değil, Dürdane'nin içinde de açmıştı. Bugünün hiç bitmemesini dilemekteydi. 
   Ahşap köşkler ilkbahar güneşinin altında rengârenkti gözünde, aslında hemen hepsi beyaza boyalı olsa da.
   Girişe dayalı bisikletler. 
   "Bisiklete binmeyi tecrübe ettiniz mi hiç? Ben pek severim. Bir gün göstermeliyim size."
   Cennet dedikleri bu olmalıydı!
   Kimi bahçelerdeki çifter çifter palmiyeler tuhaf ellere benziyordu, her yanı açılan, meçhul istikametleri işaret eden... Bahar sonu renklerinin her biri amansızca kışkırtıcıydı, yürek çarpıntısına eşlik eden. Tarhlarda öbek öbek begonyalar, kiminin ortalarında yüzlerini güneşe dönmüş bembeyaz margaritler. İrili ufaklı toprak saksılarda sardunyalar; neredeyse can acıtan kırmızıların arasında mayhoş pembeler. Her bahçenin duvar diplerinde illa da ortancalar, mordan maviye. Parmaklıklardan sarkan kameriyeleri saran, hatta yüksek selvilere tırmanan morsalkımlarsa Dürdane'nin en sevdikleriydi. Mesut Bey'e onlar gibi sarılmak ve hiç ayrılmamaktı dileği. 
   Dilburnu'na varmışlardı. Faytondan inme faslı da "seremoni" gibiydi, Mesut Bey'in abartılı yardımı biraz da ona bir an evvel sarılmak arzusundan mıydı yoksa? 
   Alaca gölgeli yolda yan yana yürüdüler.
   Her yanı kuşatan fıstık çamları, geçmiş rüzgarlarla eğilmiş kıvrımlı kopkoyu gövdelerinde eski aşkların izleri, dağınık dallarında açılmamış taze kozalaklar ile çatlamış kozalaklar yan yana kuruyup yerlere savrulmuş ayrık iğneleri ayaklarının altında çıtırdıyordu. Aralarından görünen deniz masmavi uzanıyordu, dipten gelen ışıkla donanmışçasına aydınlık. Toprağın bitip kayalıkların başladığı kenarlarda mor ve sarı yabani çiçekler, genç kadının sevdiklerinden. 
   Küçük dalgaların aşağıdaki kayalara vuruşuna kulak verdiler bir süre. Yosunların buruk kokusu, insanı içi dışı denizle kaplıymış sanrısına sürükleyen o eşsiz koku yükseliyordu denizden, yoldan geçerken kopardıkları birkaç dal hanımeliden yayılan ince rayihayı istemeden bastırarak. Derme çatma ahşap banklardan birine oturdular, etraf tenhaydı. Mesut Bey'in, omzuna attığı kolunun altına sığındı Dürdane. 
   Saadetten uçmak diye bir şey vardı demek.


  Mermer bir platformda toplanmıştık. Bir avuçtuk artık. Ardımızda yaptıklarımızdan çok yapamadıklarımız vardı. Umutlarımız, ortak amaçlarımız, didişmelerimiz, gündelik küskünlüklerimiz, gün ışığı görmemiş gizlerimiz... 
   Yıllar önce ki ilk günde, giriş katını doldurduğumuzda, çevremizde ne varsa bizimle birlikte tazeleniyordu. İstekli, yetenekli olduğumuz saptanmış, "Burası sizindir" denmişti. Kuşkuyla tanışmıyorduk. Saptamayı yapanlara güvendiğimiz için, seçimlerine de güvenmiştik. 
   Uzun bir yürüyüşün başındaydık. İş bölümü yapıldı, alanlarımız belirlendi. Her şey, biz nasıl istiyorsak öyle oldu. Ya da sunulanın bize en uygun şey olduğunu düşünüyor, hemen benimsiyorduk. Hırsla sarılıyorduk önümüze konanlara. Burası bize verilmişti, bizimdi. Olanaklar, olasılıklar, gelecek başımızı döndürüyordu. Nasılsak öyle olan kendimizi, gerçekleştirmeyi amaçladığımız kendimizi, birbirimizi coşkuyla seviyorduk. "Biz" diye söz ediyorduk oluşturduğumuz toplulukta. Coşkumuzun var ettiği "biz"in vazgeçilmez üyeleri olarak güçlü hissediyorduk kendimizi. Boşluklarımıza, gediklerimize, ilişkilerimizin ayrıntılarına, sakatlıklarımıza ayıracak zamanımız yoktu. Ayrıca onları ortaya koyma konusunda kararsızdık. Bir gün açık yüreklilikle konuşsak, ertesi gün konuştuklarımızın ağırlığıyla eziliyorduk. Yine de biz geldik. Sonsuza kadar genç kalacaktık. 
   İlk gün salonu doldurduğumuzda ne kadar gerçeksek mermer platformda toplandığımız o garip ikindi sonrasında da o kadar gerçektik. Azalmıştık artık. Bütün parçalanmıştı. Birer birer kopup gidenlerin ardından acıyla, acıdan da çok acımayla bakardık. Bizsiz nasıl var olabileceklerini anlayamazdık. 
   Sen, aramızda ağır ağır dolanırdın. Sofralarımızın vazgeçilmez konuğuydun. Alnınla ağırlık, dilinle hafiflik taşırdın. Ceketin, bedeninin parçası olmuştu. Ceplerin ışıl ışıl renkli taşlarla, öykülerle, kabuklu böceklerle, billur su kutularıyla, gece kırpıntılarıyla, ipekten düş keseleriyle dolu olurdu. Kime ne çıkacaksa, dağıtarak geçerdin. 
   Sen uzaktan görününce, "İşte" derdi içimizden biri, "Odisseus geliyor." Eklerdi hemen biri: "partallar içinde." Üçüncüsü yer açardı yanında. Hevesle beklerdik anlatacaklarını. İçki üstüne içki sunardık, susma diye. Nazlanmazdın. 
   Dışımızdaydın. Seni kendimizden saymasak da, sende bulduklarımızı kendimizin sayardık. Sonra istemez olduk seni. Canımızı sıkıyordun artık. Cebindekilerin çoğunu görmüştük. Alnın daha ağırdı yanımızdan geçerken, dilin de ağırdı artık. Yüzüne bakamazdık eskittiklerimiz yüzünden. 
   Platformda toplandığımızda yıpranmış, tökezlemiş, erginleşmeden ergin yaşa gelmiştik. Kargaşa içindeydik. 
   Aramızdan biri seçilecekti. Bizi böyle bir seçim yapmaya kimin, neyin zorladığını bilmiyorduk. Bildiğimiz tek şey seçimin zorunlu olduğuydu. Kimse aday değildi. Hiç böyle alabora olmamıştık. Seçilenin ödülü felaketi olacaktı ya da felaketi ödülü. Sürekli tırnaklarını kemiren, saçlarını savuran biri, tıslayan bir sesle, kıyıcı ve atak "sen!" dedi, "sen!" işaret parmağıyla beni göstererek, "sen olabilisin." Platformun vadiye en yakın ucunda duruyordum. Bir anda, orada bulunan bütün işaret parmakları bana yöneldi: "Sen olabilirsin mevsimleri olmayan yalnızlığın bekçisi, sen olabilirsin duvarsız tapınağın bekçisi, yunus renginin bekçisi!.." Dehşete düştüm. Ömrümün doruğunu gösteriyordu lanetli parmakları. "Hayır, hayır," diye direnmek istedim, "benim için çok fazla, taşıyamam..." 
   İşte tam o sırada göründün sütunların dibinde. Onurla korkunun tutsağı olduğum anda. Yalnız senin yaratabileceğin tören gerginliğiyle indin merdivenleri, gelip ortamızda durdun. Soluk alamıyorduk. Yüzünde yabansı bir sarılık, ellerini ceplerinden çıkardın; her şeyden uzaklaşmış, alaycı, acılı bir gülümseyişle yavaş yavaş açtın avuçlarını. Bomboştular. Ceplerin ve alnın her zamankinden ağır, ellerin boş... Vadiye bakıyordun tutkuyla. Biliyorduk, daha seçi başlamadan seziyorduk; giden sen olacaktın.

   Yürüyüp gittiğinde vadinin derinliklerine 
   bastığın yer
   gün batımının kınaladığı kayıklardı
   bir minyatürün lacivert zemini olsaydı
   böyle kaybolmazdın.


Bir düşünürün en önemli görevi, içindeki ses onu nereye götürürse götürsün, o sesin peşini bırakmamaktır. Bunu yerine getirmeyenler büyük düşünür olamazlar. Araştırmaların ve hazırlıkların ardından düşünen ve hata yapan kimselerin hataları, hiç zahmet etmeden doğru düşünceleri kabul edenlerin doğrularından çok daha kıymetlidir. Düşünce özgürlüğü sadece büyük düşünürler yetiştirmek için elzem değildir, aksine, sıradan insanların ulaşabileceği en yüksek düşünce seviyesine ulaşmaları için olmazsa olmazdır. Düşüncelerin yasaklandığı dönemlerde az da olsa büyük düşünürler çıkmıştır, çıkmaya da devam etmektedir, fakat böyle dönemlerde kafası çalışan bir topluma hiçbir zaman rastlanmamıştır. Düşünce özgürlüğü olmadığı sürece, böyle bir toplum hiçbir zaman var olmayacaktır. Farklı düşüncelerden korkmaya ara verilmiş bazı dönemlerde, insanlar bu türden bir niteliğe geçici olarak yaklaşmıştır. İnsanlığı ilgilendiren büyük sorunların ve ilkelerin tartışılmasının tabu olarak kabul edildiği toplumlarda ise düşünsel harekete rastlanmamaktadır. Bir halkın düşüncelerini en temelinden sarsıp, sıradan insanları bile düşünür olma şerefine nail edecek itici güç, ancak ayrılık yaratacak kadar mühim konuların tartışılmasıyla ortaya çıkmaktadır.
   Bu itici güce bir kez Avrupa’nın reform sonrası dönemlerde, bir kez de Kıta Avrupası’yla ve burjuvaziyle sınırlı olmasına rağmen on sekizinci yüzyılın ikinci kısmında yaşanan düşünce hareketinde rastlanmıştı. Bunlardan daha kısa süren bir harekete ise Goethe ve Fichte dönemi Almanya’sında tanık olunmuştu. Bu üç dönem, düşünceler açısından birbirlerinden oldukça farklıydı. Fakat bu üçünün de ortak noktası, fikirlerin otoritenin hakimiyetinden kurtulmuş olmasıydı. Her birinde eski düşüncelerin despotizmi alaşağı edilmişti ve yeni bir baskı bunun yerini almamıştı. Avrupa’yı günümüz anlamında Avrupa yapan da bu üç dönemde meydana gelen itici güçtür. İnsanların düşüncelerindeki her gelişmede ve kurumların her değişiminde bu dönemlerin etkisi vardır. Maalesef ki, bir süredir bu itici gücün tükenmek üzere olduğunu görmekteyiz. Düşünce özgürlüğümüzü yeniden elimize alana kadar yenilik beklememiz anlamsız olur.


