DENEME BLOGU
  • Home
  • Download
  • Social
  • Features
    • Lifestyle
    • Sports Group
      • Category 1
      • Category 2
      • Category 3
      • Category 4
      • Category 5
    • Sub Menu 3
    • Sub Menu 4
  • Contact Us

Geldikleri yoldan geriye, eğreltilerle ısırganotlarının arasından yürümeye koyuldular. Fırtına yüzünden alttaki toprak tehlikeli hale gelmişti, bu yüzden, konaktan bir an önce uzaklaşmak istemelerine rağmen temkinli bir hızda ilerliyorlardı. Nihayet çökük toprak yola vardıklarında yağmur hala dinmemişti, buldukları ilk ulu ağacın altına sığındılar.
"Sırılsıklam oldun mu prensesim?"
"Merak etme Axl. Palto işe yaradı. Sen ne haldesin?"
"Güneş çıktığında çabucak kurumayacak kadar ıslanmadım."
Bohçalarını yere bırakıp ağacın gövdesine yaslanarak nefeslendiler. Bir süre sonra Beatrice usulca, "Axl, ben korkuyorum" dedi.
"Aa, neden prensesim? Korkacak bir şey yok artık."
"Hani o gün koca diken çalısının orada beni kara paçavralar içinde tuhaf bir kadınla konuşurken görmüştün, hatırlıyor musun? Avare bir deli gibi görünüyordu belki, ama anlattığı hikaye şu yaşlı kadının hikayesine çok benziyordu. Onun da kocasını bir kayıkçı götürmüş, onu kıyıda tek başına bırakmış. Yalnızlığına ağlaya ağlaya koydan dönerken yüksek bir vadinin kenarına gelmiş, önünde de, arkasında da upuzun bir patika görmüş, yol boyu kendi gibi ağlayan insanlar varmış. Ben bunu duyduğumda çok korkmamıştım Axl, bizimle ilgisi yok diye düşünmüştüm. Ama sonra kadın söze devam etti, bu toprakların bir unutuş sisiyle lanetlendiğini söyledi; biz de aynı şeyi kaç kere konuştuk aramızda. Sonra kadın bana, "Kocanla sen, paylaştığınız geçmişi hatırlayamazken birbirinize sevginizi nasıl kanıtlayacaksınız?" diye sordu. O günden beri hep bunu düşünüyorum. Bazen düşündüğümde o kadar korkuyorum ki."
"Ama korkulacak ne var ki prensesim? Biz öyle bir adaya gitmeyi düşünmüyoruz, istemiyoruz da."
"Olsun Axl. Biz daha öyle bir yere gitmeyi düşünme fırsatını bulamadan ya aşkımız solup giderse?"
"Sen ne diyorsun prensesim? Bizim aşkımız nasıl solabilir? Aklı havada genç aşıklarken şimdiki kadar güçlü müydü aşkımız?"
"Ama Axl, o günleri hatırlayamıyoruz bile. Ne de aradaki yılları. Ateşli kavgalarımızı da, bağrımıza bastığımız küçük mutluluklarımızı da hatırlamıyoruz. Oğlumuzu, niçin bizden uzak olduğunu hatırlamıyoruz."
"Bütün o anıları geri getirebiliriz prensesim. Ayrıca ben ne hatırlarsam hatırlayayım, ne unutursam unutayım, kalbimde sana olan sevgim hiç değişmeyecek. Sen de öyle düşünmüyor musun prensesim?"
"Evet Axl. Ama bir yandan düşünüyorum, acaba bugün kalbimizde hissettiğimiz şey, yağmur çok dindiği halde şu tepemizdeki ıslak yapraklardan üstümüze düşen yağmur damlaları gibi bir şey mi? Acaba anılarımız olmayınca aşkımız da mecburen solup gidecek mi?"
"Tanrı böyle bir şeye izin vermez prensesim." Axl bunu alçak sesle, neredeyse fısıltıyla söyledi, çünkü kendisi de içinden adını koyamadığı bir korkunun yükseldiğini hissetmişti."
"Koca diken çalısının orada konuştuğumuzda," diye devam etti Beatrice, "tuhaf kadın daha fazla vakit kaybetme diye uyardı beni. Paylaştıklarımızı iyisiyle kötüsüyle hatılamak için elimizden geleni yapmamızı söyledi. Şimdi de şu kayıkçı, tam ayrılırken beklediğim, korktuğum cevabı verdi. Şu halimizle hiç şansımız var mı Axl?" Öyle biri bize en aziz anılarımızı sorarsa? Axl, o kadar korkuyorum ki."
"Korkma prensesim, korkacak bir şey yok. Anılarımızı temelli kaybetmedik, sadece bu kahrolası sis yüzünden bulamıyoruz nerede olduklarını. Tekrar bulacağız onları, gerekirse tek tek. Bu yolculuğa da bunun için çıkmadık mı? Oğlumuzu karşımızda bir görelim, mutlaka birçok şeyi hatırlayacağız."
"Umarım öyle olur. Şu kayıkçının söyledikleri iyice korkuttu beni."
"Unut kayıkçıyı prensesim. Bizim onun kayığıyla adasıyla da işimiz yok. Hem haklısın, yağmur dindi, şu ağacın altından çıksak daha çabuk kururuz. Düşelim yola, unutalım bu kaygıları."


