DENEME BLOGU
  • Home
  • Download
  • Social
  • Features
    • Lifestyle
    • Sports Group
      • Category 1
      • Category 2
      • Category 3
      • Category 4
      • Category 5
    • Sub Menu 3
    • Sub Menu 4
  • Contact Us

 Diyelim ki bir sabah, sene bilmem kaç ve cehennemdeyiz. Etrafımızdaki duvarlara bir bakın. Yumuşacık. Ben o duvarların içine girebiliyordum.
   "Çekil de geçelim!"
   Yanımdan geçmek için benim çekilmemi beklerlerdi. Annemin sesi içerinden gelirdi. Duymuyor musunuz? "Götürün şunu buradan!" diyor. Götürürlerdi beni. Alıp başka yerlere götürürlerdi. Dışarıda ışıldayan havaya bakın. Güneşin hâlâ içimize açması ne hoş. Akşamları hep beraber televizyona çevirirdik başımızı; cehennemdeydik ama her şey güzeldi. Ve gece olup da uyuduğumuzda, hatırlanacak hiçbir şey kalmazdı. Bulutlar çekildiğin çekildiğinde yeni bir sayfa açar gibi gülerdik bir daha güneşe, "Güüünaydııııın!" diye. Ama bir zaman sonra güneş çekilir, bulutlar kararırdı ve biz hatırlardık. Cehennemdeydik. Cehennem. Bunu içinizden birkaç kere tekrar edin. Ben, yaslandığım duvarlara yazardım. Cehennem. Çay kaşıkları şıngırdardı. Cehennem. Bardaklar birer ikişer masaya düşerdi. Cehennem. Çaydanlığın buharı mutfağın girişini gölgelerdi. Cehennem. Merdivenlerde yürüyen ayaklarımın izi yoktu. CE-HEN-NEM. Diyelim ki on haneli bir köyün on altı nüfuslu tek evi bizdik. Ne var bunda? Ailem bir karınca sürüsü gibi çoğalamaz mıydı? Benimle birlikte evde bekâr beş erkek kardeşim, evli üç abim ve hepsinin birer çocuğu yaşlı bir annem ve ondan daha yaşlı bir dayım vardı. Evdeki her odaya -üç oda vardı- en az beş kişi düşüyordu. Ben genellikle ahırda yatıyordum. Beni ilk kez kaşlarımdan birini tırnaklarımla paramparça ettiğimde ve ardından gülme krizine girdiğimde ahıra attılar. Sağ gözüm o günden beri daha az görüyor, sol ise hep biraz daha kısık duruyor. Sanıyorum ki ellerimi de sobada yaktım. Yoksa çaydanlık mıydı?  Neyse ki bir önemi yok.
   O sabah, eşikten başlayıp bahçeye kadar inen taş merdivenlere oturmuş, bir yandan elimde yumruk yaptığım ekmek parçasını tutuyor, bir yandan da içeridekilerin kahvaltıyı ne zaman bitireceğini düşünüyordum. Bizim evde kahvaltılar biraz uzun sürerdi. Yani kahvaltı saati gelince zaman, bizim bakkal Cemal gibi topallardı. Ve o saatlerde kimse benimle konuşmazdı. Merdivenlere oturup zamanı sayardım. Zaman soğuktu. Merdivenlerde üşüyordum. 
   O sabah da, tıpkı diğer sabahlar gibi kahvaltı iyiden iyiye uzamıştı. Taş merdivenlerde oturmaktan sıkılmış, duvara yaslanmıştım. Başka bir yerde olmaktan sıkılıyordum. Ama yanlarında olmam yasak olduğu için çivilendiğim yerden kalkamıyordum. İçeriden gelen sesleri dinlemeye koyuldum ben de. Azalan kaşık tabak seslerinden sofradan kalkmak üzere olduklarını anladım. O an hızlıca kollarımla gövdemi kundan gibi sardım ve tüm gücümle duvara yaslandım. Mutfak kapısının açılmasıyla uçuşan rüzgâr gözlerimin önünde daireler çizerek yavaşladı  ve sonunda durdu. Neden sonra soluğuma karışıp ciğerlerime aktı. Rüzgârın içimde estiğini hissedebiliyordum. Karnım gurulduyordu. Geliyorlardı. Titriyordum.
   Bir adım... Bir tıkırtı... Bir adım daha...


Eda İşler - Kaza Süsü

Dergâh Yayınları, s.98-99



  Eva ona gelmişti. Elias Eva'yı yavaş yavaş tanıyordu. Eva beraberinde pek çok fotoğraf albümüyle gelmişti ona. Kanepeye oturmuş ve albümlerini göstermişti. Çocukluk ve gençlik çağına ait fotoğraflarını bir yandan (hevesle) gösterirken bir yandan da anlatmıştı. Amatör fotoğraflar. Hønefoss'tan. Setesdalen'in güneyinden. Lillehammer'in kuzeyindeki bir beldeden. Bardu'dan. Bir subay kızının 1950'lerin Norveç'inde geçirdiği çocukluğu. Elias için bu fotoğraf albümleri bir hazine kadar değerli oldu. çok sevdi bu hazineyi. Eva'nın yetişme çağlarına ait bu fotoğraflara bakabilme imkânı kendisine verildiği için onur duyuyordu; Eva heyecanlı heyecanlı anlatırken, Elias evlilik hayatını, kanepede yanı başında oturan Eva'nın gösterdiği amatör fotoğraflara bakıp onlarla ilgili banal hikâyeleri dinlemek üzerine inşa edilmiş bir muamma olarak görmekten kendini alamıyordu. Eva'ya giden yol. Cinsel yaşam giderek alanını genişletiyor ve günlük hayatta birliktelik biçimine dönüşüyordu. Günlük hayatın hengâmesine, günlük meşguliyetlere yani... Elias, Eva'yı iyi tanıdığını söylemese bile en azından günlerini, Eva'yı görmediği saatlerde bile onunla meşgul olduğu bir çerçeve içinde geçirdiğini söyleyebilirdi; bu durum hiç kuşkusuz karşılıklıydı, Elias böyle olduğunu varsayıyordu. Eva'yı tanımaya başlamıştı ve bu da Elias'ın bilincini çok tatmin edici bir şekilde biçimlendirmişti. Eva'nın aşina olmadığı pek çok tarafı vardı, Eva bunları kendine saklamıştı, yine de öğrendikleri bile kalıcı bir mutluluk kaynağı olmuştu Elias için. Bir büfede gözüne çarpan çikolata markasına bakıp Eva bunu çok sever diye düşünür, bir başka markayı gördüğünde Eva buna burun kıvırır diye geçirirdi aklından. Eva'nın akşamları çay sabahları ise koyu kahve tercih ettiğini biliyordu. Neleri ne zaman yemeyi sevdiğini, neleri yemeyi sevmediğini biliyordu. Eva'nın özgüvene sahip olduğu anları veya kendine güvensizliğini sakladığı anları biliyordu. Bu yolda kullandığı basit ve banal taktikleri biliyordu, bunları bilmeyi önemsiyordu çünkü bunlar Elias'ı Eva'ya bağlıyordu. Aynı zamanda Eva'nın da onu tanımaya başladığını biliyordu. Bütünün içinde hiç mi hiç önemi olmayan ayrıntılar, örneğin Elias'ın kırmızı biber soslu cipsi sevmesi, bifteğin yanında soğan istememesi, sabahları duş almaktan hoşlanmadığı için duşa gece girmesi gibi kendi başına önemsiz şeyler, bu vazgeçilmez alışkanlıklar -aslında alışkanlık haline gelmiş olmaları dışında Elias açısından hiç önemi yoktu bunların, onları kişiliğinin vazgeçilmez parçaları olarak görmüyordu ve her an terk edebilirdi- Eva'nın gözünde Elias Rukla olmak demekti ve bu yüzden de kırmızı biber soslu cips satın alarak, bifteğin yanına soğan koymayarak Elias'ı sevindiriyordu, Elias da aynısını yapıyor, Eva'ya sevdiğini bildiği her şeyi vererek -aslında son tahlilde Eva bunlara çok da meraklı değildi, kişiliğinin rastgele, önemsiz yanları olarak görüyordu bunları- Eva'nın alışkanlıklarını kabul ediyor, onları memnuniyetle benimsiyordu, işte bütün bunlar onları birbirlerine bağlayan, mutlu eden, birbirlerini düşünerek yaşadıkları ortak hayatlarıydı. Elias Rukla, bir kadın hayatına ciddi bir şekilde girmeden otuz altı yaşına gelmişti, bu nedenle de içinde bulunduğu duruma müteşekkirdi ve bunu evliliğin gizemi olarak tanımlamakta tereddüt etmiyordu. Eve geldiğinde Eva'ya neler anlatacağını aklından geçirirken mutlu oluyor, bunları dinlerken Eva'nın yüzünün alacağı ifadeyi görmek için sabırsızlanıyordu. "Bunları duymak Eva'nın çok hoşuna gidecek!" diye düşünüyordu. Binlerce saatini bu düşünme egzersizleriyle geçiriyordu, binlerce saatini konuyu kendine açıklamaya, he açıdan değerlendirmeye, son kez gözden geçirmeye veriyordu.