O gün eve dönünce aynanın önünde saatler geçirdim. Seksen yaşındaki bir adam için gülünç bir eylem. Kendimi beğenmem gerekiyordu. Insanın kendini beğenmesi ne zor şeydir. Çocukluğumdan beri kendimi fiziksel olarak beğenmem. Burnum çok yuvarlak, çok küçük ve çok kişiliksiz gelir bana. Burnumun daha köşeli, sert hatlı olmasını, elmacık kemiklerimin de daha çıkık olmasını isterdim. Burnum için yapacak bir şeyim yoktu. Elmacık kemiklerimi belirginleştirmek için ise gözlerinin altını yumruklardım. Kime özenmiştim, kendimi niye beğenmiyordum, bilmiyorum. Ama bu kendini beğenmeme, kusurlu hissetme o kadar gerçekti ki, kişiliğim bu kusurları örtmek üzere şekillendi, etli bir meyve gibi o kusurları gizlemek üzere olgunlaştı. İnsanlar, burnumun küçüklüğü ve yuvarlaklığı yüzünden beni gülünç ve kişiliksiz bulacaklar endişesiyle, ciddi, ağırbaşlı ve katı bir adam oldum ben. Hayat ile aramıza kimi zaman ışığı kıran bir prizma gelir yerleşir; renkler, biçimler, mesafeler, değişir. Gerçeklik değişir. Bana kalırsa, fiziksel Olarak kusurlu olduğumuz inancı da o prizmalardan biridir. Benim aynanın karşısında bu prizmayı kırmam, kendimi beğenmem gerekiyordu. Avlanmış, deşilmiş, dondurulmuş bir geyiğin başını beğenmek anlamına da gelse kendimi beğenmek zorundaydım. Dişlerime baktım, çenemin altıda sarkan deriyi çekiştirdim, omuzlarımı dikleştirdim. Kemik, deri ve damardan fazlası olabilmek için, gözlerimi iyice, arasından ancak soylu şeylerin geçebileceği kadar kısarak baktım aynaya. Burnumu koltukaltıma götürüp yıllardır bana yoldaş olan, yaşadığımı hissettiren terimi kokladım. Başka biri de bu kokuyu sevebilir miydi? Hâlâ sevebilir miydi? Yaşadığım için benim yerime bir başkası minnet duyabilir miydi? Son bir kez bir kadının yanında soyunmak, çırılçıplak olmak istiyordum. Bunun, hayat çemberinin tamamlanmasının bir gereği olarak, altı bağlı bir bebeğin bezi açıldığında duyduğu ferahlığa benzer bir ferahlık hissettireceğini düşünüyordum. 
   Elbette, genç kadını bana çeken şey, varsa böyle bir çekim, kabul görmüş şairliğimdi, fiziksel özelliklerim değil. Ama aşkın imkânsız bir saflık arzusu olduğunu kim inkâr edebilir? Serap, beni şair olduğum için değil basitçe erkek olduğum için sevsin istiyordum. Âşık olduğumuz insanın bizi en katıksız biçimde sevmesini isteriz. Diyelim genciz, güzeliz, gözümüz mavi, saçımız kıvırcık, güzel konuşuyoruz. Aklımıza hemen şu soru gelir: Genç, güzel olmasam, gözüm kahverengi olsa, güzel konuşmasam yine de beni  sever mi? Bizi biz yapan iteliklerimiz olmadan da sevgilimiz bizi sever mi, sorusu hem çok saçma hem de kaçınılmazdır. Sevgilimizin gözünde yavaş yavaş kendimizden, varlığımızdan soyunarak saf sevgiye ulaşma arzusu, diyelim buna. Yani yine bir soyunma eylemi, yine bir aynanın önündeyiz.


Avrupa’nın en pahalı şehirleri hangileri ? Canınızın sıkılacağı bir yazı. Pek muhtemel bir çoğunuz bile “Pahalı” başlığı olduğu için çoktan es geçtiniz. Ama itiraf edeyim. En güzelleri bunlar. Pahalı olan çoğu şey gibi…

Avrupa’da En Pahalı 10 Şehir
Monako
Oslo
Stockholm
Helsinki
Berlin
Amsterdam
Kopenhag
Nice
Paris
Barcelona

Özetle söyleyeyim dostlar. Günde 50 Euro az gelir bu şehirlerde. En az 70 Euro gibi bir rakam gerekir. Ne için ? Konaklama (Hostel), 3 öğün yemek (1 tanesi iyi, 1 kahvaltı ve 1 atıştırma öğün sandviç veya MC donalds tarzı). Az alkol. Öyle çok mekanlara gidip ortamlar yapma falan yok. Sokakta içme var. Her müzeye girmeme var. Yani lüks hayat yok.

Ben Barcelona ve Nice’de sahilde yattım. O zamanlar ne cesurmuşuz. Yaş 21’di. Şimdi 26. Ölsem yatmam. Ama işte, inanın o psikolojide, umrunuzda bile olmuyor. O yüzden genç kardeşlerime sesleniyorum.

Bakmayın 50 Euro’ya falan. Alın bir interrail bileti, basın gidin. Ne adamlar gördüm, bırakın Avrupa’yı, Dünyayı gezen. O yüzden sizin cesur olmanız lazım. He kalkıpta cepte 1 Euro olmadan çıkın demiyorum. En azından 3-5 birşey olsun. Ondan sonrası zaten inanın çorap söküğü gibi gelir.
Bu arada ben size bunları böyle anlatıyorumda, ben günde ortalama 50-60 Euro gibi bir rakam harcardım. En güzel müzelere de gittim, Barcelona-Real Madrid süper kupa finalinide izledim, Kuzey’de beyaz geceleri de gördüm, Amsterdam’da bisikletle kanal kanal da gezdim, Nice’de akşama kadar sahillerde finkte attım, Berlin’de en güzel sanat galerini de gördüm, Paris’de Eyfel kulesinin önünde şampanyada içtim. O yüzden çok takılmayın. Yeter ki hayal edin…



“Dünyanın en güzel duygusu nedir ?” diye sorsan, gezip-görmekten, seyahat etmekten, dünyayı gezmekten, bambaşka ülkelere kuş misali uçmaktan, yeni kültürleri-insanları-toplumları-yemekleri tatmaktan kısacası nefes almaktan başka bir cevabım olmaz. Hayatın bu kadar güzel olduğunu, nefes almanın bu kadar değerli olduğunu, bir şeylerin eksik olduğunu bile bile sahi neden bizler millet olarak seyahat etmiyoruz ki ?

Ben herkese bu işlerin ne kadar kolay ve seyahat etmenin ne kadar ucuz hatta sıradan olduğunu anlattıkça, onlar bir türlü bir yerden başlayamıyor ve sadece seyirci olarak izliyorlardı.

“Yahu bu işte ne var. Tutku olduktan sonra sen de yapabilirsin !” telkinlerini versemde, bir çoğu hiç umursamıyordu bile. Ama belki sen umursarsın diye, hatta sen de benim gibi bu duyguya aşık ve hayatında aradığın en büyük heyecan olan seyahat etme sevdasına kapılmış veya belki de sürekli hayalini kuran birisi olabilirsin diye, biraz yazıya döküp, elimden geldiğince anlatayım diyorum.

Neden seyahat etmeliyiz ? Bir insan durduk yere niye kalkıp Hindistan’a, Brezilya’ya, Avustralya’ya, Kanada’ya ya da işte her neresi ise, o yere sahi neden gider ? Kurulu düzeni varken, her sabah 9’dan 6’ya çalıştığı bir işi, eşi, çocuğu düzenli bir hayatı varken ne diye bunca araştırmaya, yeni heyecana katlanır ? Söyleyeyim dostum. “Merak”.

Öğrenme merakı, okuma-araştırma merakı, kendini-dünyayı keşfetme merakı. Olay bir yerler görmekten çok, kendini tanıma arzusu. O yüzden şimdi sayacağım özellikler ve istekler, sende de varsa, bir an önce plan yapmaya başlasan iyi olur.

Çünkü inan bana sen zaten fiziki olarak olduğun yerde dursan bile aklın başka yerlerdedir. O yüzden hayal kurmaya, bir yerlere gitmek için planlar yapmaya başlasan iyi edersin….

Bu zamana kadar gezdiğim ülkelerde ve yaptığım seyahatlerde kendimde keşfettiğim ve kendimce öğrendiğim en güzel ve en etkili değişimler şahsen şimdi sıralayacağım 15 farklı şey oldu. Bir bak bakalım sende de böyle değişimler ya da değişmesini istediğin yepyeni arayışlar var mı !

Seyahat etmek ;

1-Gözlerini dünyaya açar. Uyurken uyanırsın özünde. Görürsün. Farkedersin.
2-Lüks değildir. İhtiyaçtır. Normal bir insan yeniden doğmak için seyahat eder. Bizim ülkede lüks gibi gösterirler.
3-Bambaşka pencereden bakmanı sağlar. Sadece Türkiye’nin, Türklerin ve sadece Müslümanların, İslamiyetin olmadığını gösterir.
4-Hayallerini gerçekleştirir. Binlerce kez fotoğraflarına baktığın yerleri canlı görünce, şaşırtır seni. Ağlatır.
5-Seni geliştirir. Dilini, vizyonunu, bakış açını, kültürünü, bilgini …
6-Hayallerinin, dünyadan daha büyük olduğunu görmeni sağlar. İnan bana dünya sandığından daha küçüktür.
7-Macera peşinde koşturur. Heyecanlanmak ne demekmiş onu öğretir sana.
8-Dünyayı gösterir. İlla çok uzaklara gitmek değil çevrendeki şehirlerdeki güzellikleri görmektir.
9-Kendini keşfetmeni sağlar. Günde kaç saat kendinle konuşuyorsun ? İşten güçten fırsat bile kalmıyor belki de. Ama inan bana seyahat ederken aslında göreceğin şey kendini farketmektir.
10-Ufkunu açar. Ne kadar cahil olduğunu ve öğrenilmesi gereken ne kadar çok bilgi olduğunu görürsün. Hala diyorum. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğim…
11-Her şeyden öte saygıyı öğretir sana. İnsana, doğaya, dünyaya saygılı olmayı. İnan bana millet olarak ihtiyacımız var. Hem de çok…
12-Arkadaş edinmeni sağlar. Bazen yol arkadaşını tanımak, bazen bambaşka ülkelerden insanlarla tanışmak.
13-Yeniliğe karşı açık olmana yardımcı olur. Yeni olan her şeyi merak etmeni ve yeniliklere karşı asla çekinmemeyi öğretir.
14-Önyargılı olmanı yıkar. Genellemezsin. Bilmeden konuşmazsın. Bakar, tadar, şaşırır sonra karar verirsin.
15-Pozitif olmayı ve gülmeyi öğretir. Sahi en son ne zaman saatlerce, içinden geldiğince, ağzın kulaklarına varana kadar, haykıra haykıra gülüp, eğlendin ? Bir düşün bakalım…


Nasıl ? Sende de bu beklentiler var mı ? Ya da sen de, seyahat ettikten sonra, şöyle bir kendini bulmuş, rahatlamış, dinlenmiş bir şekilde, yüzün gülerek ülkene dönüyor musun ? Biliyorum, aynıları sende de oluyor. Çünkü bu duygu, gülmek, ağlamak, yemek yemek, üzülmek gibi sıradan ve hepimizin doğasında zaten doğuştan var olan şeyler.