Ovanın dip tarafında, kırmızı tuğladan inşa edilmiş bir çiftlik binası bir platform üzerine yükseliyordu. Sanki güneşin son ışınlarını tutmuştu ve bir çimenlikte unutulmuş bir mangal közü gibi basamaklı sekizin üzerinde cızırdıyordu. Ele geçirilecek kale burası mıydı?
Miğferi ile kurşungeçirmez yeleğinin arasına sıkışıp kalmış Ivana, SEK'in zırhlı araçlarının birinin arkasına gizlenmişti, ancak ceviz kıracağının kıskaçları arasındaki bir fındık kadar rahattı. Onun yanında Kleinert, namlusu aşağıya doğru çevrilmiş halde silahını göğsüne yapıştırmış, SUL pozisyonu almıştı ve her şeye hazır gibiydi. Çok seksi.
Niemans Kontes'le yüzleşmeye gittiğinde, Ivana kesin bir bulguya ulaşmıştı: Meşhur röetkenleri yetiştirenn kişinin adı ve adresi. Freiburg im Breisgau'nun güneyinde bulunan Kandern adlı küçük bir köyün eczacısının söylediğine göre bir adam her ay çinko eksikliğini takviye edici ilaçlar alıyordu. Adam Grafenhausen Bölgesi'ndeki bir başka köyün iyi bilinen bir veterinerinin reçetelerini kullanıyordu. Ama bir sorun vardı, veteriner asla bu reçeteleri yazmamıştı.
Ivana ilaçları satın alan adam hakkında hemen bilgi toplamıştı: Adı John Bruch'tu, 43 yaşındaydı, lisanslı bir avcıydı, birçok kez tutuklanmış ve şiddet uygulamaktan, kaçak avcılıktan, ağla avlanmaktan ve hayvanların üreme dönemlerine riayet etmemekten birçok kez mahkum olmuştu. Ayrıca cinayetten iki kez şüpheli durumuna düşmüş ama her seferinde aklanmıştı. Sonuçta, yine de on yılını parmaklıklar ardında geçirmişti.
Resmi kayıtlara göre, artık adam Gletscherkessel Prag Doğal Rezervi'nden çok uzak olmayan ıssız bir çiftlikte av köpekleri yetiştiriyordu.
Ama av köpekleri arasında röetken yoktu.
Esas konu farklıydı: Bruch altı yıldan beri Schwarzes Blut Vakfı için çalışıyordu. Yaşlı Franz tarafından işe alınan ve korunan sabıkalılar listesindeydi.
Kleinert çok hızlı davranmış, rekor bir süre içinde müdahale birimini harekete geçirmişti: SEK'in, Almanya Landespolizein'in taktik birimi, Spezialleinsatzkommandos'un adamları derhal Gletscherkessel Prag Doğal Rezervi'ne doğru yola çıkmış, hatta Kleinert, ıvana ve onların ekibinden önce oraya varmışlardı.
Diğer taraftan, Slav kız Niemans'a -telefona cevap vermiyordu- haber vermeye çalışmıştı. Kendini çaresiz hissediyordu. Ona göre operasyon orantısızdı. Her şeye rağmen amaç köpek yetiştiricisi eski bir kaçak avcıyı yakalamaktı. Ama Kleinert bu şekilde değerlendirmiyordu ve sonunda o da Kleinert'e hak vermişti: Bruch onları tüfekle ateş açarak karşılamıştı.
Şimdi manzaradan Ford Charbol olaylarındaki gibi pis kokular yükseliyordu. Polisler geniş ovanın ortasında konuşlanmıştı, akşam rüzgarı yüksek otları hafifçe tararcasına aralarından geçip gidiyordu. Her şey alacakaranlıkta titreşiyor gibiydi, ama bu daha ziyade, içinde bulunduğu andan etkilenmiş olan Ivana'nın algısıydı.
Arkasında ayak sesleri duydu. Niemens, nihayet. Alabros kesimi saçları, yuvarlak gözlükleri, siyah paltosu ve herkesten bir baş daha uzun bir boy. Yaşına rağmen, yorgun yüz hatlarına rağmen hiç de fena değildi; elbette asker tarzını sevenler için.
-Bu ne karmaşa? diye sordu, henüz soluklanmadan.
Kleinert durumu açıklama görevini üstlendi. Niemens, gergin bir suratla ovanın dört bir yanını kartal bakışlarıyla tarıyordu. Kuşkusuz, çalıların arasına gizlenmiş otomatik tüfekli adamları ve ağaçlara tünemiş, ellerinde Ultima Ratio'lar bulunan keskin nişancıları çoktan fark etmişti.
-Basit bir köpek yetiştiricisi için mi herkesi ayaklandırdınız?
Kleinert cevap olarak Niemans'a kurşungeçirmez bir yelek uzattı.
-Söz konusu değil, diyerek reddetti, bunlar bana sıkıntı veriyor.
Kimi zaman,Niemans başka bir çağa, başka bir dünyaya aitmiş gibi davranıyordu. Dudaklarının arasında, yanan sigaralarıyla altıpatlarlı sert adamların altın çağı.
Alman polis hiç istifini bozmadı, elindeki kevlar yeleği hala ona doğru uzatıyordu. Sonunda, Niemans paltosunu çıkardı ve kurşungeçirmez yeleği giydi. Biraz kaşındıktan sonra, meslektaşları gibi kuşanmıştı.
Ivana gülümsedi; Niemans'ını tanıyordu ve bu ortamın, havadaki barut kokusuyla onun hoşuna gittiğini biliyordu. O bir saha adamıydı ve Guernon'dan bu yana sahadan uzaktı.
-Herif bizi tüfekle ateş ederek karşıladı, diye belirtti Ivana. Fabian SEK'i çağırmakta haklıydı.
-Fabian mı?
-Boş verin.
Niemans'ın yüz ifadesi değişmişti, köpekli birimin çoban köpeklerini görmüştü.
-Röetkenleri bulmak için buradalar, diye açıkladı, Ivana.
Polis artık ona cevap verecek durumda değildi, çenesi kilitlenmiş, gözleri donuklaşmıştı.
-Niemans, beni dinleyin.
Polisten hiç tepki yoktu. Eli silahının üstündeydi, sahiplerinin yanında sakin bir şekilde bekleyen Alman çoban köpeklerini vurmaya hazırlandı.
Ivana onu paltosunun eteklerinden yakaladı ve bağırdı:
-Niemans!
Sonunda, gözbebeklerinde pırıltı meydana geldi. Bağlantıyı yeniden sağlamıştı.
-Bizimle uslu uslu oturun. Destek gelmesini bekliyoruz.
-Ne desteği?
-Stuttgart'tan, diye araya girdi Kleinert. Ayrıca savcının da bize yeşil ışık yakmasını beklememiz gerekiyor.
-Kendini kulübesine kapatmış kaçak avcıdan söz etmeye devam mı ediyoruz?
-Niemans, diye karşılık verdi Ivana, salağa yatmaktan vazgeçin. Eğer bu herif Kara Avcılar'dansa bize karşı lav silahı kullanabilir ya da üzerimize el bombası atabilir. İhtiyatlı davranmak daha iyi olur.
Niemans küçük bir baş hareketiyle durumu kabullendi. Bir şey düşünüyor gibiydi. Ivana baskın ve kuşatma konusunda bir şey bilmiyordu. Geceyi beklemek daha mı iyiydi? SEK'in bir saldırı planı var mıydı? Gece saldırısının daha muhteşem olacağını düşünüyordu. Dürbünle ve lazerli nişangahla donatılmış tüfekler sayesinde gece nar renginde küçük sevimli noktalarla aydınlanacaktı.
Sanki beklerken vakit geçmesi için, Alaman polis telsiz cızırtıları arasında teknik ibr tirada başladı:
-Henüz kapıyı kırmak gibi bir düşüncemiz yok, diye açıkladı, koçbaşı ya da plastik mermi...
-Neden gaz bombası kullanmıyorsunuz?
-Bu herif öfkeden kudurmuş durumda. En ufak bir risk alamayız. Takviye burada olduğunda ve yetkililer onay verdiğinde, bir helikopter yukarıdan yeni ekipler indirecek ve biz de saldırıya geçeceğiz...
Niemans elinde son model bir gaz bombası tüfeği bulunan bir polise ısrarla bakıyordu. Adamın aklı bir karış havada gibiydi.
-Her halükarda, diye Kleinert devam ediyordu, hiçbir şeyin farkında değildi, bu hem havadan hem de karadan yapılacak bir yıldırım harekatı olacak.
-Hemen harekete geçmemiz gerekiyor. Zaman kaybedemeyiz.
-Benim yetki alanımda ve benim ülkemdesiniz. Bir Fransız olarak, siz...
Niemans hızla elinde gaz tüfeği olan adamın yanına gitti. Elindeki bomba atarı aldı ve Kleinert'in yerine cümlesini tamamladı:
-Mükemmel bir fikrim var: Gidelim kapıyı çalalım.
-Niemans, istediğiniz şekilde davranmanıza izin veremem. Göz yaşartıcı bomba kullanmak için izin aldık ve bu...
Polis sert bir hareketle silahı kuşandı.
-"Yıldırım harekat" benim!
Sonra, gülünç bir şekilde cepheye doğru koşmaya başladı, yeşermiş bir otlakta koşan yalnız bir kamikazeye benziyordu.
Ivana da içinden mırıldanarak onun peşine takıldı:
-Niemans, bu sizin yaşamınıza uygun değil. (Sonra silahını iki eliyle kavrarken boğulacak gibi oldu, ekledi:) Sizin için çok geç, benim içinse çok erken...


Floransa; Rönesans, katedraller, sessiz kent, bozulmamış doğa, asfalt yememiş, örtülmemiş toprak parçaları ve daha pek çok şey hepsi güzel hepsi anlamlı. Ama nedendir bilmiyorum, artık hiçbir şey beni kolay sevindirmiyor. Yine çocukluğuma gidip geldim. Yoksa yaşlandım mı? Daha doğrusu ihtiyarladım mı? Geride kimleri bıraktım? Küçük kulaklarım için küpeler aldım. Oysa baş aşağı çevrilince kar yağdıran saydam prizmalardan istiyordum. Bulursam alacağım sana. Küçük sevinçler, kırık mutluluklar... Yine deftere çevirdi gözlerini, avcunun içine bükülmüştü, bu kez kendiliğinden açılmadı. Kırmızı kaplı bir defterdi. Üst yanında bir bankanın beş harflik adı, alt yanında bir tarih yazılıydı. Gözleri tarihin üstünde durdu, kapandı. Elli altıdan elli çıktı altı kaldı dedi. Tam altı yıllık, altı yılda hiç eskimemişti. Yaldızı parıl parıldı hala "zavallı çocuk" diye söylendi. Hiç kuşkusuz bir kız çocuğu yitirmişti defteri. Gelip arar mıydı acaba? Aranmayacak defter değildi. Mutlaka arardı. Gittiği yollardan koşa koşa geri dönerdi. Hemen yanına yaklaşır, "Kırmızı kaplı bir cep defteri gördün mü hanım teyze?" diye sorardı. Ne derdi o zaman, içi burkuldu. Avucunda defteri bütün gücüyle sıktı. O gün bu gündür o defter oldu. Pek de istemiyordu sahibi olduğu kız çocuğunun dönmesini...