Dag Solstad - Mahcubiyet ve Haysiyet

Çevirmen: Banu Gürsaler Syvertsen, Yapı Kredi Yayınları, s.70-71



Yaz gelecek. Güneşli bir gün. Sıcaklar bastıracak. Şimdi, inceden inceye, serin bir hava var. Sokağın binbir kokusu: kış boyunca ıslanmış duvarlara güneşin vurmasından yayılan rutubet kokusu, caddede, kapılarını ardına değin açmış birahanelerden yayılan talaş, bira ve kapalı hava kokusu. Bir yaz daha gelecek işte. Yaklaşıyor yaz. 
   Bomboş bir öğle vakti. İşe gitmese de olur. Kardeşine uğrayabilir. Beyoğlu'nda, İstiklâl Caddesi'nde, yeni yapılmış yüksek bir yapının ikinci katında, geniş bir işyerinde çalışıyor o. Yapının çevresinde bir açıklık var. Yapı, bütün arsa üzerine kurulmamış, arsanın bir bölümüne oturtulmuş. Bu yüzden, gündüzleri, üç yanından güneş ışığı alabiliyor. Karşıdaki apartmanlar, onun yüksekliğine erişemiyorlar. Beyoğlu'nun eski apartmanları... Gri renkli Rum, İtalyan tarzı yüzyıllık yapılar. O yapıları tanıyor. Birçoğunun, geriye doğru uzayan şaşılası bir derinliği var. Arka yanları yokuşa doğru sarkmış. Eski bahçeler var, orada. Yapılar bahçelerin üzerine uzanıyor. Aralarında dar sokaklar —Beyoğlu'nun daracık yokuşları— aşağılara doğru iniyorlar. Eski Ceneviz sokakları onlar. Yapıların arka pencerelerinden küçük, işlemeli demir parmaklıklı balkonlardan deniz; bahçelerin üzerinden Boğaz'ın bir bölümü ile Marmara Denizi görünüyor.           Kardeşinin çalışma yerine vardığında öğleden biraz önceydi. Orada, geniş masalarda çalışan, düzenli genç kadınlar. 
   "Otursana." 
   İki masa arasında tahtadan bir koltuğa oturdu. Çantasında  piposu var. Tütün içebilir. 
   "Yemeğe çıkarız, değil mi?" diye soruyor. 
   "Tabii. Hemen istediğin zaman." 
   "Biraz sonra çıkarız." 
   "Ben de geleceğim," dedi karşı masada oturan kız. Kumral, orta boyluydu. Otuz yaşını biraz aşkın. Onu da tanıyordu yıllardır. İstanbul'dan, Beyoğlu'ndan. Eski öğrenci festivalleri, sonra piknikler... Adalarda geçen gölgeli, güneşli, rüzgarlı günler. Gemide ansıyor onu. Artta, güvertede. Sonraları Ankara'da rastladı. Pek bir şey konuşamıyorlardı, ama bir tanıdıktı işte. Bense kırk yaşını aşıyorum. 
   "Ama Anjeliki gelmesin," dedi kız. 
   "O görmeden çıkarız," dedi kardeşi. Masanın üzerindeki kâğıtları ivecenlikle düzeltiyordu. İnce, uzun bir yüzü vardı. Saçları düz. Çok da uzun değildiler. 
   "Biliyor musun, sabahleyin müdürle bir şeyler konuşuyordu. Besbelli beni şikâyet ediyor," dedi kız. 
   "Ah, biliyorum. Her işe karışıyor. Hiçbir şeyi beğenmiyor." 
   "Makyajımıza bile." 
   "Geçen gün, çeviriler için, 'Bunlar benim işim' dedi. 'Artık benim işime de el atıyorsunuz.' Oysa, değil onun işi. Almanca ne kadar biliyor sanki?"
   "Aman, ne çekilmez kadın," dedi kız. "Elli yaşına gelmiş, genç kız gibi davranıyor." 
   "İşi büyütmeyin," dedi. "Kimbilir ne dertleri var. Bilebilir misiniz?" 
   Kız başını öne eğdi. Ardından, 
   "Biraz sonra çıkarız," dedi. "Şu yazıyı da bitirivereyim." 
   Yirmi yıl kadar önce gördüğü Anjeliki'yi düşündü. Kumral saçları vardı, beline madeni bir kemer takmıştı. Balıkpazarı'ndaki kiliseden çıkıyordu. Mumların yandığı loş kilise; cemaatin güzel kızlarından biri: Anjeliki. Madeni tasvirler, ikonlar, kara kutuların üzerine konulmuş, ucuza satılan mumlar. O dönemde varolan kalabalık bir Hıristiyan topluluğu doldurmuştu caddeyi, koyu renkli giysilerini giymişlerdi, kadınların yakalarında, yapma beyaz çiçekler vardı. Anjeliki, Tokatlıyan'ın camlarının önünden geçiyor. Stadt Hamburg Lokantası'nda —sokak arasında küçük, sevimli bir yerdi— akşam yemeklerinde rastladığı Anjeliki. Eski kiliselerde yakılan tütsülerin kokusu daha hafif şimdi.

Demir Özlü - İstanbul Büyüsü

Can Yayınları, s.33-36



Kadın, yatağından sıçrayarak uyandı. İlk, dudaklarına gitti elleri. Yerli yerindeydi dudakları. Gece lambasının sarı ışığı, bir ölü odası vehmi veriyordu odaya. Tuvalet aynasından safran sarısı, korkulu benzini gördü. Sonra iyice büyümüş, ıslak gözlerine baktı. Çok ağlamıştı. Yastığa işlemişti gözünün yaşı. İnsan rüyada ağlar mıydı? Ne berbat bir rüyaydı o öyle. Gerçek gibi.
   “Boynumdan öp.” diyordu adam kadına, “Varsa eğer bir vebali benim boynuma.”
   Öpecek gibi olmuştu kadın. Titriyordu etli dudakları. Nefesi bir daralıp bir açılıyordu. Öpse mührü bozulacaktı dudaklarının. Öpse kirlenecekti baharın masumiyeti baştan başa. Ama “Öp” diyordu adam ısrarla, “işte tam şuradan, şahdamarımın üstünden.”
   Kimdi bu adam, nereden çıkmıştı? Çıyan yeşili gözleri ne korkunçtu öyle. İri burnu, çilli yüzüyle ne çirkin bir adamdı. Nereden tanıyordu kendisini de ta rüyasına kadar gelmişti. Bu nasıl tutarsız bir rüya idi böyle. Ne başı vardı ne sonu. Ne çok boşluk barındırıyordu içinde. Olaylar birbirinden tamamen kopuktu. Şimdi nasıl yormalıydı bu karmaşık düşü? Kime yordurmalıydı?
   Bağ gibi bir yer… İlk bunu hatırladı kadın. Kimsecikler yoktu etrafta. Sanki bütün dünya güneşe göçmüştü. Sanki bütün kurtlar, kuşlar, börtü böcek bir yerlere saklanmıştı. Aynı zerdali ağacına vermişlerdi sırtlarını. Adamın avuçlarındaydı kadının elleri. Ne zaman, hangi cüretle almıştı ellerini avuçlarına? Rüyanın başını hatırlamıyordu kadın. Hatırlayamadı. O an, sadece kalbinin ellerinin attığını duyuyordu. İnce ince ter sızıyordu parmaklarının ucundan. Her boğumda yeni bir pişmanlık boğuluyordu. Adam çıyan yeşili gözlerini çekmiyordu kadının gözlerinden. İnatla “tam şuradan” diyordu, “şahdamarımın üstünden.”
   Sesi dalıp çıkan dereler gibiydi adamın, dupduru. Yüzündeki çirkinlik sesine ve kalbine yansımamıştı her nasılsa. Yumuşacıktı sesi de kalbi de. Bir taşı bile ikna edebilirdi bu incelikle. Etten, kemikten ve duygudan yapılmış bir insan nasıl reddedebilirdi o incecik boynu öpmeyi.
   Bir taş değildi kalbi elbet. İkna olmuştu. Adamın boynuna doğru uzattı dudaklarını. Tam öpecekken… Ağır bir pişmanlığın bağrına taş gibi oturduğunu hissetti. Birden çekti dudaklarını. Bu vebali sırtlanmaktansa varsın değmesindi o ince boyuna dudakları. Bilmesindi o hazzı. Oysa adam bütün masrafı kabule hazırdı: “Varsa eğer bir vebali benim boynuma.” Öpse miydi acep?