O yüzden inan bana , eğer hiç seyahat etmemişsen bile, biraz gezip gördükten sonra pek muhtemel sende de bu hisler yerinden kımıldamaya başlayacak ve bu virüsün vücuduna bir kez girmesine izin verdikten sonra, bir daha asla çıkmasını istemeyeceksin…

O yüzden, belki iyi bir işin olabilir. Benim de var. Hala da devam ediyorum ve seviyorum da. Yabancı bir dilin olmayabilir. Benim vardı da noldu ! İnan bana Çin’de, Kamboçya’da, Hindistan’da hiç ihtiyacım bile olmadı. Yalnız seyahat etmekten korkuyor da olabilirsin !

Yalnız gezerken ben de korkmuştum doğrusu. Param yok diyebilirsin. Bu işler sana çok pahalıya mal olacak gibi gelebilir. Yahu kaç kez daha söyleyeyim Kamboçya’da, Hindistan’da hatta Ukrayna’da, Kosova’da günde 30 doların varsa krallar gibi bir gün geçirebileceğini ? O yüzden bunların hepsi koca bir BAHANE. Sen yeter ki gitmek iste. Kafana koy.



Sırtçantalı gezgin olmak ! Çok korkuyorsun değil mi ? “O ilk adımı nasıl atarım, nereye giderim,  başıma bir şey gelir mi, becerebilecek miyim ?” diye için içini yiyor. Bir yanın git, bir yanın kal diyor değil mi ? “Hadi gitmek kolay da, yalnız gitmek zor. Önce birini mi bulsam !” diye kendine sorup duruyorsun ama her sene erteliyorsun değil mi ? Yurtdışına bir kaç kez çıkanlardansın belki de.

Ama o sırtçantasını alıp, çok uzaklara uzunca zaman gitmeye bir türlü gönlün er vermiyor değil mi ? Bu kadar hayalin varken, dünyanın bu kadar güzel olduğunu biliyorken, bambaşka diyarlarda havanın, suyun, toprağın,  sokakların, kuşların, ağaçların seni hayallere daldıracağını biliyorken, neden duruyorsun dosdum ?

Kalk hadi. Düş peşime. Keşfetmemiz gereken 196 ülke, dolaşmamız gereken 7 kıta, öğrenmemiz gereken sonu gelmeyen bir yolculuk var önümüzde. Korkma ! Ben yaptıysam, pek ala sende yaparsın. Hazır mısın ?

1-Gitmek seni korkutmaz !
Ben de korkardım ya. Kimseyi kandırmayalım şimdi. Ama ne zaman o ilk adımı attım ve baktım ki gayet bir şekilde dünyayı gezer oldum, o gün dedim kendime “Tamam Deniz. Oldu bu iş. Bir sonraki durak ?” O yüzden, şimdi sana anlatacağım 10 özellik sende de varsa dosdum, hiç korkmadan düş yollara.

Bu işin cinsiyeti, milleti yok. Özellikle Türk kız arkadaşların sürekli sorduğu “Ben kız başıma naparım !” diyenlere gelsin bu sözüm: 16 yaşında Hollanda vatandaşı kızın bir başına dünya turuna çıkmış halini gördü bu gözler. “Başımıza birşey gelir mi acaba !” diyenler : İnan bu ülke, bir çok ülkeden daha tehlike.

Sırtçantalı gezgin olmak ! Çok korkuyorsun değil mi ? “O ilk adımı nasıl atarım, nereye giderim,  başıma bir şey gelir mi, becerebilecek miyim ?” diye için içini yiyor. Bir yanın git, bir yanın kal diyor değil mi ? “Hadi gitmek kolay da, yalnız gitmek zor. Önce birini mi bulsam !” diye kendine sorup duruyorsun ama her sene erteliyorsun değil mi ? Yurtdışına bir kaç kez çıkanlardansın belki de.

Ama o sırtçantasını alıp, çok uzaklara uzunca zaman gitmeye bir türlü gönlün er vermiyor değil mi ? Bu kadar hayalin varken, dünyanın bu kadar güzel olduğunu biliyorken, bambaşka diyarlarda havanın, suyun, toprağın,  sokakların, kuşların, ağaçların seni hayallere daldıracağını biliyorken, neden duruyorsun dosdum ?

Kalk hadi. Düş peşime. Keşfetmemiz gereken 196 ülke, dolaşmamız gereken 7 kıta, öğrenmemiz gereken sonu gelmeyen bir yolculuk var önümüzde. Korkma ! Ben yaptıysam, pek ala sende yaparsın. Hazır mısın ?

2-Yalnız gitsen bile önemli değildir.
Evet. Yol arkadaşının olması tabi ki çok büyük bir şanstır. Ama herkes yol arkadaşı edinmek zorunda değil ki. Belki sen yalnız olmayı, birisi ile birlikte gezmekten daha çok seveceksin ! Hem ayrıca yalnız olacağını kim söyledi sana ?
Kalacağın her bir hostel yani yurttta, senin gibi kaç tane yalnız gezen insan olacak biliyor musun ? Hem bu senin için daha iyi bir fırsat değil mi ? Böylece yepyeni arkadaşlıklar edinir, hiç tanımadığın yol arkadaşlarından yepyeni kültürler, hayaller ve hayatlar öğrenmiş olursun. İnan bana. Yalnız gitmek bahaneden başka bir şey değil…

3-Konaklama derdin yoktur. Otel, sahil, havalimanı farketmez.
Hani hep diyorum ya “Gece uçun. Otobüs veya tren yolculuğunuzu geceleri yapmaya çalışın.” diye. İşte buna birde, konaklayacağınız bedava yöntemleri de dahil edin. Sahilde yatın, havalimanında bir köşeye kıvrılın. Bankta yatın. Ne olacak ! Ölmüyor insan. Ölmedik çünkü.
Bunu bir çok kez denemiş bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Eğer “Yeter ki gideyim. Bir şekilde hallederim.” diyorsan, inan hiç yanılmadığını göreceksin. Başkaları korkutur, engeller, ürkütür seni. Sen bildiğini oku. Koca bir yalan olduğunu göreceksin…

4-Ucuza Konaklama ve Ulaşım Vazgeçilmezindir.
Hostel’da konaklamak, ucuza uçak bileti bulmanın piri olmak veya bu işlerin hepsini bedavaya mal etmek mümkün mü sence ? Bence mümkün. Birçok uçağa 1 TL dahi ödemediğimi, konaklama işlerimi ya bedavaya ya da çok ucuza mal ettiğimi sana son bir kez hatırlatayım.

5-Aynı T Shirtü Haftalarca Giymek Umrunda Bile Olmaz.
Bir çok fotoğrafıma bakınca göreceksiniz ki, hep aynı kıyafetler vardır üzerimde. Hongkong’da da aynıdır, Pekin’de de. Ne yani 20-30 lira verip 1 t shirt alamaz mıydım ? Sanırım alabilirdim. Ama olay o değil işte. Olay, inan bana insan gezerken, yeni yerler keşfetme aruzusu içindeyken bırak t shirtü, yemesi gereken yemeği bile unutuyor sırf yeni yerler göreyim diye.
Eğer sen de böyle şeyleri çok umursamıyorsan dosdum, inan bana bizden birisin demektir. Bırak varsın başkaları laf etsin. Sen bildiğini oku. Alacağın yeni bir kıyafetin değil, hayallerinin peşine düş. İnan bana gideceğin yepyeni bir şehir, alacağın yeni bir t shirtten daha fazla mutlu edecek seni.
Ayrıca inan bana, ilerde kimseye alacağın t shirtü anlatmayacaksın. Ama göreceğin bambaşka bir dünya, yepyeni anılar hayatında çok güzel yerler edinmeni sağlayacak.

6-Sırtında Hayatını Taşımak Ağır Gelmez.
Gardırobunda bulunan bütün kıyafetlerin kaç bavula sığar ? Sanırım benim en fazla 1. Hayatım boyunca da hiç öyle onlarca gömleğim, kazağım veya pantalonum olmadı benim. Çünkü tek derdim vardı. Her daim yolu düşündüm. O çantayı sırtıma alıp, 5 dakika da hazırlanıp, içine yüklediğim kıyafetlerden çok hayallerimi koymayı yeğledim.
Hiç ağır gelmedi o çanta. Tam tersi gün geçtikçe daha da hafifledi doğrusu. Ne gittiğim yerlerin uzaklığı yük oldu omzumda, ne de içindeki saçma sapan bez parçaları. O yüzden kardeşim, eğer hayallerin varsa kalbinde, çok düşünme bunları. Al çantanı çık yola. Hem inan bana, bir çok Asya ülkelerinde bavul ile gezmek, sırt çantası ile gezmekten daha kolaydır. Biliyorum. Sen de benim gibi düşünüyorsun. Durma öyleyse…

7-Vize Falan Umrumda Değildir.
Gideceğin yerin hayallerini kurarken, vize alıp almamak aklının bile ucundan geçmiyorsa, inan bana seni kimse tutamaz. Sen zaten gideğin yeri çoktan belirlemişsin. Tek yapman gereken küçücük bir adım. Zaten gideceğin ülkeyi araştırırken çoktan vize işlemlerini laf arasında planlamışsındır.
Hatta gideceğin bir çok ülkede, bir sonraki ülkenin vizesini Türkiye’deyken almaktan daha kolay halledeceğini biliyorsundur. O yüzden bu işleri zerre kadar umursamıyorsan, vize senin için halletmen gereken sıradan bir süreçtir.