Avucunu yavaşça içindekini kaçırmaktan korkar gibi açtı. Defterin kırmızı kabına dikti gözlerini. Yepyeni bir oyuncağa bakan küçücük bir çocuk gibiydi. Elleri titriyordu. Sayfaları çevirmeye başladı. Bu kez de dik bir okullu yazısıyla çizilmiş satırlar çekti dikkatini. Sökmeye çalıştı. Her gün bir iki satır karalanmıştı. Neredeyse birbirinin aynıydı bütün yazdıkları hepsi de havayla dersler üstüneydi: "Bugün hiç derse kalkmadım, hava güzeldi." "Hava gene kötü..." "Notlar gene kesat, yazılı berbat." Defterdeki satırlar birbirine girdi okuyamaz oldu. "Zavallı çocuk, zavallı çocuk..." diye söylendi. "Tembelleşmiş ama iyi çocukmuş." Gözlerini ovuşturdu, çevresine baktı. Birden kafasında bir şimşek çaktı. Günlerdir sana yeniden yazmamı istiyorsun benden." (...) Sana neyi anlatayım... Her küflü oda bir aşk, her sevda da bir ayrılığı yaşar. Birlikteydik ama yalnızdık..." diye yazıp kapattı, küçük kendine ait olmayan o kırmızı cep defterini.


Zaman bütün hisleri köreltir. İnsanlar unutur, sıkılır, yaşlanır, başını alıp gider. Vaktiyle İngiltere’de herkesin ahşap tekneler yapıp Türk’e karşı yelken açmaya kafayı taktığı bir dönem vardı. Bu iş ilginç olmayı yitirince, geriye kalan köylüleri topallayarak karaya döndü ve geriye kalan soylular birbirine karşı kumpas kurdu. 
Tabii hikâyenin hepsi bundan ibaret değil ama hikâyeler de böyledir işte; onları istediğimiz hale getiririz. Evreni açıklarken açıklanmamış bırakmanın bir yoludur bu; onu zamanın içine tıkıştırmadan tümüyle canlı tutmanın bir yoludur. Bir hikâyeyi anlatan herkes farklı anlatır, herkesin onu farklı şekilde gördüğünü bize hatırlatmak için. Bazıları bulunacak hakiki şeyler vardır derken, kimisi de her şeyin kanıtlanabileceğini söyler. Onlara inanmıyorum. Kesin olan tek şey hepsinin ne kadar karmaşık olduğu, düğüm düğüm sicimler gibi. Oracıktadır ama başını bulmak zordur, sonuna varmak da imkânsız. Olsa olsa iki elin parmakları arasındaki sicimle yapılmış o kedi beşiğine hayran kalır ve belki biraz daha düğümlersiniz. Tarih sallanmak için bir hamak, oynanacak bir oyun olmalı, kedilerin oynadığı gibi. Pençe at ona, çiğne, yeniden düzenle ve yatma vakti geldiğinde hâlâ düğüm düğüm bir sicim yumağı olsun. Kimse aldırmamak. Bazıları bu işten bir araba para kazanıyor. Yayımcılar bunu becerir, çocuklar ise zeki anlarında başarılı olabilir. Çok amaçlı bir yağmurlu gün meşgalesidir, tarih denen bu hikâyeleri indirgeme işi.
İnsanlar, bir olgu olmayan hikâye anlatma işini, olgu olan tarihten ayırmayı sever. Bunu yaparlar ki, neye inanıp neye inanmayacaklarını bilsinler. Doğrusu, acaiptir. Yunus peygamber her gün balinayı yutarken, nasıl olur da kimse balinanın Yunus peygamberi yuttuğuna inanmaz? Onları görüyor gibiyim, balık hikâyelerinin en alıklarını alıp kabulleniyorlar ve niye? Çünkü tarih de ondan. Neye inanacağını bilmenin avantajları olmuştur. Bu inanç kendine bir imparatorluk inşa etti ve insanları ait oldukları yerde tuttu, cüzdanın parlak diyarında...
Çoğu kez tarih, geçmişi inkâr etmenin bir aracı olur. Geçmişi inkâr etmek, onun bütünlüğünü tanımayı reddetmek demektir. Onu duruma uydurmak, zorlamak, işletmek, görünmesi gerektiğini düşündüğünüz şekilde görünene kadar onun ruhunu emip çıkarmak. Hepimiz, kendimizce birer tarihçiyiz. Ve Pol Pot, dehşet verici bir şekilde, geri kalan hepimizden daha dürüsttü. Pol Pot, geçmişi tamamen ortadan kaldırmaya karar verdi. Geçmişe tarafsız bir saygıyla muamele etme sahteciliğini ortadan kaldırmaya karar verdi. Kamboçya’da şehirler haritadan silinecekti, haritalar atılacaktı, her şey gidecekti. Belge yok. Hiçbir şey yok. Cesur yeni bir dünya. Eski dünya dehşete kapıldı. Parmağımızla işaret edip suçladık ama büyük pirelerin sırtlarında onları ısıran küçük pireler olur.


Ilgaz, çoktan soğumuş çayının kalan son yudumunu çekip masasından kalktı. Artık çalıştığı kendisine yeterdi. Her şey olduğu kadardı. Yarınki sınavı verirse okulu uzatmayacak, yazın memlekete gittiğinde babası onunla ilgili yergilerini kısa kesecekti. Mühendis çıkmasına ramak kalacak oğlunu annesi, komşular ve hısım akrabanın önünde yere göğe sığdıramayacaktı. İçi bulandı, muhtemel ki, olacaklardan ziyade, içtiği sigaraların odasını bunaltmasındandı. Küllük, hava almayan bu bodrum katını isli isli kokutuyordu ama Ilgaz götürüp dökmedi. Odanın ortasında öylece durdu. Şimdi, her şeye yalnızca bakıyordu. Masanın üzerinde yığılmış kitaplara ve kütlenin korunumuna, kabak çekirdeklerinin dağılmış kabuklarına, dışarıda göğün yırtılmasına ve şakırdayan bütün sulara, kedilerin pencerenin parmaklığına sürtünüp geçmesine, doğa yasalarına ve dünya üzerinden geçip gitmiş bütün kanların ve çirkin ve güzel bedenlerin şerefine bir şişe şarap içememiş olmasına uzun uzun baktı. Duvarlar soğuk, gölgeler lekeliydi. Kanepedeki battaniyesinin üstüne sinmiş terli ve ekşi kokusunu, teki kayıp çoraplarını, boş sigara paketini, parmak izli bardağını ve ortada bekleşen bütün perişanlığını saran bu duvarlar, sapasağlam duruyor, içinden kayıp geçilmeye imkan vermiyordu. Sessizlik sanılan bütün ümitsizlik, gençliğin kıvamlı ağırlığı önünde dikiliyor, onun taze başını ürkütüyordu.

Ilgaz böyle ayakta dikilmiş, kumral sakallarını uzun uzun sıvazlarken, birdenbire durdu.