Mustafa Soyuer - Ellerin Elime Değdiği Zaman

Kutu Yayınları, s.91-92



Blog fikri herkesin kafasında bir yer edinmiştir. Fakat işe nasıl başlayacağınız konusu fikrinizi hep ertelemenize sebep olmuştur. Sizler için hazırladığımız blog açma rehberini okuduğunuzda bu işin aslında korkulacak kadar zor olmadığını göreceksiniz.

Blog Açmak İçin Nedenler
Peki neden bir blog açayım ki diyebilirsiniz. İşte size blog açmak için nedenler;
1. Boş vaktinizi değerlendirmek.
2. Çevre edinmek.
3. Para kazanmak.
4. Kendinizi ve yaratıcılığınızı geliştirmek.
5. Paylaşmanın mutluluğu.
6. İnsanlara faydalı olmak.

Bu ve buna benzer sebepler blog açmanız için size bir adım attırabilir. Sizde deneyebilir ve keyifli, kendinize ait özel bir zaman geçirebilirsiniz. Son olarak, her zaman aklımda ve hoşuma giden bir söz olan Walter Mitty ‘nin sözü nü de eklemeden geçemeyeceğim.

Dünya’yı görmek, tehlikeli şeylerle karşılaşmak, duvarların arkasına bakmak, yaklaşmak,
birbirini bulmak ve hissetmek. İşte hayatın amacı bu.
– The Secret Life of Walter Mitty

Blog Nasıl Açılır?
Blog açmak göründüğü kadar zor bir teknik bilgi gerektirmiyor. Aşağıdaki basit adımları tek tek uyguladığınızda sizde bir blog sahibi olabilirsiniz.

1. Blog Konusu Belirleme
Blog açmaya karar verdiğinizde ilk belirlemeniz gereken şey hangi konu hakkında yazacağınızdır. Yazacağınız konu hakkında karar verirken dikkatli düşünün çünkü bunu daha sonra değiştirme şansınız olmayacak.

Konu seçerken internetteki en popüler konular yerine sevdiğiniz bir konuya odaklanın. Çünkü sevdiğiniz bir konu hakkında yazı yazmak size sıkıcı gelmeyecek. Aksine bundan zevk alacaksınız.

Son olarak aklınızda hangi konuyu seçersem daha çok para kazanırım diye bir soru varsa, yine cevabı sevdiğiniz konu olacak. Çünkü ilgi duymadığınız bir konuda blog yazmaya karar verirseniz zamanla sıkılacak ve vazgeçeceksiniz.

2. Site Adına Karar Verme
Sitemizin ana konusunu belirledikten sonra sıra sitemize ne ad vereceğimize geldi. Burda dikkat etmeniz gerekenler;

Site adının konu ile ilgili olması.
Site adını çok uzun tutmamaya çalışın. Alan adınız ne kadar kısa olursa insanların hatırlaması o kadar kolay olur.
Site uzantısını belirlerken .com olmasına öncelik verin. İnternette .net .org gibi bir çok alan adı uzantısı mevcut fakat bunlardan en popüleri .com’dur. Tarayıcı adres çubuğuna site adını yazıp ctrl+enter yaptığınızda varsayılan olarak .com koyar. Bu .com uzantılı adreslerin ne kadar erişiminin kolay ve hatırlanmasının kolay olduğu anlamına gelir.
# Alan adı ücreti yıllık ortalama 10 dolardır.

Site adınızı belirledikten sonra birde kendinize bir slogan bulun. Bu sitenizin ne hakkında olduğunu okurlarınıza anlatmanın en pratik yolu olacak.

Domain: İnternet dünyasında alan adına verilen isimdir.

3. Alt Yapı Seçimi
Bloğumuzun konusunu ve adını belirledik. Peki yazacağımız yazıları nasıl yayınlayacağız diye sorabilirsiniz. Bunu sizin için yapan ücretli ve ücretsiz bir çok sistem var. Ücretsiz olanlarının en başında Blogger ve WordPress geliyor. Blogger googla aittir ve yazdığınız yazılar Google sunucularında barınır. Bunun anlamı sitenizin sahibi siz değil Google’dır. Siz ise sadece bir yazar olmuş olursunuz.

Bu nedenle dünyada en çok kullanılan blog sistemi WordPress’i sizlere tavsiye ediyorum. Kamp Kuvvetleri Komutanlığı’da altayapısında Blogger’ı kullanmaktadır.


Altyapısını Blogger seçmek isteyenler burdan Blogger‘a kayıt olabilir. Worpress seçmek isteyenler ise yazımızı okumaya devam edebilir.

4. Hosting Firması Seçimi
Eğer hala buradaysanız altyapı olarak WordPress seçtiniz demektir. 🙂 Bu tercihinizde pişman olmayacağınızdan eminim.
Hosting: sitenizin 7/24 yayında olmasını sağlayan firmalardır. Siteniz host şirketlerinin özel olarak hazırlanan bilgisayarlarında 7/24 çalışacak şekilde ayarlanmaktadır. Bu şekilde siteniz okurlarınızın erişimine her daim açık olacaktır.

Peki şimdi siteniz nerede yayınlanacak. WordPress’i nasıl kuracaksınız?

Sitenizini hazır hale getirmek için önce WordPress dosyalarını bilgisayarınıza indirip sunucunuza yüklemeniz gerekli. WordPress’in son sürümüne buradan ulaşabilirsiniz. WordPressi indirdikten sonra bunu sunucunuza yüklemeniz gerekli. Bunun için Filezilla programını öneriyoruz. Bu program ile sunucunuza ftp ile bağlanıp, indirdiğiniz WordPress dosyalarını yükleyebilirsiniz.

Dosyaları yükledikten sonra site adresinize girip gerekli kuruluma geçebilirsiniz. WordPress kurulumda sizden database adını, database kullanıcı adını ve şifresini girmenizi isteyecek. Bunlar hosting panelinden oluşturup kurulumda girmeniz gerekli. Kurulumun ikinci aşamasında admin paneline giriş yapabilmeniz için kullanıcı adı ve şifre oluşturuyorsunuz. Tüm bunları yaptıktan sonra siteniz kurulmuş oluyor.
5. Bloğumuzu Tanıyalım
Bloğunuz hazır olduğunda iki panele sahip olacaksınız.

Bloğunuz: Burası okurlarınızın bloğunuza girdiğinde karşılaşacakları yer. Yazılarınız ve sayfalarınız okurlarınıza burada yayınlanacak.

Yönetici Paneli: Burası sitenizi yönettiğiniz alandır. Yazılarınızı bu panelde yazacaksınız. Blog ayarlarınıza kullanıcı yönetimine ve yorum denetimlerini buradan takip edeceksiniz.


Varsayılan olarak yönetici paneline alan adınızın sonuna /wp-admin yazarak ulaşabilirsiniz.

6. WordPress Temel Ayarları
Bloğunuz hazır olduğunda hemen yönetici paneline giriş yapın ve sol menüde yer alan Ayarlar sekmesini açın.

Ayarlar > Genel Ayarlar
Site Başlığı: Buraya site adınızı yazın. Bu alanda boşluk bırakabilir ve Türkçe karakter kullanabilirsiniz.

Slogan: Belirlediğiniz sloganı buraya girin. Sloganınız site başlığınızın hemen yanında yazacak.

Ayarlar > Kalıcı Bağlantı Ayarları
Genel Ayarlar: Burası sitede bir yazı yazdığınızda bağlantısının (linkinin) nasıl görüneceğini ayarladığınız yerdir.

7. Blog Teması Seçimi
Temel ayarları tamamladıktan sonra sitemiz için bir tema seçebiliriz.

Görünüm > Temalar


Buradan istediğiniz temayı seçebilirsiniz. Burada sunulan temaların tamamı ücretsizdir.

Üst menüde yer alan öne çıkan, popüler ve en son seçeneklerini kullanarak yada arama bölümüne sitenizin konusunu yazarak bloğunuz için uygun bir tema belirleyebilirsiniz.


Kumak istediğiniz temanın üzerine gelerek önce Kur sonra da Aktifleştir butonlarına basarak yeni temanızı sitenize uygulamış olursunuz.

7. İlk Yazı
Herşey hazır artık ilk yazımızı yazmaya geçebiliriz. 🙂

Yazılar > Yeni Ekle
Bu alanda ilk yazınızı yazmaya başlayabilirsiniz.

İyi eğlenceler 🙂


Yurt içinde herkes en az bir kez araba kiralamıştır. Biliyorsunuz ki aracınızı kiralarken bir çok proesedür işlemleri yapılıyor. Yurt dışında araç kiralarken dikkat etmeniz gereken konular biraz daha farklı olabiliyor. O yüzden yurt dışında araç kiralamadan önce mutlaka yazımızı okuyun. Aklınıza takılan soruları ise bize yorum bölümünden iletebilirsiniz.