8-Yeni Yerleri ve Kültürleri Hayal Etmekten Kendini Alamazsın.
Bazen sana da oluyor mu ? Gözlerini kapayınca, karşında masmavi denizler, yemyeşil ormanlar, çekik gözlü sevimli çocuklar, asfaltı olmayan köy yolları, televizyonda gördüğün o bambaşka diyarlar gözlerinin önünden geçmiyor mu? Gitiğin her bir şehir bittikten sonra, daha döner dönmez yenisini planlamıyor musun sen de ?
Biliyorum. Sen de benim gibisin. Durmak istemiyorsun. “Bıraksınlar da, bir an önce uçup gitsem.” diyorsun. O zaman yap planlarını. Çık yola. Zaten bu saatten sonra seni kimse durduramaz. Halletmen gereken 3-5 pürüz var hepsi o. Son rütuşlar bunlar. Şaheserini yaratmak üzeresin. Az kaldı.

9-Önceliğiniz Konfor Değilde, Görme Arzusudur.
Sen de de çok oluyor değil mi ? “Yeterki gideyim. Nereye gideceğim, nerede kalacağım, nasıl olacağı umrumda değil. O Tac Mahal’i, Mısır Piramitlerini, Çin Seddini, Phi Phi adasını, Bali’yi ölmeden önce ne olur göreyim.” diye sürekli için içini yiyor değil mi ?
Kalacağın yermiş, bineceğin otobüs-tren-uçak her neyse işte, hiçbiri umrunda değil. Tek derdin var görmek, yaşamak, dokunmak, hissetmek değil mi ? Öyle öyle. Biliyorum. Hatta inan bana çok ama çok eminim.

10-Bedava Turlar ve Esneklik Önceliğindir.
Bir şehre gidince nerede bedava bir etkinlik varsa gidenlerden misin sende ? Ya da çok telaş yapmak istemeyip, anı yaşayıp, oluruna bırakanlardan mısın ? Tarihin, günün, zamanın değerinin farkında olup, aynı zamanda şu anın en güzel an olduğunu bilenlerden misin ? Bİr daha hayata gelmeyeceğini bilip, herşeyi oluruna bırakanlardan ?
Eğer öyleysen, sen de bir sırtçantalı gezginsin demektir. Çünkü bizler, bir şehirde olması gereken her türlü ucuz ve kolay etkinlikleri deli gibi araştırıp, kendimizi çok germeden, birşeylere yetişmekten çok, anın tadını çıkarmayı sevenlerdeniz. Çünkü inan bana, yarın hiç bugün kadar güzel olmayacak ve sen bir daha o şehirde bir daha şimdiki kadar eğlenmeyeceksin…
Eğer dostum, sen de de bu hisler çoğunluktaysa, pek muhtemel sen de bir sırtçantalı gezginsin. Ne gideceğin yerin çok büyük önemi vardır, ne konforun, ne de lüksün. Tek derdin vardır : O da görmek. Gerisi senin için, sadece geçmen gereken engelden ibarettir. İnan bana, bir kaç gez bu duyguları tattıktan sonra, ne üzerinde ki t shirt umrunda olacak, ne de o havalimanında yattığın gün.

Tek derdin olacak senin. O Hint okyanusunda yüzülecek, Machu Picchu’ya tırmanılacak, Antartika’da yolun sonu görülecek, medeniyetin henüz uğramadığı Afrika kabileleri görülecek.

Hayallerinin peşine düşülecek, hayatın boyunca hiç yaşamadığın ve belki de varlığından bile haberdar olmadığın duyguların yerinden oynayacak. İnan bana, bu duyguların bir kez ayağa kalktığı andan itibaren, ne bir daha yok olmak isteyecek ne de sen buna izin vereceksin. O yüzden korkma. Herşey bir adımda başlar. Sen yeter ki hayal et. Düş peşine…


Birçok insan seyahat etmek, yeni yerler keşfetmek için büyük bütçelere ihtiyaç duyulduğundan yakınıp duruyor. Bazıları ise bunu başarabilen insanların bu işi nasıl yaptıklarını merak ediyor ya da onların maddi sıkıntı çekmediklerini düşünüyorlar. Aslında durum hiç de öyle düşünüldüğü gibi değil. Benimde en çok aldığım soruların başında geliyor. Ne iş yapıyorsunuz. Nasıl bu kadar gezebiliyorsunuz? Aslında bunun birkaç püf noktası var. Üstelik uygulaması da oldukça kolay. Siz istedikten sonra imkansız diye bir şey yoktur. Eğer sizi evinizden dışarı çıkmaktan alıkoyan şey para ise, sizlerle paylaşacağım ekonomik seyahat etmenin ipuçlarına bir göz atın derim.

Ucuza Seyahat Etmenin Sırları:    

1.   Bütçenizi Belirleyin
Her şeyden önce bir gezi için ne kadar bütçe ayırabileceğinizi belirleyin. Biliyorum hepimizi gezmek istiyoruz hatta mümkünse yılda birden fazla olmasını. Bunun en başında tabiki bütçe geliyor. Öncelikle gezilerde minimal yaşamayı benimsemek gerek. Yurtdışına mı gideceksiniz o halde önce biletleri alın. Yavaşca ödeyin. O bittikten sonra konaklama için ayırın. O da mı bitti o halde yeme içme için bütçe ayırın. Püf nokta ayırabileceğiniz bütçe bunu unutmayın. gerisi kolay.

      2.  Gideceğiniz Yeri Bütçenize Göre Seçin 
Artık bütçemizi belirlediğimize göre, şimdi ona uygun lokasyonlara bakma zamanı. Güzel bir araştırma yapın. Hatta gitmek istediğiniz yerlerin bir listesini yapın. Listedeki yerlerin size ne kadar bütçe gerektireceğini hesaplayın. Yurtdışına çıkma fikriniz varsa öncelikle vizesiz ülkelerini seçin. Vizesiz ve ucuz olabilecek ülkelerin başında Balkan ülkeleri geliyor. 

       3.  Seyahatinizi Birkaç Ay Önceden Planlayın
Bu önünüzde, bütçenize ek bir şeyler katmanıza ya da sıfırdan bir bütçe yaratmanıza zaman sağlayacaktır. Mesela seçtiğiniz ülkenin para birimi Euro ise, her ay maaşınızla minimum 50 Euro satın alıp kenara atabilirsiniz. Seyahate çıkacağınız gün gelip çattığında maddi açıdan kendinizi daha rahat hissedersiniz bu sayede. Ayrıca geziniz bittiğinde, “her şey güzeldi de, şimdi ay sonunu nasıl getireceğiz” gibi sendromlara da girmemiş olacaksınız. Böylelikle seyahat sonrası canınızda sıkılmamış olur. ekonomik seyahat

        4.  Uçak Biletinizi Buna Göre Alın
Gitmek istediğiniz ülke eğer kıtalar arası ise, mutlaka biletlerinizi erkenden alın. Mümkünse gitmek istediğiniz tarihi haftaiçi bir güne getirin. Birde yapılan araştırmalara göre en uygun biletler Salı günleri oluyormuş. Gezinizi buna göre planlamaya çalışabilirsiniz. 

Yukarıda yazdıklarımın aksi gibi olacak ama hafta sonu için bir kaçamak planı yapıyorlarsa bunu son dakikaya bile bırakabilirsiniz. Her zaman tutmayabiliyor bunu da söylemeden geçmeyim 🙂

Kampanyaları takip edin. Bütün hava yollarının mail listelerine üye olun. Kimi zaman çılgın kampanyalar yapıyorlar. Mesela bu sene Pegasus tüm biletler yarı fiyatına kampanyası yaptı bir gün. THY sık sık yurt içi ve yurt dışı uçuşlarda promosyon yapıyor. Atlas keza çok güzel kampanyalar yapıyor. Kısa mesafe tatilleri biz genelde bu kampanyalara göre şekillendiriyoruz. Okyanus ötesi uçuşlarda da özellikle Qatar çok güzel kampanyalar yapıyor! Tabiki bazen kampanyalar üzmüyor değiller ama ucuz bilet bulabilmek için ideal yollar.

        5.  Uygun Konaklama Seçeneklerini Kullanın ( Hostel – Couchsurfing )

Klişe olacak biliyorum ama yurt dışında yaşayan arkadaşlarınız varsa seyahat planlarınızı yaparken onların yaşadığı yerleri mutlaka öncelikli olarak değerlendirin. Almanya’da yaşayan kuzenlerimi ziyaret ettiğimde bu seçeceği kullanmıştım. Ayrıca Gürcistan seyahatim sırasında da arkadaşlarımda konaklamıştım. Hem lokal bir sürü insanla tanışma fırsatı buldum hem de lokaller nerelere gidiyor, nerelerde yemek yiyor, nasıl eğleniyor hepsini öğrenmiş oldum. 

Aileden biri veya yakın bir arkadaşınız yurt dışında yaşamıyorsa üzülmeyin çünkü couchsurfing var. Karadağ’da bolca kullanmışlığım var ve bence çok güzel tecrübelerdi. Couchsurfing t Şimdilik size kısaca şunu söyleyebilirim eğer bu sistemi sadece bedava konaklama olarak görmezseniz çok bilgilenir ve eğlenirsiniz. 

Her ülkede olmasa da birçok ülkede çok düşük bütçelerle konaklamak için hostelleri tercih edebilirsiniz. Benim, 4 defa hostel deneyimim oldu ve hepsinden de çok memnun ayrıldım. Hatta bazı hosteller kızların bir arada kalabileceği yatakhaneleri de oluyor. Hem sosyalleşip hem de yeni arkadaşlıklar kurmak için harika yöntem ve üstelik epey ekonomik. Bence bir şans vermeye değer. Hosteller hakkında daha fazla bilgi için: Hostel Nedir?

Sürdürülebilir turizm yöntemi ile bazı çiftliklerde ücretsiz veya çok ucuza konaklayabilirsiniz. Yurtiçinde denedim. Harika bir tecrübeydi. Dünyanın birçok yerinde efsane çiftlikler var, ben ara ara bakıyorum.  Ev sahiplerine çiftlik işlerinde yardım ederek hem eşsiz bir deneyim yaşayıp hem de normalde kalmayı hayal edemeyeceğiniz yerlerde çok uygun fiyatlara kalabilirsiniz.