Gitti kanepeye kıvrılıverdi. Tahir kahvehaneden ruh gibi çıktı. Yağmurlu sokaklardan bir ruh gibi geçti. Büyük bir yalanı az önce öğrenmiş bulunan bütün sakin ruhlar gibi, o da işte şimdi zıvanadan çıkmış, kayıyor, kavruluyordu. Kızı hemşireyim demişti. Ben buraya atandım demişti. Gececiyim demişti. Geceleri çıkıyor, sabaha karşı dönüyordu. Kızının ortak etmediği bu sırrında Tahir, bilmiyordu ki, neler yapılıyordu. Hasta kim, kime derman götürülüyordu? Gece başlayıp da sabaha erene kadar, kızı nerede duruyordu?

Evinde, odasında, kahvesinde, işinde, sıkıntısında, ferahlığında yaşayıp giden bütün bu beşerin ortasında Tahir, sokaklardan eserek geçti. Karısının ölümünden beri kalbinin böyle yandığı hiç olmamıştı. Yol boyunca, kimi mutlu kimi mutsuz ışıklar pencerelerde yanıyor, Tahir de tüm insanlık gibi, en büyük dert kendisininki sanıyordu. İnsan bir kötülük, bir hainlikle yüzleşmeye görsün hemen kendiyle karşılıyordu onu. Yalanın büyüklüğü, söyleyenin iyiliğiyle büyüyor, onunla perçinleniyordu. Tahir de böyle düşünüyordu şimdi, "bana" diyordu, "tek başına evlat büyütmüş bu babaya" diyordu, "kimseye kötülük etmemiş, hıncını bu aleme bir kerecik batırmamış bu adama" diyordu, "nasıl yapılır" diyordu. Kızını unutup, sanki daha çoğu kendine acıyordu. Kızı Melike, anasını melekler aldı götürdü diye, melek gibi olsun da kötülüğe bulanmasın ve hep pür-i pak yaşasın diye adını meleklerden alıp da verdiği bir tane evladı, yalnızlığından kaçıp da anlamlı saydığı meşguliyetlerle büyüttüğü bu çocuk, şimdi nerelerde, hangi şeytanın, hangi karanlığın, hangi kuytunun dibindeydi. Ondan başka yoktu ki. Büyüttüğü bu çocuktan, çocukken ak pak edip saçlarını tarayıp da yatırdığı bu çocuktan bir tane daha yoktu ki. Gözlerden sakınılıp büyütülmüş bu anasız çocuktan, binlerce emek ve uğruna uykusuz kalınmış gecelerden, kalkıp kalkıp örtülmüş yorganlardan, ateş ve öksürük dolu geceler boyu alnına konmuş nemli bezlerden ve büyüsün diye yedirilmiş lokmalardan gelecekte birkaç tane daha yoktu ki, onun için bu kadar yanılmasın. Vazgeçilsin. 

Başka yoktu ki.

Tahir felaketi de sevinci karşıladığı gibi karşıladı. Melikesinin nerede olduğundan önce Tahir, kendi yaptıklarının, kendisinden alınanların ve kendisine yapılanların muhasebesini tutuyor, doğruluk ve vicdan budur sanıyordu. İşte ancak böyle sevebildiği Melikesi şimdi nerede, hayatı ne sanarak yaşıyor, kime ne söylüyordu? Bu dünyanın başına, kurulalı beri musallat olmuş kötülerin karşısında Melikesi, nasıl içi acımadan duruyor, irade ve gülümsemesini nasıl gizliyordu? Ne yapıyordu? Nerede, ne yapıyordu?

Yarın sabah uyanacaktı Tahir, sanki dünkü sabaha uyanmış gibi içi bir anlığına rahat. Sonra ayıldıkça başına geleni hatırlayacak ve içinden bir bıçak boylu boyunca geçip onu gerçeğe uyandıracaktı. Dünya üzerindeki bütün felaketler işte böyle geliyor, insanı kendine işte böyle yavaş yavaş inandırıyordu. Ölümü görenler, soğukluğu tadanlar, felaketten kaçamayanlar, evlat acısıyla kavrulanlar, uykuya hıçkırık ve gözyaşıyla dalanlar, delikli uykulardan hep böyle uyanıyordu.

Önce iyi, sonra noksan.


"O günden sonra sık sık evine gittim. Birlikte Edith Piaf'ı dinledik; Jacqueline François'yı, Yves Montand'ı bana o tanıttı, sevdirdi. Tıp dışında her şeyden konuşurduk. Böyle akşamlarda sonsuz bir rahatlık duyardım. Gerçekten sevildiğimi duyardım. Gururumun okşandığını duyardım. Bunlara da çok, ama çok ihtiyacım vardı.

" 'İnsanları yönetmek istiyorsan, içgüdülerini iyi tanımak zorundasın Müfit. Oysa sen herkesi kültürel bir hayvan olarak görme eğilimindesin. Bir hastayı en iyi soyarak muayene edebilirsin. Kültür bir giysidir, insanları tanımak için bu giysiyi çıkarmak gerekir.' Tabii hemen karşı çıkıyordum ben;'Bir yönetici olacağımı sanmıyorum' diyordum, "İnsanları yönetmek gibi bir hırsım yok.' 'Hastane başhekimleri yönetici değil midir sence? Ya da bir servis şefi? İçgüdülerin önemine inanmalısın Müfit.' 'İnanıyorum elbette. Aptal olmadığıma göre...' 'Aptal değilsin ama terbiyesiz ve küstahsın... Ben kültüre gereğinden fazla önem verdiğini anlatmak istemiştim. Dur, gene hemen karşı koymaya kalkışma! Ben de kültüre çok önem veririm. Şu kitap dolu rafların önünde aksini ileri sürecek değilim. Ben insanlardaki kültürden söz ediyorum. İnsan gerçeği, kültürün ardında kalan bir şeydir. Ama üzülme, bir hekimsin sen; insanları kültürel giysilerinden, süslerinden soyma alışkanlığını ister istemez edineceksin!'

"Sabahattin Bey, konuşmaktan, konudan konuya atlamaktan hiç yorulmazdı. Sabahın birinde, ikisinde ayrıldığımız zaman bile yorgunluk belirtisi göstermez, tersine daha dinlenmiş, tazelenmiş olurdu. Asıl o saatten sonra masanın başına, kitaplarına dönecek gücü kazanırdı. Uykuyu yenmeyi, zamanın kısalığıyla başa çıkmayı becerebilen nadir insanlardandı.'

" 'Ölüm bir yazgı sorunudur Müfit. Aksini düşünebilir misin? Yoksa yazgıya inanmıyor musun? A, unutmuşum, sen Tanrı'ya da inanmazdın değil mi? Şimdilik elbette. Dudaklarındaki o kendinden çok emin gülümseme, Tanrı'ya inandığım için bana duyduğun küçümseme, yıldırmaz beni. Çünkü bir hekim Tanrı'ya ve yazgıya inanmazsa çıldırabilir. Evet, bunu aklından çıkarmaman gerekir. Bir hastayı iyileştirmeye, kurtarmaya çalışırken bile. Çünkü sen ancak bir araçsındır; her şey senin dışında oluşur. Çok ağır bir vakada başarı kazandığın zaman, yazgıya karşı koyduğuna inanmak gafletine düşme sakın! Onurlu bir hekim, kendinde böylesine güçler vehmetmeye kalkışmaz. Öyle olunca hayat, daha doğrusu dirim dediğimiz şey, bir yazgı sorunudur. Ünlü dostun Sen Michele'li Axel Munthe öğretmedi mi bunu sana? Öyleyse, yeterince can kulağıyla dinlememişsin onu... Neyse, bana kalırsa hayat, her şeyiyle bir yazgı sorunudur; rastlantıların egemenliğinde ağır ağır akar gider. Tabii sen şimdi buna da karşı çıkarsın. İyisi mi zamanı gelince tartışalım bu konuyu... Zamanı gelince... Senin anlayacağın on beş-yirmi yıl sonra... Düş kırıklıklarından, başarısızlıklardan bunalıp yazgıya boyun eğmedeki rahatlığı aradığında... Kaşlarını çatma öyle. Hayattaki başarılar ancak başkalarının gözünü kamaştırır. Kendisiyle baş başa kaldığında, her insan başarısızdır.' "

"O konuşurken, kötü bir biçimde kıstırdığımı sezerdim. Ne kadar karşı çıkmaya, direnmeye çalışırsam çalışayım, duyduğum peşin yılgınlıktan, Sabahattin Bey'in bitmek tükenmek bilmeyen konuşma yeteneğinden ötürü çaresiz kalırdım sonunda. Gecenin birinde, ikisinde yorgun, ağzımda konyağın, yenilginin, Sabahattin Bey'in çeşitli görüşlerinin yarattığı kargaşanın, öfkenin buruk tadıyla eve döner, sabaha kadar uykusuz, tedirgin otururdum. Hocamın ilgisinin, sevgisinin doğurduğu sevinç, gurur çoktan geçmiş olurdu."