Sürücü Yaşı

Yurt dışında araç kiralarken sürücü yaşı çok önemlidir. Eğer 21 yaş ve altındaysanız araç kiralamanız neredeyse imkansızdır. 21 ve 25 yaşları arasındaysanız araç kiraladığınızda günlük ekstra ücret ödemeniz gerekebilir. Bu yüzden araç kiralamadan önce seçtiğiniz şirketin yaş politikalarına mutlaka göz atın.

Kredi Kartı

Araç kiralayabilmeniz için kredi kartınızın olması şart. Kredi kartınız yoksa banka kartıda olur ama içinde bir miktar para olmak zorundadır. Araç kiralama firması siz arabayı teslim edene kadar belli bir miktar deposito alacaktır. Aracı teslim ettiğinizde aldıkları depositoyu kartınıza iade ederler.

Sigorta

Sigorta araç kiralama ücretinin içinde de olabilir ekstra ödemenizde gerekebilir. Bu seçtiğiniz firmanın politikasına bağlı. Ne olursa olsun sigortasız araç kiralamayın.

Yakıt Durumu

Araç kiraladığınızda, size verecekleri araç boş depo yada tam dolu depoya sahip olabilir. Firma boş depo verip boş depo isteyebilir yada tam dolu depo verip dolu şekilde teslim etmenizi isteyebilir. Ne kadar yakıt harcayacağınızı kestirmek zor olduğundan depoyu boş teslim etmek zor olabilir. Zaten böyle politika uygulayan firmalarında amacı bu. Genellikle seyahatinizden benzin artacağından buradan kâr elde etmek isterler. O yüzden size tavsiyem dolu depoya sahip araç kiralamanız. Kiraladığınız aracı teslim etmeden önce deposunu doldurup teslim işlemini sorunsuzca tamamlayabilirsiniz. Eğer depoyu doldurmayı unutursanız yada eksik miktarda teslim ederseniz, kiralama firması bunu kredi kartınızdan tahsil edebilir.

Kilometre Limiti

Kiraladığınız aracın günlük kilometre sınırı olabilir. Bu yüzden araç kiralamadan önce buna mutlaka dikkat edin. Eğer günlük 200 km limitiniz varsa, 5 günlük araç kiraladığınızda en fazla 1000 km gidebilirsiniz. Bu sınırın üzerine çıkarsanız aştığınız kilometre için ekstra ücretlendirilirsiniz. Bu yüzden kilometre sınırı olmayan firmaları seçmekte fayda var.

Ülke Sınırları

Eğer kiraladığınız araç ile farklı bir ülkeye daha gidecekseniz bunun için izin verilip verilmediğini araç kiralama şirketine sorabilirsiniz. Avrupa içerisinde ülke değiştirmek genellikle sorun olmuyor ama siz yinede bunu kiralama firmasıyla konuşun. Eğer dahil değilse ekstra ücret karşılığı bunu dahil edebilirsiniz.

Erken Rezervasyon

Eğer tatiliniz yada iş geziniz; yılbaşı, sevgililer günü gibi özel günlerde olacaksa erken rezervasyon yapmakta fayda var. Hava limanına inince araç kiralamak isterseniz düşük bütçeli araç kalmamış olabilir ve daha fazla para ödeyip yüksek sınıf araç almak zorunda kalabilirsiniz. Eğer erken rezervasyon  yaptıysanız, firmanın elinde o kategoride araç kalmamış bile olsa siz ekstra para ödemeden size bir üst model araç vermek zorundalar.

Yurtdışında araç kiralamak hakkında aklınızda bir soru varsa, yorum bölümünü kullanarak bize iletebilirsiniz.



Kayak merkezi önerilerime gelmeden önce, biraz kışa “Hoşgeldin” demek istiyorum. Hoşgeldin kabusum. Üşümemin, donmamın sebebi. Buz gibi soğuk İstanbul kış ayazında, sabahın köründe işe giderken, hayatımı sorgulatan “Şu an mis gibi evde oturup. Battaniyenin altına girip, elimde seyahat dergim, masamda kahvem olsa ne güzel olurdu be !” diye hayallere daldıran mevsim. İsyan ettiren. Zor gelen mevsim.

1-Erzurum-Palandöken

Uzunluğu ise 12 km’dir. İster şehir merkezinde konaklayıp günü birlik gelebilir, ister de Palandöken’de bulunan otellerde konaklayabilirsin. Bir de gelmişken cağ kebabı yemeden dönmemeni öneririm.

2-Kayseri-Erciyes

3 bin 916 metre yüksekliği ile Orta Anadolu’nun en yükseği. Dağın kuzey yamacında yer alan Tekir yaylası, Erciyes Kayak Merkezi‘nin bulunduğu yer. Kayseri’den 20-25 km uzaklıkta. Sönmüş bir volkanik dağ olan Erciyes, Mart ayı sonuna kadar hizmet veriyor.
Kayseri havalimanından kolaylıkla ulaşabilirsin. Bölgede konukevleri veya oteller hizmet veriyor ve gelmişken mutlaka 60 km uzaklıktaki Kapadokya’yı da gör derim. Kapadokya kışın başka güzeldir.

3-Isparta-Davraz

Isparta şehir merkezine 26 km mesafesede bulunan Davraz, Göller Yöresi‘nde yer alıyor. Tesis saatte 4.000 kişiyi ağırlayabiliyor ve 2.100 metre yüksekliğe çıkarabiliyor.
Toplam pist uzuluğu 5 km ve bir çok kayak merkezine göre daha hesaplı bir rota. Özellikle Ege bölgesi civarında isen, mutlaka, kayak yapmasan bile görmeni tavsiye ederim.

4-Bursa-Uludağ

Ülkemizin en popüler ve en kazık yeri olur kendileri. Bursa‘dan 1 saat uzaklıkta, İstanbul’dan ise 220 km mesafededir. Kalabalıktır. İnsandan kaçarken, kendinizi kalabalığın ortasında bulursunuz. Ama hem yakındır hem de nam yaptığı için ayılıp-bayılınır.
En uzun pist 2 km’dir. 25 otel hizmet verir. Saatte 850 kişi kapasiteli, 30’dan fazla pisti bulunur. Aynı zamanda bir çok etkinlik ve eğlence odaklı konserlerden dolayı tam bir cazibe merkezidir. Özellikle kış ortasında bir çok etkinlik ve kış partileri düzenlenir.

5-Kastamonu-Ilgaz

Kastamonu-Çankırı arasında bulunan Ilgaz kayak tesisleri, Aralık-Nisan ayları arasında hizmet veriyor. Kayak merkezi 2.850 metre yükseklikte, köknar ve çam ağaçlarının arasında, Ilgaz Milli Parkı içerisinde yer alıyor.
Kayak pistlerinin ortalama uzunluğu 2.000 metre. Gece de kayak yapılabiliyor. Fiyatlar çok uygun. 

6-Bolu-Kartalkaya

İstanbul’a 275 , Ankara’ya 220, Bolu’ya 40 km mesafede yer alan Kartalkaya, 2375 metre yükseklikte bulunan kayak merkezi ile Köroğlu Milli Parkının kalbinde bulunuyor. Uludağ‘a alternatif olarak göz önünde bulundurabileceğin sakin bir rota.
En uygun dönem Aralık ortası ile Mart ortası. 1250 yatak kapasiteli oteller hizmet veriyor. Saatte Tesis, 5000 kişiye yakın kapasitesi ile emrine amade. Pistlerin en uzunu 4.000 metre.

7-Kocaeli-Kartepe

Tam mangalda sucuk yapmalık bir yer. Yanında da şöyle sıcak bir çay. Tepeye çıkarken, güneşli bir güne denk gelir de, dağın yamacında kalan şehrin bulutların altında kayboluşuna denk gelirsen, keyfine diyecek yoktur. Yol boyunca her yer kafa dinlemeye müsait.Kayak değil de, nedense ilk aklıma gelen şey bu olmuştu.
O yüzden, sende “Bir yerlere kaçayım ama kayak yapmasam da olur!” diyorsan, Kartepe çok güzel bir kaçış rotası olacaktır. Eğer kayakta yapacağım diyorsan, tesislerin olduğu kayak merkezine de çıkabilirsin. Saatte 4650 kişi kapasiteli ve 12 pisti olan Kartepe’de 1 adet de otel bulunuyor.

8-Antalya-Saklıkent

Antalya il merkezinden 45 km uzaklıkta bulunan Saklıkent, 2.750 metre yükseklikte bulunuyor. Tesise şehir merkezinden 1 satte ulaşabiliyorsunuz. Buranın en enteresan yanı ne biliyor musun ? Antalya’da t shirt ile gezerken, 1 saat sonra kayak yaparken kendini bulabilirsin.