    6.  Toplu Taşıma Kullanın 
Lüksten feragat edeceğiniz kadar, konforunuzdan da ödün vermeniz gerekiyor. Araba kiralamak her zaman en kolay yol olmuştur. Ancak bu bazı yerlerde masraflı olabiliyor. Özellikle yurtdışında araç kiralamak istiyorsanız şirketler 500 euro kadar depozito almak istiyorlar. Yerel yerlerden bunu vermeden araç kiralayabilirsiniz ancak araçla ilgili bir sıkıntı yaşadığınızda ne yazık ki yolda kalıyorsunuz. Şunu bilin ki, toplu taşıma da işinizi görecektir. Kalacağınız süreye göre oradan kart çıkartabilirsiniz. Nereye nasıl giderim diye korkmanızada gerek yok. En çok kaybolabilirsiniz 🙂 Hatta küçük bir şehirse neden yürüyerek gezmeyi tercih etmeyesiniz ki. Otostopu da tercih edebilirsiniz tabi. 🙂

        7.  Pahalı Kafe ve Restoranlara Gitmeyin
Mümkün olduğunca sokak yiyeceklerini tercih edin ya da kendinize bir sandviç hazırlayın. Elbette ki en azından 1 gün gittiğiniz yerin mutfağını deneyimlemek isteyeceksinizdir. Ama bunu seyahatiniz boyunca alışkanlık haline getirmeyin. Yeme ve içmeye olabildiğince minimum harcama yapın. Çoğu seyahatimde yola çıkmadan en azından bir kaç beni idare edebilecek kadar yiyecek hazırlayıp yola çıkarım. Restoranda yemek yerinede marketten bir şeyler alıp onları tüketirim. Kahvemi bile yanında taşıyanlardanım 

      8.  Paket Şehir Turlarına Göz Atın
Küçük bir hesap yapın. Kendi başınıza gezmeniz mi, yoksa bir paket tur satın almak mı daha karlı? Paket turların içerisine genelde ulaşım ve öğle yemeği de dahil olabiliyor. Müze, vs. gibi girişleri ise cebinizden ödeyeceksiniz her iki durumda da. Eğer yakın yakına bir rakam çıkıyorsa, kendinizi zorlamanıza gerek yok. Paket şehir turu satın alabilirsiniz. Her zaman işe yarayabilirler ama yinede araştırmakta fayda var.

      9.  Hediyelik Eşya Dükkanlarından Uzak Durun 
Bence en doğru karar dükkanlardan uzak durmak olacaktır. Eğerki duramıyorsanız mutlaka pazarlık edin 🙂 Bizde olduğu gibi dünyanın her yerinde pazarlık payı var. Bozuk paralarınızı ayrı bir yere koyun ve bu kadar para kaldı diyerek pazarlığı yapabilirsiniz  ekonomik seyahat

Bit pazarlarına gidin. Bizde güzel ürünler genelde antikacılarda fahiş fiyatlara satılıyor ve bit pazarlarında tek tük işe yarar bir şeyler bulunuyor. Buradakilerle kıyaslamayın, yurt dışındaki pazarlarda efsane eşyalar bulabiliyorsunuz.


Genel Öneriler
Turla seyahat ederek gerçekten çok uygun fiyatlar yakalayabilirsiniz. Evet turla gezmek istemiyoruz ama zaten gezmek zorunda değilsiniz. Uçak ve otel için tur şirketinden faydalanıp kendi planınıza göre gezebilirsiniz.  ucuza seyahat

Vizesiz gidilebilecek onlarca güzel ülkeden birine giderek son derece gereksiz bir masraf kaleminden kurtulabilirsiniz. Üstelik dünya kadar evrak hazırlamak, vize randevusuna gitmek gibi zaman alıcı işlerden de kurtulmuş olursunuz.

Sezon dışı seyahat ederek çok uygun fiyatlarla gezebilirsiniz. Bir kaç defa yapmışlığım var. Hem turist kalabalığından da kurtulmuş oluyorsunuz. Bu sayede hem konaklama hem ulaşım konusunda çok uygun fiyatlar yakalayabilirsiniz.

Son olarak, hava alanında beklerken yiyip içme maliyetleriniz için, mutlaka kullandığınız kredi kartınızın veya GSM operatörünüzün ücretsiz lounge kullanım hizmetlerini kontrol etmenizi öneriyorum. Bu masraf kalemini hafife almayın, beklerken insanın canı bir şeyler yiyip içmek istiyor ve hava alanlarındaki tüm restoranların fiyatları normalin çok üstünde oluyor. ekonomik seyahat

Sizinde eklemek istediğiniz bir şeyler varsa, yorumlarınızı bekliyorum.  ucuza seyahat

Keyifle kalın…



Sırt Çantasında Neler Olmalı
Sırt çantası hepimizin için oldukça önemli bir konu. Bana en çok sorulan konulardan biri “bu kadar az eşya ile nasıl seyahat ettiğim?”. 10 günlük İstanbul-Mardin seyahatimde çantamı gören arkadaşlarım çok şaşırmışlardı. Biz olsak bir valizle giderdik demişlerdi. 

Bende bir zamanlar valizle seyahatle gidenlerdendim. Zamanla minimalist yaşamayı öğrendikçe hem gereksiz eşya almamaya ve gereksiz yanımda yük yapmamayı öğrendim.

Hafif Seyahat Çantası Önerileri
Bunun birkaç kolay yöntemi var:
Neredeyse bütün malzemelerim seyahat tipi. Havlum, deodorant, şampuanım, diş ipine kadar…Hafif, az yer kaplayan, yıkanıp kuruması kolay ve ütü sorunu olmayan kıyafetleri tercih ediyorum.Zamanla az eşya ile seyahat etmeye alıştım ? Gereksiz hiçbir şeyi kendime yük etmemeye özen gösteriyorum.
Özellikle 3. maddeyi gerçekleştirebilmek için, seyahat çantamı hazırlamadan önce her şeyi yayar, ihtiyacım olmayanları son kez ayıklarım. Gittiğim bir seyahatten dönerken valiz o kadar ağır olmuştu ki; hem ekstra kabin ücreti ödemiş hem de eve gelirken eziyet çekmiştim.

Hatta çok güleceksiniz eminim ama anlatmadan geçemeyeceğim. Birkaç yıl önce Bayramiç’te bir çiftlikle gönüllü çalışmaya gittim. 5 gün kaldım. Bu beş gün için yanıma neler almış olabilirim tahmin bile edemezsiniz 🙂 Bir sırt çantası ve küçük valizle gittim… Bende kendime inanamıyorum. Giderken her şey yolundaydı ama dönüş yolunda kaldığım köyden ana yola çıkmak için 3 Km ilk toprak bir yolda yürümem gerekti. Hava sıcak ve üstelik yoluda arada kaybettim. Neyse ana yola çıktım ama hem ilçeye giden araçı kaçırmış oldum hem de pert olmuştum. Sonraki günlerde çektiğim ağrılardan hiç bahsetmeyeyim. Bu seyahat bana epey ders oldu anlayacağınız.

Peki çantamda bu kadar tecrübe ile sabit artık çantamlarda neler oluyor merak ediyor musunuz?

Sırt Çantamda Neler Var?
GİYSİLER
Mini sırt çantası ( 15 lt )
Havlu ( Bir ufak ve bir büyük boy )
İç çamaşırlar
Çorap (2 çift )
Yağmurluk
T-shirt (2)
Pantalon (2)
Tayt (2)
Elbise (2)
Sandalet

TEMİZLİK & SAĞLIK MALZEMELERİ
Şampuan (vücut-saç)
Nemlendirici krem
Diş fırçası & macunu & ipi
Roll-on & Parfüm
Islak mendil
Saç fırçası & saç tokası
İlaçlar (Nexium, bepanthene, ağrı kesici )
Yara bandı
Bandana (2)

DİĞER SEYAHAT MALZEMELERİ
Rehber kitaplar ve notlarım
Gezeceğim yerlerle ilgili çıktılarım
Termos
Yolculuk için hazırladığım yiyeceklerim
Kahve
Küçük yastık
Nevresim 🙂

Nevresim konusunu biraz açmak istiyorum 🙂 Tabiki de nevresim takımı taşımıyorum yanımda. Uyuduğunuz yerin temizliği konusunda içiniz rahat etmiyorsa Sleeping Bag Liner ( uyku tulumu gibi ) kullanabilirsiniz. Tam olarak bir uyku tulumu denemez ama içinize girip rahatlıkla uyuyabilirsiniz. Küçük kılıfta taşınabildiği için de fazla yer kaplamıyor.

ELEKTRONİK EŞYALAR
Uygun adaptör
USB kablolar ve şarjlar
Yedek Telefon bataryası
Fotoğraf makinası & şarjı &pili
Tripod
kulaklık

Ben 30 Litrelik bir sırt çantası kullanıyorum. Diyebilirsiniz bu kadar eşyayı nasıl sıkıştırıyorsun. Bir kere küçük paketlere koyuyorum fazla yer kaplamamaları için. Oldukça pratik oluyor hatta hayat kurtarıyor diyebilirim. Ayırca kıyafetleride rulo yaparak yerleştiriyorum. Ayırca daha acil ihtiyaçım olabilecek şeyler içinde 15 TL’lik bir çanta kullanıyorum.

Son olarak yanınıza almanız gereken şeyleri benim günü unutuyorsanız. Evden çıktıktan sonra geri dönüyorsanız size bir uygulama önersinde bulunacağım. PackPoint. Gideceğiniz yeri, tarihi ve yanınıza almanız gereken şeyleri tek tek işaretleyerek liste oluşturabiliyorsunuz. Benim çoğu zaman hayatımı kurtarıyor 🙂

Hafif ve bol seyahat etmeniz dileğiyle…

Yolda kalın.