TUZ KOKUSU


Sabah rüzgârı sert esen, denizi soğuk bir adadaydım ve keçiler vardı. Yamaçlarda, denize inen patikanın kenarında sessiz sedasız keçiler.

Dalgaların dili olmalı, diye düşündüm kıyıya indiğimde, elmaşekeri gibi yalıyorlardı adayı.

Süt ve börekle kahvaltı yaptım. Açık mavi doğramaları olan tek göz bir dükkanda, alçak bir tabureye oturdum. Sakalı da önlüğü de beyazdı börekçinin.

İskele kalabalıktı.

Vapurun güvertesindeki tahta sıralardan birine uzanıp uyudum.

Gözlerimi kısarak baktığım her yerde ağustosun yüz mumluk lambası.

Öğle yemeğini yüksek tavanlı bir lokantada yedim. Patlıcan musakka, pilav ve cacık. Tabağımı iyice sıyırdım.

Bir kıyı kahvesinde çay içtim. Fesleğenleri okşadım ve alnımdaki teri sildim.

Sonra uzun bir otobüs yolculuğu. İlk mola yerinin çeşmesinde yeşil bir elma yıkadım. Salkımsöğütlerin gölgesinde yedim.

Yol boyu salaşlar gördüm. Köprülerden geçtim. Bir nehrin uykusu geldi de kıvrılıp uyudu hava kararınca.

İkinci mola yerinde evi aradım. Gece geç bir saatte varacağımı söyledim. "Ben zaten geç yatıyorum," dedi babam.

Garajlardan eve kadar yürüdüm. Elimle hafifçe vurdum kapıya.

Kapı açıldı. Önce Kuzu göründü. Beni kokladı. Babam elinde kitabıyla Kuzu'nun arkasında duruyordu. Babam çok yumuşaktı, çok.

Günlerimin nasıl geçtiğini sordu. Anlattım. Coşkuyla anlattım ve coşkulu olduğum için utanmadım. Babam da, gözlerinin içi pırıl pırıl, dinledi. Bana ikimiz aynı insanmışız gibi baktı. Ben onun devamıymışım gibi. O zaman algılarımın kökenini anladım.

"Tuz kokusu," dedi babam, "ölümsüzlük hissi verir."

Az sonra annem geldi yanımıza. Gözlerini tam açamadan masanın yanında durdu. Masaya tutundu. Yanaklarından öptüm. Aç olup olmadığımı sordu. Yüzü bembeyazdı.

"Ben kendimi iyi hissetmiyorum," dedi ve sandalyeye yığıldı. Başını ellerinin arasına alıp, titremeye, ağlamaya başladı.

Babam annemin yanına gitti. İki elini omuzlarına koydu. Sonra başını kendisine bastırdı. 

Onlara baktım. Onlara baktım ve ilk kez ikisinin de bir gün öleceğini düşündüm.

Ulaşım

Darıdere Mesire Yeri ve Kamp Alanı, Balıkesir, Altınoluk, Narlı Köyünden 13 km içeridedir. İzmir-Çanakkale yolu üzerinde Çanakkale yönüne giderken Altınoluk çıkış tabelasından 200m önce (bir aquaparkın karşısı) sağa doğru Narlı Köyü girişi bulunmaktadır. Kamp alanı bu girişten 16 km sonra. Buraya döndükten 3 km sonra Narlı köyüne varıyorsunuz. Köy içerisinden itibaren geriye kalan 13 km boyunca her 1 km de bir Darıdere tabelasını göreceksiniz. 16 kmlik yol dağ yolu olduğundan yaklaşık 45 dakika sürüyor.

Darıdere'ye İstanbul'dan gelmek için Bandırma Feribotunu kullanabilirsiniz. Yaklaşık 2 saatte Bandırmaya geliyorsunuz. Buradan itibaren 3 saatte de Altınoluk'a ulaşabilirsiniz. Bandırma vapurundan indikten sonra Bursa/Balıkesir tabelalarını takip edin. Bursa yoluna girdikten bir müddet sonra Balıkesir sağa doğru ayrılacak. Balıkesir'e gelince yine Ayvalık tabelası sizi sağa doğru yönlendirecek.

Genel Bilgiler

Yiyecek : İşletmede bir restoran var.

Masa/Sandalye : Tahta masalar mevcut

Su : İçme suyu mevcut

Elektrik : Alanda aydınlatma mevcut, ortak kullanım alanlarında özel kullanım için elektrik var.

Çadır Zemini : Çimen 

Alternatif Konaklama : Karavan ve Otel

Tuvalet : Ortak kullanım tuvalet ve duş mevcut.

Ateş Yakma : Ormanda yangın çıkma ihtimali bulunuyor. Alan ateş yakmaya müsait değil.

Ücret : https://www.sushilakamp.com/konaklama linkinden en güncel fiyatlara bakılabilir

GPS : 39.656033, 26.701450

Telefon : https://www.sushilakamp.com/iletisim

Eposta : sushilakamp@gmail.com

Web : https://www.sushilakamp.com

Adres : Altınoluk Narlı Köyü yolundan 13 km içeride. 

Mekan

Önce şunu yazalım, Google Haritalarda burayı bulmak için Darıdere Tabiat Parkı yazabilirsiniz. Son ziyaret ettiğimizde (Temmuz 2019), işletme 2 ay önce el değiştirmişti. Yeni sahipleri Sushila Sağlıklı Yaşam Merkezi. Şuradan iletişime geçebilirsiniz : https://www.sushilakamp.com

Mekana ulaşmak için geldiğiniz yol, bozuk toprak bir yol. Özellikle arabanızın altı alçak ise vurma ihtimali yüksek. Bizim ortalama hızımız 30-40 km/saat oldu. Belki de buraya ulaşımın zor olması, buranın hala bu kadar güzel olmasını sağlıyor. Buraya ulaştığınızda tüm bu yola değiyor.

Yeni işletme sahipleri burada yoga kampları düzenlemeyi planlıyorlar. Telefon ve internet olmadığı için de inziva için çok uygun bir yer olduğunu söyleyebiliriz.

Darıdere Kamp Alanı belirli mekanlara bölünmüş olarak hizmet veriyor. Bu mekanlar, restoran, otel, çadır ve karavan, çocuk bahçesi, meyve ve sebze bahçeleri, futbol, basketbol, voleybol sahası bölgeleri. Alan oldukça büyük bir alan.

Çadır ve Karavan alanı oldukça büyük. Bu bölgede ortak kullanım için, tuvaletler, duşlar, mutfak (buzolabı, set üstü ocak), çamaşırhanenin bulunduğu bir yapı mevcut. Buradaki tek kusur bu alanın çevresine dikilen ağaçların hala daha yeterince büyümemiş olması. Bu da çadırlarınızı gündüzleri güneş altında bırakıyor.

Çadır alanının 150 mt aşağısından dere geçiyor ve burada bir gölet oluşmuş durumda. Bu gölette yüzmek gerçekten çok güzel. Bütün gününüzü burada geçirebilirsiniz.

Restoran bahçesinde 350-400 yıllık olduğu söylenen bir çınar ağacı var. Bu çınar ağacı bütün bahçeyi kaplamış durumda. Akşamları bu çınarın altında yemek yemek ve içmek her türlü derde deva desek yalan olmaz. Hemen restoranın yanında bir çocuk bahçesi bulunuyor. Çocuk bahçesinin yanında da kendi ürünlerini yetiştirdikleri bahçeler mevcut.