Malum ben Fethiye’liyim. Bizim oralara yakın olduğu için arasıra gitmişliğim vardır. Fethiye’de kar yağmadığı için biz de, hem Antalya’yı gezer, hem de Saklıkent’e gelip, kar hasretimizi giderirdik.
Eğer, bu kayak merkezine gelmeyi düşünürsen , Antalya’da kal derim. Git-gel yaparak kolayca ulaşabilirsin. Ya da 1 tesis var onda da konaklayabilirsin ama sadece 1 tane olduğu için yer bulmak sıkıntı olabiliyor.

9-Kars-Sarıkamış

Kars‘a 55 km uzaklıkta bulunan kayak merkezi, 2800 metre yükseklikte bulunuyor. Kars Havalimanından 45 dakika mesafede. Buranın en büyük özelliği, benzerinin Alplerde bulunan kristal kar yapısı olduğu söyleniyor.12 kilometreyi bulan 5 farklı pist bulunuyor.
2800 rakımlı olan bölge sarıçam ağaçları ile kaplı. Bu sene, belki kayak için değil ama sırf oraları görmek uğruna yaz aylarında gitmeyi planlayanlardanım. Belki sen kayak için gidersin diye yazayım dedim.

10-Gümüşhane-Zigana

Karadeniz. Yeri bende başkadır. Havası, dağları, ormanları, suyu, toprağı… İşte bu coğrafyanın en güzel kayak merkezlerinden birisi de Zigana’da. Gümüşhane’ye 40, Trabzon’a 60 km uzaklıkta. Aralık-Nisan döneminde bolca kar bulabileceğiniz Zigana kayak merkezinde, 661 metre uzunluğunda, 843 kişi kapasiteli tesis bulunuyor. Eğer Karadeniz bölgesine kış aylarında yolunuz düşerse, bir uğrayın derim.

Bu saydıklarıma ilaveten; Erzincan-Bolkar, Bingöl-Yolaçtı ve Ağrı-Bubi Dağı’nı da ekleyebilirsin.

“Benim için daha iyi olacak,” diyor. Neden bahsettiğinden haberi yok, adım gibi eminim bundan. Yine de kafamı sallayarak destek oluyorum. Dostlar böyle yapar çünkü.
   “Sen de gelirsin hem kafan attıkça,” diye devam ediyor. “Sen bir git de,” diyorum, “beni sonra düşünürüz.” 
   Sarman bir kedi tek hamlede banka, aramızdaki boşluğa zıplıyor. Ön ayaklarını gerdirerek mırıldanmaya başlıyor. Onun bu uykulu, uslu halini görünce esniyorum. Esnemek de bulaşıcı, gitmek gibi. Ya da gidememek. Kedinin kafasını başparmağıyla usulca okşarken, “Niye ya! Gelirsin işte, neden öyle diyorsun,” diye üsteliyor.
   Kırmıyorum. “Gelirim,” diyorum.
   O geleceğim yer neresi ve biz sabahın köründe yine neden bu parkta ciddi kararlar almaya çalışıyoruz, diye aklımdan geçse de sormuyorum.
   “Ben, sen gelene kadar oraları öğrenirim zaten,” diyor.
   “Tabii ki,” diyorum, “hatta birkaç güzel park da bulursun böyle oturup konuşabileceğimiz.”
   “Düzenimi iyice oturtursam artık dönmem de.”
   Rüzgâr bir nefes daha üfleyip geçiyor aramızdan. Üşüyen kollarımı sıvazlıyorum kendime sarılır gibi. Sağ tarafı havada kalmış tahterevalliyi izliyorum. İki kişiye ihtiyacı var dengelenmek için. Biri giderse bir tarafı kuma gömülür, öteki tarafıysa havada sonsuza dek asılı kalır.
   Uzaklardan havalı korna sesi yaklaşıyor. Kafamı çevirip bakıyorum. Eski bir kamyonetin kasadaki süt şişelerini çalkalayarak, arkamızdaki caddeden geçip gidişini izliyoruz. Uzaklaştıkça dönüşüyor. Önce kamyonetten herhangi bir beyaz arabaya. Sonra sadece beyaz bir cisme. En sonunda boşluğa. Bakışlarımı caddeden koparıp oturduğumuzdan beri ilk defa yüzüne bakıyorum. Gözü kamyonetten kalan boşlukta. Hafif canlı bir tavırla, “E iyi madem,” diyorum, “mutlu musun? Bak gitmeyi de kafana koymuşsun.”
   Karşıdaki apartmanın ikinci katında, pencereden beline kadar sarkarak sigara içen ve geldiğimizden bu yana bizi dikizleyen kadına sorsak yüzündeki değişimin belli belirsiz bir gülümseyiş olduğunu iddia edebilir. Ben öyle olmadığını biliyorum.
   “E daha iyiyim tabii, bir rahatlama geldi üstüme,” diyor.
   Yavaşça kalkıp salıncaklara ilerliyorum. Ayaklarımın altındaki ıslak kumlar gıcırdıyor. Hareketsizliğe daha fazla tahammülüm yok. Salıncaklardan birine bedenimi zar zor yerleştirip paslanmış soğuk zincirleri sımsıkı kavrıyorum. İlk hamleyle sallanmaya başlıyorum. Hızlı. Hızlı. Daha hızlı. Zincirlerden çıkan gıcırtılar bir ritim tutturup parkın sessizliğini bastırıyor. Birkaç ev canlanıyor. Kafamı göğe kaldırıyorum. Bulutlar. Köşe kapmaca oynayarak tepemden akıyorlar. Köşedeki bakkal birazdan kepenklerini açacak. Durakta bekleyen insan sayısı çok geçmeden artacak. Çöp kamyonları yine vakitsizce trafiğe çıkıp çöp bidonlarının yere çarparak çıkardıkları çınlamayla ara sokaklardaki sessizliği bozacak. Hayat akacak yani. Durmayacak.
   Az sonra o da gelip yanımdaki salıncağa kuruluyor ve sallanmaya, ivmelenmeye başlıyor.
   “Gitmeden daha görüşürüz mutlaka,” diyor.
   Sigara içen kadın camı gürültüyle kapatıp içeri giriyor. Kedi uykusundan irkilerek uyanıyor. Banktan aşağıya atlıyor, biraz yürüyor aheste sonra uzaklaşmaktan vazgeçip çimlere uzanıyor.
   “Tabii ki,” diyorum salıncak en tepeden aşağıya inerken.
   Hiçbir yere gidemeyecek, biliyorum. Kendimden. Yıllardır bu ıssız saatte, coşkusu sönmüş parkta oturup aynı şeyleri konuşmamızdan. Ve hâlâ işte burada, salıncakta bir ileri bir geri sallanmaktan öteye gidemediğimizden. Biliyorum. O da biliyor. Susup gidecekmiş gibi yapmaya, sallanmaya devam ediyoruz.