Otuz yedinci kattaki bir otel odasında aynı anda uyuyorlar. İkisi de saatin kaç olduğunundan emin değil, hâlâ biraz sarhoşlar, aralarında büyüyen sessizlik yüzünden biraz hissizler.
   "Gökyüzüne bak! Işığa bak!" diye haykırıyor kadın.
   Adam bunu çoktan görmüş - nasıl görmez ki? Devasa yatak, pencerelerle kaplı bir duvara bakıyor. Perdeleri açık bırakmışlar. Pencere kaplı duvar şimdi gökyüzünden bir duvara benziyor; rengi neredeyse çivit mavisi, aralarında ise değerli bir mineralin yeni keşfedilmiş damarları açığa çıkarılmışçasına renkli pırıltılar serpiştirilmiş. Henüz şafak sökmemiş.derece derece azalsa da hâlâ gece, ama  bir kobalt aynadaki camın gerisinde kalan gümüş renk gibi, ışık saçan ertesi günü çoktan arkasına almış bir gece bu.
   Adam, sürüklendikleri bu altın sahilin cam kayalıklarını oluşturarak yükselen ve etrafını saran tüm binaların camlarında gökyüzünün yansımasını görebiliyor. Her şehrin böyle köşeleri olduğunu biliyor ve hiçbirine güvenmiyor. Ne kadar gerçekçi bir biçimde zarif görünürse görünsünler, buraların birer yanılsama olduklarını düşünüyor; gerçek-bir-yer-olmayan yerler olarak şehirlerin hakiki hayatından çıkarılmış, yansımaların aydınlatılmış pislikler gibi nehrin yüzeyinde yüzen alanlar .Yeniyetmelik çağındayken bir arkadaşıyla birlikte gecelerini büyüdükleri şehrin altın sahili keşfederek geçirmelerini, o yere karşı hissettikleri huşu ve küçümseme karışımı duyguyu hatırlatıyor.
   Artık altın sahillerden üstün olduğunu hissetmiyor. Kendisi gibi uyuyanlardan kaçının onun şu an yaptığı gibi doğrulup oturduğunu; yüksek binaların üst katlarındaki şu muazzam pencerelerdeki, şu devler için yapılmış ve şehrin ışıldayan ufkunu kuşatmak üzere ölçeklendirilmiş pencerelerdeki perdelerin ardındaki odalardan sessizce dışarı baktığını merak ediyor. Hâlâ huzur içinde uyuyanlara hem imreniyor hem de bu zamana kadar gördüğü şafakların hepsinden daha unutulmaz olacağını şimdiden bildiği bu adı konmamış, erken vakitlerin gökyüzünü kaçırdıkları için onlara acıyor. Geleceğin bu iki duygudan hangisini daha haklı çıkaracağını merak ediyor. Bir seferinde, sevgili olmalarından kısa süre sonra, kadın ona, "Seninle tanışmak başıma gelen en talihli şey mi yoksa en talihsiz mi emin değilim," demişti.
   Adam gülmüştü.
   "Şaka yapmıyordum," dedi kadın.
   "Biliyorum," dedi adam. "Seninle tanışmak hakkında düşündüklerimin aynısı sana olduğu için gülüyorum sadece."
   "Gördün mü? Belki de kader olduğunda böyle oluyordur bu. Biri hep diğerinin hissettiğini hissediyordur., hem de aynı anda, onunla birlikte." O da güldü.
   "Bir tür duygusal telepati, ha?"
   "Duygusal deyince kulağa fazlasıyla salgısal bir şeymiş gibi geliyor," dedi kadın, gözlerini devirerek. Aralarında ikisine özel şakalarda kullandığı o muzip tonda konuşuyordu. "Salgı bezlerindeki bir şeyden bahsetmiyorum ben; yıldızlardaki bir şeyden bahsediyorum."
   Şimdi, yatakta adamın yanında, "Neden bununla birlikte görmemiz gerekiyordu ki?" diye fısıldıyor Merhametsiz bir şekilde söylenmiyor bu söz. Adam onun ne demek istediğini anlıyor. Bu umulmadık gökyüzünü yalnızca birbirlerinden dolayı gördüklerini kastediyor; bunun ikisi arasında hatırlanacak fazladan bir şey olduğunu anlatmak istiyor. Adam da buna cevap vermesi gerekmediğini, bunun yalnızca kadının kendi kendine konuşmasına kulak misafiri olmaya benzediğini biliyor. Neredeyse kendisi artık orada değilmiş gibi; kadın bilinmeyen bir saatte, bir altın sahilin kenarında tek başına uyanmış gibi...


 Kaktüsü, odamda kısmen güneş alan bir yere, Aziz Vlas biblosunun ve şans getiren ortası delikli bir taşın yanına yerleştirdim. Birkaç ay sonra, Hırvatistan’daki savaş patlak verdi. Şpegely’in filmi, Plitviçe, Borovo Selo...
   Onu düzenli olarak her beş günde bir suladım ve yerinden oynatmamaya özen gösterdim. Vaktizamanında anneannem bana kaktüslerin yerinin değiştirilemeyeceğini söylemişti. Onlar yalnızca tek bir yerde olabilirdi. O yerin nasıl olduğu veya en güzel yer olup olmadığı çok da önemli değildi, o yerin onlara ait olmasıydı mühim olan. O kaktüsün üzerine titredim ve ona karşı hiçbir hatam olmamış olmamasına ben bile hayret ettim.
   Tıpkı hevesli tezgâhtarların önemli günler öncesinde çıkarıp sunduğu o küçük, sempatik hediyeler gibi telef olmak yerine kaktüs büyümeye başladı. Dikenleri uzadı, tıpkı küçük bir kirpi kadar narindi. Şişmanladı. Güneşi, ardından yavaşça zorlamaya başladı. Artık bir çocuğun baş parmağı kadar değildi. Kız arkadaşım odaya geldiğinde ise kaktüsün benim ihmalkârlığımda boğulmadığına sevindi.
   - Sana benzemeye başlamış.
   - Kaktüs mü?
   - Yani, sana benzemek denemez, daha çok bedeninin bir parçası olmuş gibi.
   Kabul ediyorum ki bu durumu fark etmemiştim ancak bunu bana söylemesinin ardından kaktüse bu gözle bakmaya başladım. Kaktüs, hayatımızın küçük, neşeli bir ayrıntısı hâline gelmişti. Etrafındaki bütün sevgiyi hatıramızda yer etmeye değer hâle getiren bir ayrıntı.
   Vukovar’ın harap edildiği o günlerde, kapının ardında âdeta buzdan bir nefes hissettim. Hayat, hakkında bildiğimden çok daha farklı bir mesele hâline gelmişti. Yaşamak, artık ciddi bir müessese. Yapılan her hatanın kadere ait olabileceğini hissettim ama yine de bunun nasıl ya da neden olduğunu kafamda berraklaştıramıyordum.
   1992 martının son günlerinde kız arkadaşım şehri terk etti. Tıpkı bir geziye gidermişçesine… Vedasız.
   Nisan ayının ilk günlerinde bodrum katına taşındım. Elma ağacının üstüne bir havan topu isabet etti. Pencerelere ateş ettiler, gardırobun yanındaki şifonyerin eski Avusturya modeli aynasını, pirinç tanesinden küçük şarapnel parçaları paramparça etti. Cam, âdeta dünya haritasının üzerindeki meridyen çizgilerine dönüştü. Telefonlar hâlâ çalışıyordu, ona bunları anlatmaya çalıştım. Anlamadı. Muhtemelen bunların bir kısmını kafamda kurduğumu düşündü.
   Her beş günde bir üst kata çıkıp kaktüsü suladım. Artık yüzü Çetnik mevzilerine dönüktü. Ürkekçe güneşe doğru baktım ve baktığım her anda bir kurşun bekledim. Aşağısı sıcak, nemli ve sıkış tıkıştı. Etraf çürük patates kokuyordu. Gözlerimi ise kömür tozu yakıyordu. Muhtemelen ana rahminde de durum bundan iyi değildi.
   O, ölümün yalnızca Saraybosna’da olduğunu zannediyordu. Tamamen uzaklaşmış ve acınacak bir hâle gelmişti. Bana Yeni Zelanda’ya gitmek isteyip istemediğimi sordu. Sorusunu; bodrum katında olduğumu, o ülkenin bana hayli uzak olduğunu ve bilhassa o ülkede nasıl mutlu olabileceğimi bilmediğimi söyleyerek yanıtladım. Kaktüsü hiçbir zaman sormadı. Ben de hatırlatmak istemedim.
   İnsanlar, karanlıkta yalnız kaldıklarında değişirler. Bu süreç, duygudan yoksun gelişir. Sabahleyin yatağına güzelce uzanmış bir adamın, akşamına saçlarına aklar düşmüş bir şekilde uyandığı bir hikâye biliyorum. Rüyasında ne gördüğünü söyleyecek tek bir kişi bile yok. O günlerde kışa karşı ümitsiz bir korku besliyordum.
   Bir sabah, o beşinci gün, evdeki tüm sular donmuştu. Tam o anda aklıma kaktüslerin kışa dayanamadığı geldi. Kaktüsü aldım ve aşağı getirdim. Bodrum katına, kömür tozu yaktığımız sobanın tam karşısına. Ne çok yakın ne çok uzak. Tıpkı düşündüğüm gibi hem insanlara hem de kaktüslere uyan bir yerdi.
   Bir sonraki gün kaktüsü, saksının kenarında uzanmış olarak buldum. Ne hâlde mi? Tepetaklak, sanki güneş aşağıda bir yerlerdeymiş gibi... Onu son kez suluyordum, yolun sonunda olmamıza rağmen.
   Savaş, bana asabiyeti ve yapay bir dinginlik duygusunu miras bıraktı. Ne zaman biri beni sarsacak bir şeylerden bahsetse, içimde bir yerde tıpkı gürültüyü kesen teyp kayıtları gibi kırmızı bir ışık yanar ve ben hiçbir şey hissetmemeye başlarım. Ancak o kaktüsü düşündüğümde, işte o zaman hiçbir şey yardım edemez bana. Kaktüs, üzüntünün ufak bir tezahürü gibi… Görünüşte tehlikesiz, tıpkı Çingene kadınların sattığı acı bademler gibi. Vaktiyle insanlar, atlar ayakta ölür, diye üzülürlermiş. Beni ise kaktüslerin, Goethe’nin şiirindeki o çocuk gibi takatten düşmesi kederlendirir. Çok da önemli değil, yalnızca hayatta detayları korumamız gerektiğine dair bir uyarı. Geride başka bir şey de yok.