Konaklama için alternatif olarak otel bulunuyor. Otel üçer kişilik 12 oda kapasiteli ve yerden ısıtmalı olarak hizmet vermektedir. Darıdere kış aylarında daha çok avcılara hizmet veriyor. Bu da ısıtmayı önemli hale getiriyor.

Kamp alanı aynı zamanda günübirlik piknik amaçlı da kullanılabiliyor. Günübirlikçiler için ayrılmış tahta masalar bulunuyor.

Dikkat edilmesi gerekenler
Akşamları sivrisinek oluyor, önlem almanızda fayda var. Cep telefonu çekmiyor. Darıdereye ulaşmadan 3km önce tepe noktası bulunuyor. Buraya gelene kadar telefon çekiyor. Buradan sonrasında çekmiyor.


Ulaşım
Patara'ya şehir dışından geliyorsanız Dalaman Havaalanından Fethiye'ye gelip, Fethiye-Kaş arabaları ile Patara sapağına kadar gelebilirsiniz. Sezonda Patara sapağından içeri dolmuş bulabilirsiniz. Sezon dışında otostop veya yürüme ile de Patara'ya ulaşabilirsiniz.

Genel Bilgiler

Yiyecek : Kamp alanı Patara'nın içinde olduğundan burada istediğiniz bir yerde yemek yiyebilirsiniz.

Masa/Sandalye : Kamp alanında bulunmuyor. Bar kısmında mevcut.

Su : İşletmeden temin edilebilir.

Elektrik : Alanda aydınlatma var.

Çadır Zemini : Toprak, çimen karışık.

Alternatif Konaklama : Sadece çadır

Tuvalet : Tuvaletler temiz

Ateş Yakma : Ateş yakmaya uygun yer yok

Ücret : Kişi başı 7-8 TL

GPS : 36.275117, 29.318417

Telefon : +90 (242) 843 5193

Web : http://www.medusabarcamping.com

Adres : Gelemis Köyü / Patara, Kaş 07975 / Antalya

Mekan
Medusa Cafe Bar, Patara'da oldukça bilinen bir mekan. İşletmenin arka tarafındaki bir alanda çadır kuruluyor. Kampa geldiğimde beni gayet cana yakın olan Ümit karşıladı. Kamp alanını biraz tanıttıktan sonra burayı daha fazla geliştireceklerinden bahsetti.

Kamp alanında ortak tuvalet ve duşlar mevcut. Kamp alanı Patara'nın doğrudan içinde olduğu için her türlü ihtiyacınızı Patara'da karşılayabilirsiniz. Yine de kendi yemeğinizi yapıp bulaşık yıkayabilmeniz için yine ortak bir kullanım alanı ayrılmış.

Çadır kurulan alanın bir tarafında ağaçlar mevcut ve çadırınızı bu ağaçların altına kurabiliyorsunuz, diğer tarafta ise yağmurdan korumak için tenteler yapılmış.

Akşamları sivrisinek ihtimali için yanınızda sinkov bulundurmanızı tavsiye ederim.


Ulaşım

Can Mocamp, Kaş merkeze 15 dakika yürüme mesafesinde. “Yok ben yürümem” diyorsanız, Kaş otogardan Gökseki dolmuşlarına binerek 3 dakikada Can Mocamp’a ulaşabilirsiniz. Can Mocamp; Kaş Marina’nın hemen yanında bulunuyor.

Genel Bilgiler

Yiyecek : Kamp içerisinde restoran ve bar bulunuyor. Dilerseniz Kaş Marina içinde ve çevresindeki ya da Kaş’taki diğer restoranlara yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Masa/Sandalye : Kamp alanında çeşitli yerlerde masa ve ahşap sedirler, şezlonglar ve hamaklar bulunuyor.

Su : OWL Bistro Bar’dan ya da yürüme mesafesindeki marketlerden, alınabilir.

Elektrik : Tüm alanda aydınlatma, bar ve sedirlerde priz mevcut.

Çadır Zemini : Tümü zeytin gölgesi altında, toprak, ahşap ya da çim alan.

Alternatif Konaklama : Tarihi taş ev ve bungalov.

Tuvalet : Komple fayans ve iyi derecede temiz.

Ateş Yakma : Büyük, tek ateş havuzu.

Ücret : İki kişilik çadır 30 TL. Bungalovlar iki kişi kahvaltılı 90 TL, taş odalar iki kişi kahvaltılı 130 TL.

GPS : 36.20964, 29.623964

Telefon : 0 242 836 1541 - 0 537 545 6032

Eposta : info@canmocamp.com

Web : http://www.canmocamp.com

Adres : Andifli Mah. Bucak Denizi mevki No: 24, Kaş/Antalya

Mekan

Can Mocamp 30 yıllık geçmişe sahip. Ünlü Fransız oyuncu Alain Delon başta olmak üzere dünyaca ünlü birçok isim burada konaklamış. 70’ler ve 80’lerin başında çok moda olan mocamp konsepti; bungalov mimarisiyle, tarihi taş eviyle, bahçe düzenlemesiyle, kireç badanalı taş setleriyle, mini açık hava sinemasıyla zaman durmuşçasına korunmuş. 2011’de Kaş Marina ve yol inşaatı sırasında yıkılan Mocamp, özüne uygun olarak aynı konsept ile yeniden inşa edilmiş. Can Mocamp Kaş Marina’nın hemen yamacında yer alıyor ve dolayısıyla kampın her alanında deniz manzarası, Çukurbağ Yarımadası manzarası mevcut.

Mocamp’tan 2 dakika yürüme mesafesinde denize girmek için çakıl kaplı bir alan mevcut.

Çok sayıda asırlık zeytin ve keçiboynuzu ağaçlarıyla kaplı olan Mocamp’ta çadır alanları ve bungalowlar gölgeler içinde yer alıyor. Çok çeşitli çiçeklerle süslenmiş olan setler sürekli fıskiyelerle sulanıyor ve bu görüntü Mocamp’a bir vaha havası kazandırıyor.

Kamp içinde yer alan OWL Bistro Bar ve restoranda ege mutfağının seçkin lezzetleri sunuluyor. Ayrıca çeşitli ızgara vb yemekler de bulmak mümkün. Barda haftanın yedi günü ilginç etkinlikler görmek mümkün. Geceleri Latin ve jazz gündüzleri ise relax müzikler yoğun olarak çalınıyor. Ayrıca akustik canlı müzik performansları da var. Mojito ve cuba libre ise en popüler içkileri.

Kampın en ilginç özelliklerinden biri de içinde küçük bir açık hava sineması bulunması. Mocamp misafirleri şezlonglara uzanarak klasik festival filmlerini ücretsiz olarak izliyorlar.

Mocamp’ta 2 farklı merkezde ortak duş ve tuvaletler var. Ayrıca ortak kullanıma açık bir çamaşır makinesi de bulunuyor.

Mocamp’ta dalış eğitimi, yamaç paraşütü, tekne turları vb. etkinlikler de organize ediliyor. Ünlü Mavi Bar’a, Limana 15-20 dakikada yürüyerek, 3 dakikada minibüsle ulaşılabiliyor.

Ayrıca aşağıda Can mocamp'ta kalırken gidip görebileceğiniz yerler bulunuyor.

Kaputaş

Kaputaş, Türkiye’nin en güzel plajlarından biri. Bahar aylarında kanyonun içinde güzel bir şale de var. Can Mocamp’ın önünden geçen minibüslerle 20 dakikada ulaşmak mümkün.

Patara

Patara, Türkiye’nin ve dahi Akdeniz’in en uzun kumsalı. Aynı zamanda Lykialilardan kalma bir antik şehri gezmek mümkün. Patara’ya Can Mocamp’tan minibüsle 40 dakikada ulaşmak mümkün.