Mevsim Yenice - Bilinmeyen Sular

Can Yayınları, s.40-41



 Suriye Pasajı’nın içi taze demlenmiş çay kokuyor. Kürkçüyü ve oyuncakçıyı geçip soldaki merdivenlere yöneldim. Daha ikinci kattan bizimkilerin sesi geldi bile. Dairenin kapısı aralık, içeri gidim. Köşelere gelişigüzel bırakılmış kumaş rulolarını geçerek salonu buldum. Cem’in kumaşçı babasıyla ortağının eski bürosu burası, uzun uzun pencereleri İstiklal’e bakıyor.
   Sekiz, belki dokuz kişi ancak var. Arka arkaya, derslik gibi dizmişler sandalyeleri.
   “Siz nasıl geç kalmıyorsunuz, hayret ediyorum.”
   Hepsi bana döndü. Ayaklı yazı tahtasının önünde duran Cem’e göz kırpıp sırtından dolandım, pencere tarafındaki sandalyelerden birine oturdum.
   “Tanıştırayım,” dedi Cem. “Editörümüz Mustafa, Mustafa, arkadaşlar. Bu sefer de gelmesen bir sonrakine biz sana geliyorduk.”
   Boşluğa doğru gülümsedim. Kimse tanıdık gelmedi. Kulaklığımı, tütünümü, çakmağımı ceplerime dağıtırken İlyas’a bakındım ama göremedim. Paltomu sandalyemin arkasına asarken içinden küçük siyah defterimi çıkardım. Yürürken öyküme eklerim diye aklıma gelen bir iki detayı kaydettim.
   “Arkadaşlar, konuştuğumuz gibi rahat rahat okunacak, okurumuza dost olacak, kolunun altına kıvırıp yanına alacağı bir dergi olacağız,” diyor Cem. “Vapurda, metroda, çaykahve molalarında, tuvalette, gece uyku tutmadığında gözleri bizi arasın. Geçen sefer üstüne epey konuştuk, yeniden söyleyeyim, güzel öyküler, umut veren sözcükler, akılda kalıcı cümlelerle yola çıkacağız.”
   Bir tane daha, dedim içimden, kopyala yapıştırdan öteye gidemeyeceğiz yani. Toplantının gündemi, gidişatı, replikler nasıl da tanıdık. Önümdekinin kapüşonun desenleri bile daha eğlenceli geliyor şu an. Deniz atlarının, kılıç balıklarının ve vantuzların üstünden tek tek gözümle geçiyorum. Yosunları kontürlemeyi sona bıraktım.
   “Ben sürüden ayrılacağımızı sanıyordum.”
   Kapüşonlunun yanında oturan siyah uzun saçlı kız konuştu. İnce kazağının altında sivrilerek yuvarlanmış omuzlarına baktım. “Yeni bir şey yapacağız diye yola çıkmamış mıydık, iki haftada piyasadakilerin kuyruğu oluvermişiz anlaşılan.”
   “Yeni bir şey yapıyoruz elbette Nilay, ama mevcuttan tümüyle sıyrılarak ilk anda ne kadar görünür olabiliriz? Okurun alıştığı bir stil var. Ayrıca sana da bu anlamda büyük iş düşüyor. Yurtdışından ne kadar bilmediğimiz şair, yazar çevirirsen o kadar yeni soluk getireceksin bize. Dergide iki tam sayfa yerin var.”
   “Anlıyorum.”
   Donuk çıktı sesi, ikna olmuş gibi gelmedi bana. 
   Cem derginin kapak anlayışından, sayfa düzeninden, renklerinden bahsetti. Yazmaya meraklı meşhurlardan da yazılar istenecekti, tüm bunlar için bir isim listesi oluşturmalıydık. Aramızdan kimin hangi meşhurla bağlantısı var, haftaya konuşulacak konulardan biri de bu olmalıydı. Elbette yeni yazarlara da yer verecektik. Kim bilir, belki de patlayacak yeni bir yazarın keşfini bile yapacaktık.
   “Kronos’un, Anday’ın yaptığı gibi genç yazarları ağlatmayacağız yani,” diye araya girdi kapı tarafındaki kız.
   “Evet!” dedi Cem’inki, toplantıdaki en memnun kişi o olabilir, tabletine sevgilisinin ağzından çıkan her şeyi hızlıca not ediyor.
   “Aynen öyle Sena. Ruhumuz bu olacak. Elitist, muhafazakâr yaklaşımların köküne kibrit suyu dökeceğiz.” Söyleminden hoşnut bana göz kırptı Cem. “Editörlerimizin masasından geçen her yazı dergimize hoş gelir. Mustafa’yla ikinizin posta kutuları dolup taşacak inşallah. Bir de sponsorluk ve reklam işleri var tabii, toplayabildiğimiz kadar para toplamamız lazım. İlk etapta arka kapağa bir reklam yakalasak şahane olur.”
   Olmaz mı hiç.
   “Tasarımcımız belli mi? Dergiler artık kapaklarıyla satıyor,” dedi arkamdaki çocuk.
   “Tasarımcımız İlyas. Ceza’da ve Şimdi’de çiziyor, işinin ehlidir. Bugün gelemedi ama önümüzdeki toplantıda eskizlerinin üstünden konuşacağız. Hem tasarımlarımızı yapacak hem kapağımızı çizecek.”
   Demek işimiz bu kadar kolay. Oysa bir dergi için arabasını satan şairler vardı bir zamanlar bu ülkede. 


Vuslat Çamkerten - Ona Çok Benziyorum

Dedalus Kitap, s.13-15




ESRARLI KADIN

   Üstü örtülü bir kağnı, gecenin karanlığı içinde ağır ağır ilerliyordu. 1403 yılının sonlarıydı ve dondurucu bir rüzgâr ortalığı kasıp kavuruyordu. Genç ve gürbüz bir atlı, kağnının önünden, ardından, yanından giderek, öküzleri idare ediyor, arada sırada kırbacını sırtlarında şaklatıyordu.
   Kuşkulu bir hali vardı, ikide bir arkasına bakarak gözlerini zifiri karanlığa dikmesi bir şeyden çekindiğini gösteriyordu.
   Yol bir karış çamurdu ve durmadan sulu kar yağıyordu.
   Kalın kepeneğine sarılmış olan atlı, bu ağır gidişten huylanıyordu. At üstünde her zaman hızlı gitmeğe alışmış, diz boyu karda bile, çabuk yürümenin yolunu bulmuş bir insan olarak böyle yavaş gidişten bunaldığı belliydi. Fakat onu asıl bunaltan, gidişin yavaşlığı, gecenin karanlığı ve soğuğu, ömründe ilk defa bir kağnıyı götürüşteki acemiliği değildi. Geriden gelecek birilerinden çekindiği anlaşılıyordu. Kepeneğine sarınmasında kendisini korumaktan çok, aralıksız yağan sulusepken altında yay kirişinin gevşememesine çalışan bir mânâ vardı. Sadağını ve yayını, kepenek altında dikkatle tutuyordu.
   Bir aralık, geriden sesler işitir gibi oldu. Kağnı tekerleklerinin gıcırtısı iyi dinlemeğe engel olmasın diye arabayı durdurdu. Gerileri dinledi. Ses yoktu. Geniş bir soluk aldı. Aynı zamanda kağnının içinden bir kadın sesi duyuldu:
   - «Çakır Ağa!»
   Atlı, büyük bir saygı ile karşılık verdi:
   - «Buyur sultanım!»
   - «Neden durduk?»
   Çakır bir saniye düşündü. «Ses duyar gibi oldum» demedi. Tehlike ihtimalinden bahsetmek istemediği anlaşılıyordu. Gür sesiyle:
   - «Atımın üzengi kayışını düzelttim sultanım.» diye cevap verdi.
   Arada bir susma oldu. Sonra içerden tekrar kadının sesi geldi:
   - «Daha çok gidecek miyiz?»
   Çakır, gözlerini gökyüzünde dolaştırarak şunları söyledi:
   - «Gecenin yarısını geçtik. Gün doğmadan varırız sultanım!»
   Kağnıdaki kadının çok düzgün bir konuşması ve ahenkli bir sesi vardı. Çakır, birkaç saniye bekledi. Yeniden ses gelmeyince kağnıyı yürüttü; fakat bir defa daha arkasına bakmadan da kendini alamadı...


H. Nihâl Atsız - Deli Kurt

Ötüken Neşriyat, s.5-6



 Bayan Ramsay başını kaldırdı ve hafif bir uykudan uyanmış gibi, kocasına isterse uyanık kalabileceğini söylemek ister gibiydi. Gerçekten isterse bunu yapabilirdi ama istemiyorsa uyumaya devam edecekti. O dalları, bir o tarafa bir bu tarafa tırmanıyordu. Ellerini bir o çiçeğe bir bu çiçeğe uzatıyordu.
   Gülün kıpkırmızı rengini de övmedim, diye okumaya devam eden Bayan Ramsay kendini giderek daha yukarıda, zirvede hissetti. Ne güzel! Ne huzurlu! Günün tüm gereksiz detayları bu mıknatısa tutundu; zihni süpürülmüş gibiydi, tertemiz hissetti. Ve sonra aniden bütünleşti; ellerine aldı onu, güzel, mantıklı, net ve bütündü o, buradaydı: o şiir. 
   Ama kocasının kendisine baktığını biliyordu. Ona gülümsüyordu, sanki gün ortasında uykuya daldığı için onunla alay eder gibiydi, ama aynı zamanda okumaya devam et, şu an üzgün görünmüyorsun, diye düşünüyormuş gibiydi de. Bayan Ramsay'in ne okuduğunu merak ediyordu; karısının zeki olmadığını, hiç okumadığını düşünmek hoşuna gittiğinden, cehaletini ve basitliğini abarttı. Okuduğu şeyi anlayıp anlamadığından bile emin değildi. Muhtemelen anlamıyordur, diye düşündü. Şaşırtıcı şekilde güzeldi. Sanki bu mümkünmüş gibi güzelliğinin arttığını hissetti. 
   Ama hâlâ kıştı ve sen gittin, ben de gölgenle oynar gibi oynadım onlarla.
   Bayan Ramsay bitirmişti. 
   "Pekâlâ?" dedi. Başını kitaptan kaldırıp, hayallere dalmış olan kocasına baktı. 
   Ben de gölgenle oynar gibi oynadım onlarla, diye mırıldandı, kitabı masaya bırakırken.