İnsanlar bilmiyorlar Buruk Oğlak. Benim bildiklerimi çok azı hariç, bilmiyorlar. Başta kaybetmeyi bilmiyorlar. Ölümün soğuk yüzü burunlarının ucuna kadar sokulmadan ne olduğunu hayal bile edemiyorlar. Kimseyi ayıpladığımdan değil. Ben de bilmezdim başıma gelmeden. Dağlana dağlana yaralarım, öğrendim. Üstüne toprak ata ata kapattım acılarımı. Yalnızlığın koynunda uyuttum sancılarımı. Kaybetmemeye yemin ettim. Benim demezsen kaybetmezsin. Neyim varsa emanet belledim. Emanet bekler gibi başını bekledim. Aç kalmayacak kadar yedim, örtünecek kadar giyindim. Harmanı savurdum; ama bir daneyi zayi etmedim. Toprağı sürdüm ama bir evlek yeri boş bırakmadım. Malı davarı sağdım; ama bir damla sütü yere damlatmadım. Bir eş, iki evlat yitirdim; ama tek kalan oğulu sefil etmedim hayatta. Ele güne avuç açtırmadım, muhannete muhtaç etmedim. Kimsenin yüzüne karşı bu oğul benimdir, demedim. Ana olamazdım ona elbet. Say ki baba da olamadım. Kendi öğrendi baka baka, düşe kalka. Kaybede kaybede. En son üç parmağını bıraktı memleket uğruna. Şimdi onun dahi emanet olduğunu biliyor. Esaslı baba oldu benim gözümde. Bir iki dil döktü. Çalışıp kazandığını istemeye kalktı ima yollu. Müsaade etmedim. Kaybetmiş adam yine kaybetmeye meyyaldir diye… İstedim ki demir gibi erisin önce. Dövüle dövüle gelsin kendine. Pek anlamadı ya. Ses etmedi yine. Bu iyiye işaret. Su böyle verilir çeliğe. Böyle sertleşir.
   Gaddar değilim ben. Ne yapıyorsam ona olan merhametimden, sevgimden. Yüzüne karşı söyleyemediklerimi dağda bayırda sana söylüyorum Buruk Oğlak. Devran böyle dönüyor. Razı olduğun kadarı düşüyor payına. Fazlasını talep edenin elindeki de gidiyor. Ben bire üç kaybettim. Hasan’ım bire beş kazanıyor. Çocukları zehir gibi. Hele Hatice Nur. Gözbebeğimiz. Hiç görmediği ninesinin kopyası. Çok taze daha, çok toy. Aynı ninesinin o yaşlarda olduğu gibi. Dünyayı sigaya çekecek gücü var. Çok soruyor, çok sorguluyor. Gönlüne kafasına uyanı yapıyor. Kadınımın huyları var onda. Anasına pek benzemiyor. Halbuki kız halaya çeker derdi büyükler. O yüzden aldım Seher'i Hasan'a. Anasının bana yoldaşlığı nasılsa, onun da öyle olsun diye oğluma. Allah var huyu iyidir. Toz kondurmam. Şükür ki torunum benzedi ninesine. Şükür ki anasından Hasan'a, Hasan'dan Hatice Nur'a miras bir damar kaldı. Yaşadığıma değdi hayat. Çabama değdi. 
   Kadınımı Uzunpınar'dan Belenardıç'a yayan yapıldak kaçırdığımda o on beş ben on yedi yaşımızdaydık. Gelinin, damadın küçüğü olmazdı o vakitler. Ama kız kavrayıp kaçırmanın kavgası büyük olurdu. Oldu da. Ağaları baba evimizin kapısına satırlarla dayanınca anlamıştım. Korktum mu? Allah var korktum. Vallahi canımdan değil. Sevdiğimi elimden alırlar mı acaba diye korktum. Bir evin bir oğluydum.  Babam da öyle. Arkamızda duracak hısım, akraba, emmi, dayı da yoktu. Uzunpınarlılar kalabalık. Vardım, küreği kavradım. Vuruşacaktım ölümüne. Gençlik işte. Tam kapıya yürürken, sevdiğim kadınım, Nuriye’m tuttu kolumdan: “Geri dur. Sen bilmezsin onların huyunu. Ziyan vermeden bırakmazlar işin ucunu. Bana güvenirsen bırak konuşayım.” Dilim lal oldu sanki. Bakakaldım. Vardı, er gibi kapıyı açtı. Sol eli belinde, sağ eli yumruk, haykırdı şaşkın şaşkın kendine bakan ağalarına:
   “Bana bakın bana. Bundan böyle ben Belenardıç geliniyim. Gücünüz kudretiniz beni buradan sökmeye yetmez. Sevdiğim adama vardım diye zulmedecekseniz aha karşınızdayım. Karar benim kararım. Kanımız aynı kan. Yüreğiniz yetiyorsa dökersiniz. Rahmetli babam, beni size hoş tutun diye emanet etti. Mal gibi istediğinize peşkeş çekin diye değil! Öleceğimi bilsem sevdiğimden vazgeçmem. Hadi şimdi elinizden geleni ardınıza komayın.” 
   Yaşı biraz büyük olanlar bu sözlerden dönüşü olmadığını anlamışlardı işin. Uzatmadı Uzunpınarlılar. Düğün dernek yapıldı. Nuriye’m oldu evdeşim. Sandım ki o benim. Senesine Hasan doğdu. Dedim bu da benim. Beş yıla varmadan yine gebe kaldı Nuriye’m. Hastane yolu mu biliriz biz. Ebe kadın baktı, dedi: “Yavrular ikiz…” Demez olaydım, “Benim yavrularım onlar benim.” Nah senin, dedi felek. Kimine kavun kimine kelek! Yedinci ay tamam oldu demişti Nuriye’m. Eli yüzü şişmeye başladı o gün. Bir sancıdır tuttu bunu. Su içecek mecali kalmadı. Bir koşu ebeyi aldım getirdim. “Yavrulardan ümidim yok; ama gelini kurtarsak bari. Öldüyseler içeride zehirler bebeler gelini” deyince dünyam yıkıldı dünyam. Kolay mı bir kere benim dediğinden vazgeçmek. Veren Allah tamam da alanın o olduğuna iman etmek? İnsan bir kere eline geçeni ebediyen kendisine aitmiş gibi benimsiyor. Hâlbuki kazın ayağı öyle değil. Kader ağlarını örüp pustuğu yerden gülümsüyor. Kadınım da iki kuzusuyla göçüp gitti o gün. Keyfini süremedik yalan dünyanın. Yirmisinde ölür mü insan? Neden ulan Nuriye’m neden ulan? Hasan beş yaşına varmadan öksüz kaldı. Bir daha asla, kimin bu çocuk diye soranlara benim demedim. Hep emanet işte, sahip çıkanı yoksa bu kapının, diye cevap verdim. 
   Ene buruk oğlak eneee! Ulan boynu küpeli. Ulan uzun kulaklı. Gören dert ortağım sanacak. İnsan insanı böyle dinlemez. Yarım saattir başın dizimde, kıpırdamadın bile. Üç gün sonra et tuttuğunda bıçağın altına da uzatacak mısın bu boynunu böyle? O gün de koklayacak mısın gömleğimin yenini? Yoksa sen de herkes gibi gaddar olduğumu mu düşüneceksin? Neyse ki senin düşünmek gibi derdin yok. Gam, tasa, keder bilmezsin. Ah be Buruk Oğlak. İnsanın yalan dünyada niye kimsesi yok?


Akşam trene bindiğimde karmaşık duygular içindeydim; basbayağı yorgun ya da sabahı serbest geçirdikten sonra belki dinlenmiş haldeydim; işsizlikten dolayı hoşnutsuz ama diğer yandan bunun meziyetinden teselli duyuyordum. Kompartımanın bunaltıcı, tozlu havası ve diğer yolcular, içimdeki iyi niyetli temaşanın son bulmasına yol açtı.
   Bir değerlendirme yapmak istiyorum: orta yaşlı sayılabilecek biri olmam ve yeni farkına varmış olmamdan dolayı henüz üstüne fazla düşünemediğim basit bir şekilde söze dökeceğim. Yanlış hatırlamıyorsam bir sene kadar önce ruhumda bir sonbahar çiçeği gibi fırladı, bütün yeniliklerde olduğu gibi kulağa saf gelen sözcükler şöyleydi: hayat ne kadar güzel, yaşadığım için çok mutluyum, en önemsiz anlarda bile bunun farkında olmalıyım, her şey bir anda tersine dönebilir ve her şeye hasret kalabilirim. Fikrin özünün bu olduğunu sanmıyorum, yine de şunu ekleyebilirim: insanlar bunları genellikle "kapalı" bir ifade gibi okur ya da duyarlar, en azından bir an dahi olsa bu yaklaşımın yararlı olduğunun anlaşılmasıyla küçük şeylere duyulan bağlılık; bir tür çaresizlik felsefesi. Bu şekilde onlar için mutluluk küçük şeylerde gizlidir, gerisi teferruattır.
   Benim yaklaşımıma göre durum farklı: ben mutluluğun karşı konulamaz bir ön duygu olduğunu düşünüyorum, insan acı çekmek pahasına da olsa, selamete giden çetin yolda, hazırlıksız olarak, ona doğru büyük adımlarla ilerlemekten başka bir şey yapamaz. Doğru anladıysam insan, dikkatini küçük mutluluklara vererek büyüğe giden yolun önünü açıyor. Öğrencilerimin benden nefret edeceklerinden çekinmesem o zaman her yerde özellikle burada, duygularımın neredeyse özünü oluşturan "eskatolojik perspektif"i ima ederdim.
   Tren çiçeklenmiş ağaçların arasından ilerledi. Güneş doğrudan kompartımanın camından içeri parlıyordu. Tarlaların yeşillikleri koyulaşırken gökyüzü aydınlanmaya başladı. Manzara usta bir ressamın tablosu gibiydi ve yolcular samimi insanlar gibi görünüyordu. Kendimi mutluluk vadisinin zirvesinde hissettim, her canlının karşılaştığı can sıkıntısı ve zorluklardan oluşan küçük tepelere rağmen. Hayatı tasvip ediyorum. Peki, daha sonra yenilenmiş bir ruhla uyandığımda, içimden yükselen bu kutsal duygu bir meyve değil de sonuç ya da ödül olabilir mi?


 Daha önce en çok meraklısı olduğumuz şeylerden, günün birinde artık gitgide daha az söz eder oluveririz, ille de konuşmak gerektiğinde de zorlanırız. Hep kendi sesimizi duymaktan gına gelmiştir... Kısa keseriz... Vazgeçeriz... Otuz yıldır konuşup duruyoruzdur zaten... Haklı çıkmayı bile umursamamaya başlarız. Zevkler arasında kendimize ayırdığımız o küçük yeri bile koruma arzusunu yitiririz... Kendimizden iğreniriz... Azıcık karnını doyurmak, birazcık ısınmak ve hiçbir yere varmayan yolda giderken mümkün olduğu kadar çok uyuyabilmek artık yetiyor da artıyordur bile. Yeniden bir şeylere ilgi duymak için başkalarının önünde takınacak yeni surat ifadeleri bulmak gerek... Ancak artık repertuarımızı değiştirecek gücümüz kalmamıştır. Eveleyip geveleriz. Onların, yani dostların arasında kalabilmek için bin türlü numara ve bahane ararız, ancak ölüm de artık buradadır, leş kokulu, yanı başımızda, artık daima orada kalacaktır, bir el pişpirik kadar bile gizemi kalmamış olacaktır. Gözümüzde bir anlam ifade etmeye devam eden tek şey olarak ufak tefek üzüntülerimiz kalmıştır, söz gelimi o küçük şarkısı bir Şubat akşamı ebediyen susan Bois-Colombes’daki ihtiyar amcamızı henüz sağken ziyaret etmeye bir türlü zaman ayıramamış olmanın üzüntüsü. Yaşamdan geriye sakladığımız bir bu kalmıştır. Yani bu ufacık korkunç pişmanlık, gerisini ise, az çok yolda kusmuşuzdur, epey çabalayarak ve zorlanarak da olsa. Artık kimsenin geçmediği bir sokağın köşesindeki eski püskü bir anı fenerine dönüşmüşüzdür. 
   Madem canımız sıkılacak, bunu oldu olacak, mümkün olan en az yorucu yöntemle, yani yine de gayet düzenli alışkanlıklarla yapmakta yarar vardır. Müessesede her şeyin saat onda yatakta olması konusunda çok titizdim. Işıkları ben söndürüyordum. İşler kendiliğinden düzene giriyordu. 
   Zaten öyle pek de düş gücü harcamamıza gerek kalmadı. Baryton’un geliştirdiği “Geri zekâlılar sinemaya” sistemi bizi yeterince oyalıyordu. Müessese artık pek fazla tasarruf edemiyordu. İsraf, diyorduk kendi kendimize, patron için ciddi bir endişe kaynağı olduğuna göre, belki de onu geri gelmeye teşvik eder. 
   Robinson’un yazın bahçede hastalarımızı dans ettirebilmesi için bir akordeon satın almıştık. Vigny’de hastaları sabah akşam oyalamak kolay değildi. Onları her dakika kiliseye de yollayamazdık ki, orada canları fazla sıkılıyordu. Toulouse’dan bir daha asla haber alamadık, Peder Protiste bir daha asla beni görmeye gelmedi. Tımarhane’deki yaşantımız tekdüze, kaçamak bir biçimde hizaya giriyordu. Manevi olarak, içimiz rahat değildi. Fazla sayıda hayalet vardı, ortalıkta. 
   Yine aylar geçti. Robinson yeniden sağlıklı bir görünüme kavuşuyordu. Paskalya’da, delilerimiz biraz ortalığı birbirine kattılar, açık renkli şık giysili kadınlar bahçelerimizin önünden geçiyorlardı, bir o yana bir bu yana. Erken bahar. Bol miktarda bromür. 
   “Tarapout”da benim figüranlık yaptığım dönemden bu yana personel birkaç kez yenilenmişti. Küçük İngiliz kızlar iyice uzaklara kaçmıştı, bana söylenen oydu, Avustralya’ya. Onları bir daha asla göremeyecektik... 
   Tania’yla yaşadıklarımdan sonra kulislere girmemi yasaklamışlardı. Israr etmedim. 
   Sağa sola her tarafa ve özellikle de Kuzey ülkelerinin konsolosluklarına mektuplar yazmaya koyulduk, Baryton’un olası geçişleri hakkında ipucu toplayabilmek amacıyla. Onlardan dişe dokunur hiçbir yanıt alamadık. 
   Parapine benim yanımda teknik hizmetlerini sessizce ve telaşlanmadan sunmaya devam ediyordu. Yirmi dört ayda, toplam yirmi cümleden fazlası çıkmamıştı ağzından. Günlük gelişmelerin gerektirdiği ufak tefek idari ve maddi düzenlemeleri hemen hemen tek başıma kararlaştırmak zorunda kalıyordum. Ara sıra çuvalladığını oluyordu. Parapine bunları asla yüzüme vurmuyordu. Karşılıklı kayıtsızlık sayesinde anlaşıyorduk. Kaldı ki yeterli sayıda bir hasta akışı kurumumuzun maddi gereksinimlerini karşılamaya yetiyordu. 