Demre

Demre, Likya'nın bölgede kurduğu antik yerleşimler arasında önemli bir yere sahip.Noel Baba’nın kilisesi burada bulunuyor. Can Mocamp’tan minibüsle 45 dakikada ulaşılabilir.

Kekova

Kekova adasındaki Dolkisthe batık kentine sadece tekneyle ulaşım mümkün. Kaş’taki tekne turlarıyla ya da minibüsle 45 dakikada Üçağız’a gidilerek oradaki tekne turlarıyla ulaşılabilir.

Meis

Kaş’tan sadece 1300 metre uzaklıkta güzel bir Yunan adası. Onlar Castelrosso diyorlar adalarına. Adaya Kaş’tan tekneyle ulaşım mümkün, ancak sadece Schengen vizesi olanlara.

Gömbe

Deniz kenarı çok sıcak geldiyse, küçük bir yayla turu yapmak mümkün. Gömbe yaylasına Kaş’tan kalkan minibüslerle 1 saat gibi kısa bir zamanda ulaşabilirsiniz.

Kalkan

Bugün küçük bir İngiliz kasabası görünümünde olan Kalkan’a Can Mocamp’ın önünden geçen minibüslerle 20 dakikada ulaşmak mümkün.

Saklıkent

Muhteşem doğasıyla ziyaretçilerini büyüleyen Saklıkent’e Kaş’tan günübirlik tur seçenekleriyle ya da otogardan minibüslerle ulaşım mümkün.

Büyük Çakıl Plajı

Büyük Çakıl, adından da anlaşılacağı üzere, Kaş’ın en büyük denize girme alanı. Kaş merkezinden yürüyerek 40 dakika, minibüsle 10 dakikada ulaşmak mümkün.

Hidayet Koyu

Çukurbağ Yarımadası’nın en güzel koyu desek abartmış olmayız. Can Mocamp’tan yaklaşık 25 dakikalık yürüyüş mesafesinde ancak minibüsle ulaşım da mümkün.

İnceboğaz Plajı

Kaş merkeze en yakın halk plajı. Liman’dan 15 dakikalık bir yürüyüşle; Can Mocamp’tan da yine yaklaşık 15 dakikalık yürüyüşle ya da minibüsle ulaşım mümkün.

Küçük Çakıl Plajı

Adına yakışır oranda küçük bir plaj. Çevresinde çok sayıda işletme bulunuyor ve yaz aylarında epey hareketli. Yürüyerek Can Mocamp’tan 20 dakikada ulaşmak mümkün.


Ulaşım

Sahilköy Kamp İstanbul'a ulaşım oldukça kolay. Kamp alanının kendi sitesinde 3 alternatif yol zaten tarif ediliyor. İstanbul FSM köprüsünden itibaren yol yaklaşık 50 km ve 1 saatte alınabiliyor. Ömerli üzerinden gidip gelirken dikkat etmeniz gereken şey; trafik. Özellikle yaz aylarında herkes Şile-Ağva tarafına hafta sonu için gidiyor. Pazar akşamı dönüş trafiği felç olabiliyor. Bunun için Kavacık üzerinden gidiş-dönüş yapmanızı önerebilirim. Avrupa yakasından gelirken köprüyü geçtikten sonra Riva tabelasından sağa girin veburadan Beykoz, Polonezköy tabelalarını takip edin. İleride Acarlar Mah, Polonezköy yönüne dönün. Acar Kent'i geçtikten sonra Polonezköy tabelasını takip edin. Polonezköy'ün içinden geçtikten sonra artık Sahilköy tabelaları karşınıza çıkıyor. Bundan sonra bu tabelaları takip ederek Sahilköy'e kadar varabilirsiniz. Kamp alanı Sahilköy'e girmeden 1 km önce solda bulunuyor. kendi tabelası da var. Sahilköy girişinde mezarlık bulunuyor, eğer mezarlığı görmüşseniz, dönüşü kaçırmışsınız demektir.

Genel Bilgiler

Yiyecek : Restoran ve büfe bulunuyor.

Masa/Sandalye : Tahta masalar mevcut

Elektrik : Kamp alanında aydınlatma mevcut. Restoran bölümünde prizler kullanılabilir.

Çadır zemini : Arazi eğimli olduğundan çadırlar tahta platformlara kuruluyor

Alternatif Konaklama : 2 kişilik bungalovlar var

Tuvalet : Ortak kullanım tuvalet ve duş mevcut.

Ateş Yakma : Sahilde yakılabilir

Ücret : Güncel fiyatlar için web sitesine bakınız.

GPS : 41.208667, 30.295000

Telefon : 0(216) 419 7440 

GSM : 0(530) 882 2392

Web : http://www.sahilkampistanbul.com

Eposta : info@likapturizm.com

Adres : Sahilköy Büyük İskele Mevki, Şile, İstanbul 

Mekan
Kamp İstanbul, deniz kenarında, yamaca kurulmuş bir kamp alanı. İşletmenin kendi çadırları da mevcut. Bu çadırlar 2,3 ve 4 er kişilik çadırlar. Çadır alanı tam yamaçta olduğundan, çadırların düz durabilmesi için tahtadan yapılmış platformalar mevcut. Çadırlar bu platformlar üzerine kurulu durumda. Siz kendi çadırınızı getirirseniz yine boşta olan platformalara kurabilirsiniz. Çadır alanı çam ağaçları ile örtülü. Yaklaşık 30-35 tane hazır çadır bulunuyor.

Kamp alanında ortak kullanım için bir dinlenme mekanı bulunuyor. Bu mekan aynı zamanda hem restorant hem de büfe. Restoranda içki satışı da mevcut. Ücrete dahil olan kahvaltıyı da bu mekanda yapıyorsunuz.

Tepede kurulu olan ikinci restorantın manzarası çok iyi. Doğrudan denize bakıyor. Rüzgarlı olmayan havalarda burada gün batımını seyretmek veya akşam demlenmek keyifli olacaktır. Kamp alanının hemen bitişiğinde 3-4 tane daha mekan bulunuyor. Yaz ortalarıdan bu bölge kalabalık olabilir. Sakinliği sevenler, yaz başı ve sonunda burayı tercih edebilir.

Dinlenme mekanının biraz ilerisinde duş ve tuvaletler bulunuyor. Kamp alanı tüm yıl boyunca açık. Kışın, kamp tarafı değil de sahil tarafına doğru kurulu olan restorant açık oluyor. Kamp alanından sahile doğru giderken bir tepecik üzerine ikinci bir restorant kurulu. Yine bu yol üzerinde 2 kişilik bungalovlar var.


Ulaşım

Kaş Kamping, Kaş merkezine yürüyerek 5 dakikalık mesafede. Kaş merkezi, sahile geldiğinizde, haftanenin bulunduğu caddeyi sorarsanız, bu caddenin sonunda Kaş Kamping girişini görebilirsiniz.

Genel Bilgiler

Yiyecek : Kamp içinde bir restoran var, dilerseniz Kaş merkeze yürüyerek de ulaşabilirsiniz

Masa/Sandalye : Sadece restoran kısmında var

Su : Restorandan veya Kaş merkezden alınabilir

Elektrik : Alanda aydınlatma mevcut

Çadır Zemini : Zeytin ağaçları altında toprak alan

Alternatif Konaklama : Evler

Tuvalet : Tuvaletler temiz

Ateş Yakma : Alan uygun değil

Ücret : İşletme ile doğrudan görüşerek fiyat alabilirsiniz.

Telefon : 0 242 836 1050

Eposta : info@kaskamping.com

Web : http://www.kaskamping.com

Adres : Hastane Cad. No:3 Kaş / Antalya 

Mekan
Kaş Kamping denize sıfır kurulmuş bir kamp alanı. Bu kamp alanı oldukça bilinen bir yer. Özellikle yurt dışından karavanlarıyla gelenler de çok oluyor. Kamp alanının denize girmek için bir iskelesi bulunuyor. Kumsal olmadığından ve kayalık bir bölge olduğundan, denize iskeleden girmeniz gerekiyor. Ayrıca bu iskele, yapılan dalış servisleri için de kullanılıyor. Denizi çok temiz. Zaman zaman denizde yüzen kaplumbağalar görmeniz mümkün.