Virginia Woolf - Deniz Feneri

Çevirmen: Gökçe Müderrisoğlu Aktaş, İndigo Kitap, s.147-149



 Hiçbirimiz toprağa burada düşmüş tohum değiliz ama yeşerdiğimiz yer burası. Havasını kendimize hava yapmakta gecikmemişiz, ağacından meyvesini derlemişiz. Hayatlarınızı sarın geriye, çocukluğunuzu bulursunuz da, Erice'nin sizi bugüne getiren tabiat harikası doğasını bulamazsınız. Kaybettiklerimizi sayıp dökmek marifet değil, kalanı elden çıkarmayıp korumacı olmaya bakalım. Çoluk çocuk büyük küçük herkesin hayali, geleceği biz kadınlara emanettir.
   Bohçasını kiraz ağacının altında açanla betona serip yayan bir olur mu? Kadınların adak yeri, dilek pınarı Üç Oluk kuruduktan sonra dünya dönse bize ne, dönmese ne?
   Konuyu yazıya başladığım yerden farklı tarafa çekip terbiyesizlik etmek istemiyorum ama bir önceki yazımı okuyanlar kiraz ağacıyla ilgili Face'ten istekte bulunmuşlar. 
   Kiraz çiçeklerinin uçuşup her yeri kar beyazına boyamasının tarifi mümkün değildir, meyvesinin tadına doyum olmaz, hayatta göreceğiniz en güzel küpedir kulağa, takanı saf temiz öpücüğe davet eder, kirazdan daha sevimli bir meyve biliyorsanız söyleyin, beni sınamak için, "Erice'de üveylikten daha çok ne vardı," diye soranlar olmuş, cevabım kiraz ağacıdır, onları da söküp yerlerine ceviz ağacı dikmeye başladılar. Kendini getiren yazıdaki yayladaki ağacını otunu da taşımak istiyor ilçeye, o duyguları yaşadığım için kınamak haddim değil. 
   Hoş geldiniz sefa getirdiniz, bir diyeceğim var sizlere. 
   Bir yerin göçmen yurdu olması ayrı şey, göçmen bölgesi olarak ilan edilip felakete davetiye çıkarılması ayrı şey. Şirin ilçemizin ağacını tanıyıp sevin beni okuyorsanız, kirazın kalbini kırana ceviz de yâr olmaz, yollarında o güzel cıvıl cıvıl neşemizi, ilk sevdalarımızın mahcubiyetini bulabilecek miyiz? 
   Benim Erice'm. 
   Durumu ne kadar çabuk görüp kavrayabilirse, o kadar az üzüntü çekecekti Ersel, arkasında bıraktığı insanların çoğunu hayat bir tarafa savurmuş. Doğruyu söylemek gerekirse Nergis de kendini daha yeni yeni buluyordu, Erice'ye döndükten sonra aylarca işsiz dolaşmıştı, Gülyaz Abla'nın, kedilerine bakma karşılığında evinin bir odasına yerleşip karın tokluğuna idare etmişlerdi bir zaman üç-dört atölye gezip kâğıt fabrikasına girmişti en son olarak, orada da tacizci bir ustayla uğraşmak zorunda kalmıştı. Ortam fazlasıyla gürültülüydü zaten, kulaklık takmaları gerekiyordu, kaza riski yüksekti, çelik koruma ayakkabısıyla makinenin başında on iki saat kâğıt bağladıkları oluyordu, üstüne bir de ustanın açık saçık şakaları, bağırması, küfrü. Kafasına bir şey takanın elini kolunu bıçak kesip atıyordu, başını çevirip yürüyecek kadar insanlıktan çıkmıştı adam. Yanına verdikleri acemi elemanı, "Yapamıyorsun!" diyerek ağlatmasına katlanamayıp onunla tartıştığı için tehlikeli bir makinede çalışmaya zorlamıştı Nergis'i, zavallı kızı koruyacağım derken eli uçuyordu az daha, sol kolunu da bıçak sıyırmış.
   Kızcağız kâğıdı bağladıkça kopuyor, bağladıkça kopuyor, makine tırnak bozmuş rulman dağıtmış, on kere bağlasa yine kopacak, acemi diye sözü geçmiyor. 
   Üç vardiya çalışıyordu fabrika, üretim şefleri, palet-koli sayısını artırıp sürekli hedef yükselterek iş yetiştirmeye zorluyorlardı işçiyi. Tempoya dayanamayıp çıkışını istemek üzereyken beklenmedik biçimde direniş patlak vermişti. 

Latife Tekin - Manves City

Can Yayınları, s.33-35



UYUYAN GÜZELİN UÇAĞI

   Güzeldi, vücudu esnek, yumuşak teni ekmek renginde, yeşil gözleri badem gibiydi, sırtına kadar upuzun inen dümdüz siyah saçları, Endonezya'dan olabileceği gibi Ant Dağları'ndan da olabilecek antik bir havası vardı. İnce bir zevkle giyinmişti: vaşak kürkünden bir ceket, çok hafif çiçek desenli saf ipekten bir bluz, ham ketenden bir pantolon ve begonvil renginde ince uzun ayakkabılar. "Ömrümde gördüğüm en güzel kadın," diye düşünmüştüm, Paris'in Charles de Gaulle Havaalanı'nda New York uçağına binmek üzere kuyrukta beklerken bir dişi aslanın gizemli adımlarıyla geçip gittiğini gördüğümde. Yalnızca bir an süren bu doğaüstü görüntü, havaalanının giriş salonundaki kalabalığın arasında gözden kaybolmuştu.
   Saat sabahın dokuzuydu. Bir gece önceden beri kar yağıyordu; trafik kentin sokaklarında alışılagelenden daha yoğun, otoyolda ise çok daha yavaştı; yol kenarına dizilmiş kamyonlar, karın içinde dumanları tüten otomobiller görünüyordu. Oysa havaalanını salonunda bir ilkbahar yaşantısı sürüp gidiyordu.
   Ben, on bir bavulunun ağırlığı için giriştiği tartışma neredeyse bir saat süren yaşlı bir Hollandalı kadının arkasında kayıt kuyruğunda bekliyordum. Artık tam sıkılmaya başladığım sırada, nefesimi kesen o bir anlık görüntüyle karşılaştım, öyle ki tartışmanın nasıl sonuçlandığını bilemedim ve sonunda görevli kız, dalgınlığımdan ötürü azarlayarak beni bulutlardan aşağı indirdi. Özür dilercesine, ilk görüşte âşık olmaya inanıp inanmadığını sordum ona. "Elbette," dedi. "İmkânsız olan ötekilerdir." Bilgisayarın ekranına bakmayı sürdürerek, hangi bölümden yer istediğimi sordu: Sigara içilenden mi içilmeyenden mi.
   "Fark etmez," dedim kasıtlı olarak, "on bir bavulun yanında olmasın da." 
   Bakışlarını fosforlu ekrandan ayırmadan, profesyonel bir gülümsemeyle ne demek istediğimi anladığını belirtti. 
   Bir numara seçin dedi, "üç, dört, ya da yedi." 
   "Dört."
   Gülümsemesinde zafer kazanmış gibi bir pırıltı belirdi. 
   "Burada çalıştığım on beş yıldan bu yana," dedi, "yediyi seçmeyen ilk kişisiniz." 
   Biniş kartıma koltuk numarasını yazdı ve, o güzeli yeniden görene kadar beni avutacak üzüm rengi gözleriyle ilk kez bana bakarak, geri kalan kâğıtlarımla birlikte uzattı. Havaalanının az önce kapandığını ve uçuşların ertelendiğini ancak o zaman haber verdi bana. 
   "Ne zamana kadar?" 
   "Allah bilir," dedi aynı gülümsemeyle. "Radyo bu sabah yılın en yoğun kar yağışı olacağını duyurdu." 
   Yanılmıştı: Yüzyılın en yoğun kar yağışıydı. Ama normal firs class bekleme salonundaki ilk bahar öylesine gerçekti ki, vazolarda taze güller vardı, hoparlörden yayılan müzik bile bu atmosferi yaratanların amaçladıkları kadar hoş ve yatıştırıcı geliyordu kulağa. Birdenbire buranın tam o güzele göre bir sığınak olacağı geldi aklıma ve kendi cürretkârlığımdan ürpererek öteki salonlarda aradım onu. Ama oradakilerin çoğunluğu, gerçek yaşamdaki erkeklerdi, onlar İngilizce gazetelerini okurken karıları da, panoramik vitrayların içinden, karda hareketsiz kalmış uçakları, buzlar altındaki fabrikaları, Roissy'nin geniş tarlalarını seyrederek başkalarını düşünüyorlardı. Öğleüzeri bir tek boş yer kalmamıştı, sıcak öyle dayanılmaz olmuştu ki soluk alabilmek için kendimi dışarı attım. 
   Dışarıda şaşırtıcı bir manzara vardı. Her sınıftan insan, bekleme salonlarını tıklım tıklım doldurmuş, boğucu sıcaklıktaki koridorlara ve hatta merdivenlere yerleşerek, yanlarında hayvanları, çocukları ve yolculuk eşyalarıyla yerlere uzanmışlardı. Havaalanının kentle olan bağlantısı da kesilmişti ve bu saydam plastik saray, fırtınada karaya oturmuş kocaman bir uzay kapsülünü andırıyordu. O güzelin de bu uysal insan yığınının arasında bir yerlerde olması gerektiği düşüncesini atamadım kafamdan ve bu fantezi, beklemek için yeni bir cesaretle doldurdu içimi. 