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

ABOUT ME

I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out.

POPULAR POSTS

  • "Narla İncire Gazel" - Bilge Karasu
    "Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne...
  • "Bile Bile Bilinmeze Gelmiş Olmak" - Şafak Akyazıcı
    Şu lanet olası göz kalemini altıncı defa yüzüme yayılmış şekilde görmeye tahammül edemiyorum. Üniversite sınavını bile ilk girişimde kazandı...
  • "Mezarımdan Yazıyorum" - Machado de Assis
      Bildiğim kadarıyla şimdiye dek kendi hezeyanlarını anlatan kimse yok. Bunu ben yapacağım, bilim dünyası da bana minnettar kalacak. Okur, p...
  • "Ağaçtaki Kız" - Şebnem İşigüzel
    Sen Buralarda Yokken    Bu bir özgürlük ve aşk hikâyesidir. İki hasta gencin hikâyesi. Birisi benim.    O gece, bundan böyle üzerinde yaşaya...
  • YEDİGÖLLERDE KAMP
    Batı Karadeniz Bölgesi’nin vazgeçilmezi Yedigöller, oldukça engebeli ve büyük bir arazi içerisinde oluşmuş. Sık ormanlarla çevrili Yedigölle...
  • "Bahar İsyancıdır" - Onat Kutlar
     Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum....
  • "Şizodüş" - Merve Sevde Selvi
    Akşam oluyor. Şehrin üstüne karanlık inerken daralan göğsümü, dünyanın muhtelif yerlerindeki gün doğumlarını düşünerek geniş tutuyorum. Masa...
  • INTERRAİL’DA NASIL SEYAHAT EDİLİR?
    Adından da anladığımız üzere interrail bizim Avrupa boyunca tren ile yaptığımız bir seyahat şeklidir.Genel olarak interrail’a başlamayı düşü...
  • "İç Dünyamdan Notlar" - Paul Auster
     3 Ocak 2012, son kitabını yazmaya başladığın günden tam tamına bir yıl sonra. Bedenin konusunda yazmak, fiziksel varlığının yaşadığı sayısı...
  • "Rappaccini'nin Kızı" - Nathaniel Hawthorne
    Giovanni o gün kendisine hitaben yazılmış bir tavsiye mektubu getirdiği, üniversitedeki tıp profesörlerinden Sinyor Pietro Baglioni'ye b...

Advertisement

Follow us on Facebook

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

EREN ARDA GÜLER. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Featured Post (Slider)

Kötüye Kullanım Bildir

Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan ( 44 )
    • ►  Mart ( 17 )
    • ►  Şubat ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım ( 43 )
    • ►  Ekim ( 43 )
    • ►  Eylül ( 53 )
    • ►  Ağustos ( 6 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 9 )
    • ►  Mayıs ( 16 )
    • ►  Nisan ( 56 )
    • ►  Mart ( 15 )
    • ►  Şubat ( 7 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık ( 7 )
    • ►  Kasım ( 8 )
    • ►  Ekim ( 7 )
    • ►  Eylül ( 3 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 3 )
    • ►  Mayıs ( 1 )
    • ►  Nisan ( 4 )
    • ►  Mart ( 3 )
    • ►  Şubat ( 5 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık ( 1 )
    • ►  Ekim ( 10 )

Bu Blogda Ara

Blog Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs 2020 ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan 2020 ( 44 )
    • ►  Mart 2020 ( 17 )
    • ►  Şubat 2020 ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım 2019 ( 43 )
    • ►  Ekim 2019 ( 43 )
    • ►  Eylül 2019 ( 53 )
    • ►  Ağustos 2019 ( 6 )
    • ►  Temmuz 2019 ( 2 )
    • ►  Haziran 2019 ( 9 )
    • ►  Mayıs 2019 ( 16 )
    • ►  Nisan 2019 ( 56 )
    • ►  Mart 2019 ( 15 )
    • ►  Şubat 2019 ( 7 )
    • ►  Ocak 2019 ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık 2018 ( 7 )
    • ►  Kasım 2018 ( 8 )
    • ►  Ekim 2018 ( 7 )
    • ►  Eylül 2018 ( 3 )
    • ►  Temmuz 2018 ( 2 )
    • ►  Haziran 2018 ( 3 )
    • ►  Mayıs 2018 ( 1 )
    • ►  Nisan 2018 ( 4 )
    • ►  Mart 2018 ( 3 )
    • ►  Şubat 2018 ( 5 )
    • ►  Ocak 2018 ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık 2017 ( 1 )
    • ►  Ekim 2017 ( 10 )

Combine

Horizontal

Vertical1

Vertical2

Gallery

Portfolio

  • Home
  • Features
  • _Multi DropDown
  • __DropDown 1
  • __DropDown 2
  • __DropDown 3
  • _ShortCodes
  • _SiteMap
  • _Error Page
  • Learn Blogging
  • Documentation
  • _Web Documentation
  • _Video Documentation
  • Download This Template

Footer Menu Widget

  • Home
  • About
  • Contact Us

Social Plugin

Contact us

About

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Categories

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

PGA Head Teaching Professional

Fotoğrafım
erenardaguler
Profilimin tamamını görüntüle

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Subscribe To Sarah Bennett Blog

Kayıtlar
Atom
Kayıtlar
Tüm Yorumlar
Atom
Tüm Yorumlar

Slider Widget

5/recent/slider

CATEGORIES

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Advertisement

Main Ad

Trend Tags

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Pages

  • EV
  • EV
  • EV

Most Trending

  • "Babam Beni Şah Damarımdan Öptü" - Ozan Önen
       İnsan, babası hayattayken, sanki tüm babalar hayattaymış gibi bir yanılgıya; babası öldüğündeyse sanki sadece kendi babası ölmüş gibi bir...
  • "Kadın Yok Savaşın Yüzünde" - Svetlana Aleksiyeviç
     İnsan savaştan büyük...     Büyük olduğu sahneler akılda kalan. Savaşta insanı yönlendiren bir şey var ki tarihten bile güçlü. Daha derinde...
  • "İpekli Mendil" - Sait Faik Abasıyanık
    Vakit geçiyor. Gün akşama, akşam geceye dönüyor ve bütün bunlara kuşlar şahit, gök şahit, insan şahit. Yaşlanıyoruz. Sait Faik nasıl anlatıy...
  • Tolstoy - Polikuşka
     Tam da o sırada Yegor Mihayloviç konağın kapısında gözüktü. Şapkalar art arda başlardan alındı, kâhya yaklaştıkça ortasından, önünden dazla...
  • Rebecca Solnit - Karanlıktaki Umut
      Neden-sonuç ilişkisi tarihin ileri doğru hareket ettiğini varsayar ama tarih bir orduya benzemez. Tarih, yanlamasına seğirten bir yengeç, ...
  • "Pan" - Knut Hamsun
     Üçüncü Demir Gece; olanca gerginlik içinde bir gece. Hiç değilse biraz don olsaydı! Don yerine gündüzün güneşinden kalma bir sıcaklık; ılık...
  • UKRAYNA'YA GİTMEK
    ARABA İLE GİTMEK… Mail kutuma yoğun bir şekilde gelen bir diğer soru, Ukrayna’ya araba ile gitmek. Her ne kadar Ukrayna’ya araba ile yolculu...
  • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
    Ulaşım Düzce merkezine, İstanbul yada Ankara'dan otoban yoluyla ulaşmak mümkün. İstanbul - Düzce otoban çıkışı 210 km. Merkeze ulaştığın...
  • "Şizodüş" - Merve Sevde Selvi
    Akşam oluyor. Şehrin üstüne karanlık inerken daralan göğsümü, dünyanın muhtelif yerlerindeki gün doğumlarını düşünerek geniş tutuyorum. Masa...
  • KAMP MATI NEDİR VE NASIL SEÇİLİR?
    Özellikle uzun süre yürüyerek seyahat ederken yaptığım doğa kampları sırasında karşılaştığım en keyif bozucu durum kamp çadırını kuracak uyg...

Featured Posts

About Me


I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out. Great things in business are never done by one person. They’re done by a team of people.

Popular Posts

  • "Narla İncire Gazel" - Bilge Karasu
  • "Bile Bile Bilinmeze Gelmiş Olmak" - Şafak Akyazıcı
  • "Mezarımdan Yazıyorum" - Machado de Assis

Advertisement

Designed By OddThemes | Distributed By Blogger Templates