Gabriel Garcia Marquez - On İki Gezici Öykü

Çevirmen: İnci Kut, Can Yayınları, s.65-67


Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

ABOUT ME

I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out.

POPULAR POSTS

  • Stuart Dybek - Chicago Kıyıları
    Otuz yedinci kattaki bir otel odasında aynı anda uyuyorlar. İkisi de saatin kaç olduğunundan emin değil, hâlâ biraz sarhoşlar, aralarında bü...
  • "Kızgın Ova" - Juan Rulfo
       Güneydeki dağların en yüksek, en kayalık olanı Luvina'dır. Luvina kireç yapımında kullanılan o boz taşla kaplıdır, ama o taştan ne ki...
  • "Tutkulu Perçem" - Sevgi Soysal
     Şeylerdeki şeyler işte - sokaklardaki insanlar görmüyorlar beni. Oysa günlerdir tutkularım perçemlerimde dolaşıyorum. Nemli bir öğle sonras...
  • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
    Ulaşım Venedik Mestre tren istasyonunun tam önündeki otobüs durağından saatte bir kalkan 11 numaralı otobüsün son durağı Fusina Camping. Yol...
  • "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" - Joseph Campbell
     Erkek ve kadınların çoğu göreceli olarak bilinçdışı denebilecek medeni ve kabilesel alışkanlıklardan daha macerasız olan yolu yeğler. Fakat...
  • "Gezinti" - Robert Walser
     Bisiklete binmiş bir montajcı, 134/III. milis taburundan bir arkadaşım, geçerken sesleniyor bana: "Gördüğüm kadarıyla, yine aylak ayla...
  • AMERİKA YAZ KAMPLARI
    Amerika Yaz Kampı Nedir? Kamplara katılmış olan belli bir yaş aralığındaki çocuklarla ilgilenen, onların kamp süresince katıldıkları aktivit...
  • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
    Ulaşım Muğla'nın merkezine 30km mesafede olan Akyaka'ya Muğla Otogarından sezonda her yarım saate bir dolmuş kalkıyor. Akyaka'ya...
  • "Kâğıt adam" - Gallagher Lawson
    Onu derinlere gömdüğünü düşünürken, zihninde mağaza vitrinine ait belli belirsiz bir anı canlandı. Anı sanki zincirlerinden kurtulmuş, nefes...
  • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
    Ulaşım Dalyan'a ulaşmak için Muğla'nın Ortaca İlçesindeki otogardan sık sık kalkan minibüsleri kullanabilirsiniz. Dalyan Merkez'...

Advertisement

Follow us on Facebook

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

EREN ARDA GÜLER. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Featured Post (Slider)

Kötüye Kullanım Bildir

Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan ( 44 )
    • ►  Mart ( 17 )
    • ►  Şubat ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım ( 43 )
    • ►  Ekim ( 43 )
    • ►  Eylül ( 53 )
    • ►  Ağustos ( 6 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 9 )
    • ►  Mayıs ( 16 )
    • ►  Nisan ( 56 )
    • ►  Mart ( 15 )
    • ►  Şubat ( 7 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık ( 7 )
    • ►  Kasım ( 8 )
    • ►  Ekim ( 7 )
    • ►  Eylül ( 3 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 3 )
    • ►  Mayıs ( 1 )
    • ►  Nisan ( 4 )
    • ►  Mart ( 3 )
    • ►  Şubat ( 5 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık ( 1 )
    • ►  Ekim ( 10 )

Bu Blogda Ara

Blog Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs 2020 ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan 2020 ( 44 )
    • ►  Mart 2020 ( 17 )
    • ►  Şubat 2020 ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım 2019 ( 43 )
    • ►  Ekim 2019 ( 43 )
    • ►  Eylül 2019 ( 53 )
    • ►  Ağustos 2019 ( 6 )
    • ►  Temmuz 2019 ( 2 )
    • ►  Haziran 2019 ( 9 )
    • ►  Mayıs 2019 ( 16 )
    • ►  Nisan 2019 ( 56 )
    • ►  Mart 2019 ( 15 )
    • ►  Şubat 2019 ( 7 )
    • ►  Ocak 2019 ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık 2018 ( 7 )
    • ►  Kasım 2018 ( 8 )
    • ►  Ekim 2018 ( 7 )
    • ►  Eylül 2018 ( 3 )
    • ►  Temmuz 2018 ( 2 )
    • ►  Haziran 2018 ( 3 )
    • ►  Mayıs 2018 ( 1 )
    • ►  Nisan 2018 ( 4 )
    • ►  Mart 2018 ( 3 )
    • ►  Şubat 2018 ( 5 )
    • ►  Ocak 2018 ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık 2017 ( 1 )
    • ►  Ekim 2017 ( 10 )

Combine

Horizontal

Vertical1

Vertical2

Gallery

Portfolio

  • Home
  • Features
  • _Multi DropDown
  • __DropDown 1
  • __DropDown 2
  • __DropDown 3
  • _ShortCodes
  • _SiteMap
  • _Error Page
  • Learn Blogging
  • Documentation
  • _Web Documentation
  • _Video Documentation
  • Download This Template

Footer Menu Widget

  • Home
  • About
  • Contact Us

Social Plugin

Contact us

About

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Categories

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

PGA Head Teaching Professional

Fotoğrafım
erenardaguler
Profilimin tamamını görüntüle

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Subscribe To Sarah Bennett Blog

Kayıtlar
Atom
Kayıtlar
Tüm Yorumlar
Atom
Tüm Yorumlar

Slider Widget

5/recent/slider

CATEGORIES

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Advertisement

Main Ad

Trend Tags

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Pages

  • EV
  • EV
  • EV

Most Trending

  • "Babam Beni Şah Damarımdan Öptü" - Ozan Önen
       İnsan, babası hayattayken, sanki tüm babalar hayattaymış gibi bir yanılgıya; babası öldüğündeyse sanki sadece kendi babası ölmüş gibi bir...
  • "Kadın Yok Savaşın Yüzünde" - Svetlana Aleksiyeviç
     İnsan savaştan büyük...     Büyük olduğu sahneler akılda kalan. Savaşta insanı yönlendiren bir şey var ki tarihten bile güçlü. Daha derinde...
  • Tolstoy - Polikuşka
     Tam da o sırada Yegor Mihayloviç konağın kapısında gözüktü. Şapkalar art arda başlardan alındı, kâhya yaklaştıkça ortasından, önünden dazla...
  • Rebecca Solnit - Karanlıktaki Umut
      Neden-sonuç ilişkisi tarihin ileri doğru hareket ettiğini varsayar ama tarih bir orduya benzemez. Tarih, yanlamasına seğirten bir yengeç, ...
  • "İpekli Mendil" - Sait Faik Abasıyanık
    Vakit geçiyor. Gün akşama, akşam geceye dönüyor ve bütün bunlara kuşlar şahit, gök şahit, insan şahit. Yaşlanıyoruz. Sait Faik nasıl anlatıy...
  • UKRAYNA'YA GİTMEK
    ARABA İLE GİTMEK… Mail kutuma yoğun bir şekilde gelen bir diğer soru, Ukrayna’ya araba ile gitmek. Her ne kadar Ukrayna’ya araba ile yolculu...
  • "Pan" - Knut Hamsun
     Üçüncü Demir Gece; olanca gerginlik içinde bir gece. Hiç değilse biraz don olsaydı! Don yerine gündüzün güneşinden kalma bir sıcaklık; ılık...
  • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
    Ulaşım Düzce merkezine, İstanbul yada Ankara'dan otoban yoluyla ulaşmak mümkün. İstanbul - Düzce otoban çıkışı 210 km. Merkeze ulaştığın...
  • KAMP MATI NEDİR VE NASIL SEÇİLİR?
    Özellikle uzun süre yürüyerek seyahat ederken yaptığım doğa kampları sırasında karşılaştığım en keyif bozucu durum kamp çadırını kuracak uyg...
  • "Şizodüş" - Merve Sevde Selvi
    Akşam oluyor. Şehrin üstüne karanlık inerken daralan göğsümü, dünyanın muhtelif yerlerindeki gün doğumlarını düşünerek geniş tutuyorum. Masa...

Featured Posts

About Me


I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out. Great things in business are never done by one person. They’re done by a team of people.

Popular Posts

  • Stuart Dybek - Chicago Kıyıları
  • "Kızgın Ova" - Juan Rulfo
  • "Tutkulu Perçem" - Sevgi Soysal

Advertisement

Designed By OddThemes | Distributed By Blogger Templates