Kamp içinde genelde zeytin ağaçları var. Şanslı iseniz çadırınızı bir zeytin ağacı gölgesine kurabilirsiniz. Genel olarak kamp hep dolu olduğundan gölge yer bulma konusunda sıkıntı çekebilirsiniz.

Kamp içinde bir restoran işletmesi bulunuyor. Bu işletme kamp işletmesinden ayrı. burada kahvaltı, öğlen ve akşam yemeklerini yiyebilirsiniz. Dilerseniz bunların hepsini Kaş merkeze yürüyerek de yapabilirsiniz.

Kamp içinde ayrıca, çadır dışında konaklamak için evler de bulunuyor. Ayrıca karavanlar için elektrik sağlanıyor. Bu evlerin fiyatları da sezonuna ve özel tuvalet, banyo vb gibi evlerin seçeneklerine  bağlı.

Kamp alanında ortak tuvaletler mevcut. Ayrıca bir bulaşık yıkama yeri ve ortak kullanım için bir buzdolabı bulunuyor.

Kampın en güzel özelliği, Kaş merkeze çok yakın olması. Bu sayede Kaş'ın gece hayatını da yakında görebilirsiniz.


Ulaşım

Antalya'dan Demre'ye minibüsler ile ulaşabilirsiniz. Kamp alanı sahil kenarında. Demre merkeze geldikten sonra buraya ulaşım için taksi kullanmanız gerekiyor.

Genel Bilgiler

Yiyecek : Kamp içinde yemek hizmeti veriyorlar

Masa/Sandalye : Sadece restoran kısmında var

Su : Restorandan temin edilebilir

Elektrik : Alanda aydınlatma mevcut

Çadır Zemini : Çimen

Alternatif Konaklama : Sadece çadır

Tuvalet : Tuvaletler temiz

Ateş Yakma : Ateş yakılabilecek yer bulunabilir

Ücret : Kişi başı 10 TL

GPS : 36.229190, 29.955432

Telefon : 0 242 871 3130

GSM : 0 535 501 0532, 0 535 226 4936

Eposta : baris@andriake.com

Web : http://www.andriake.com

Adres : Andriake Limanı Demre / Antalya 

Mekan

Andriake Camping, deniz kenarına Andriake Limanının hemen yanına kurulmuş bir kamp alanı. Kamp alanının en önemli özelliklerinden biri Likya yolunun üzerinde olması. en güzel özelliği ise deniz ve derenin kesiştiği bir bölgede bulunması. İstediğinizde tuzlu suya, istediğinizde tatlı suya girebilirsiniz.

Kampı işleten kişiler genç ve oldukça kafa adamlar. Dolayısıyla kampta kaldığınız süre çok keyifli geçecektir.

Kamp içerisinde ortak tuvaletler ve duşlar mevcut. Kamp aynı zamanda bir dağın tam altında kurulu. Çevresinin bir bölümü kayalık. Kampın tam ortasında ortak kullanım alanı mevcut. Akşamları burada keyif yapmak oldukça güzel. Ayrıca kampta bir restoran bulunuyor. Kahvaltı ve yemek ihtiyacınızı buradan karşılayabilirsiniz.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Sanırım kamp aynı zamanda dere kenarında olduğundan akşamları sivrisinek çok oluyor. Yanınıza sinkov gibi birşeyler almanızda fayda var.

Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

ABOUT ME

I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out.

POPULAR POSTS

  • "Zamanın Farkında" - Şule Gürbüz
      Akşamları evde udumu çalarken eskisi gibi şeytanlar başıma üşüşmüyor. Hezeyan yok, cinnet yok, büyük ruh sıçramaları yok. İçimde eskiden d...
  • "Evsizler Şarkı Söyler" - Gülhan Tuba Çelik
      Ben. Beklemekten yapılmış bir duvardım. Babamı, devleti ve Allah'ı bekledim hep. Söyledikleri her şeyi yaptım. Sevdiğim oğlan aylardır...
  • Yuval Noah Harari - Sapiens
    Maalesef avcı toplayıcı atalarımızın yaşamıyla ilgili pek az şey kesindir. “Eski komün” ile “ebedi tek eşlilik” ekolleri arasındaki tartışma...
  • "Balino" - Anıl Basılı
       Olanca gücüyle bağırdı Lino:    "Merhaba! Orada kimse var mı? Ben Lino!"    Biraz önceki gürültüden eser kalmamıştı. Lino'n...
  • "Musa'nın Derinlerine Düşen Yutkunuş" - Ahmet Sarı
    Bir şeyleri paylaşmak için doğru zaman doğru mekân doğru vesaire ararken geçer zaman. Bilirsiniz. Mustafa Kutlu, "İnsanlar ölür ve cena...
  • Ayn Rand - Hayatın Kaynağı
     Keating aceleyle çıkıp ofise gitti. Evden bir süre için kurtulabildiğine memnundu. Ofise adımını attığında, neşeli bir genç âşık gibiydi. G...
  • "Momo" - Michael Ende
     Saatlerin bulunduğu salonda dolaşmayı sürdürüyorlardı. Hora Usta başka başka ilginç şeyler gösteriyordu ama Momo'nun aklı hep bilmecede...
  • "Seni Sevdim" - Gülten Akın
    İyi geceler... İnsan yok yere telaşlanmayı, hüzünlenmeye değmeyecek meseleleri, boş laflarla kaygılanmayı pek seviyor. Zaman akıp gidiyor da...
  • "Geçmişe Yolculuk" - Stefan Zweig
    Cadde sıcak ve insanlarla dolu halde bekliyordu, geçit resminden dolayı insanlar hâlâ akın akın yollarda oldukları için huzursuz bir hareket...
  • Mark Twain - İnsan Nedir?
    G.A: Sevgi, nefret, merhamet, intikam, insaniyet, cömertlik, bağışlama... Bunlara ne diyorsun?     Y.A: Ana Dürtü’nün farklı sonuçları. Yani...

Advertisement

Follow us on Facebook

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

EREN ARDA GÜLER. Blogger tarafından desteklenmektedir.

Featured Post (Slider)

Kötüye Kullanım Bildir

Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan ( 44 )
    • ►  Mart ( 17 )
    • ►  Şubat ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım ( 43 )
    • ►  Ekim ( 43 )
    • ►  Eylül ( 53 )
    • ►  Ağustos ( 6 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 9 )
    • ►  Mayıs ( 16 )
    • ►  Nisan ( 56 )
    • ►  Mart ( 15 )
    • ►  Şubat ( 7 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık ( 7 )
    • ►  Kasım ( 8 )
    • ►  Ekim ( 7 )
    • ►  Eylül ( 3 )
    • ►  Temmuz ( 2 )
    • ►  Haziran ( 3 )
    • ►  Mayıs ( 1 )
    • ►  Nisan ( 4 )
    • ►  Mart ( 3 )
    • ►  Şubat ( 5 )
    • ►  Ocak ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık ( 1 )
    • ►  Ekim ( 10 )

Bu Blogda Ara

Blog Archive

  • ▼  2020 ( 184 )
    • ▼  Mayıs 2020 ( 50 )
      • Osman Şahin - Mahşer
      • Robert Seethaler - Toprak
      • Oya Baydar - Elveda Alyoşa
      • Zygmunt Bauman - Akışkan Aşk
      • Drago Jancar - Kehanet
      • B. Nihan Eren - Hayat Otel
      • Yücel Balku - Sükût Ayyuka Çıkar
      • Robert Musil - Hayalperestler
      • Andre Gide - Pastoral Senfoni
      • Karl Polanyi - Büyük Dönüşüm
      • Bilge Karasu - Gece
      • Stefan Zweig - Bir Çöküşün Romanı
      • Özcan Karabulut - Baştan Sona Yalnızlık
      • Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar
      • Melisa Yılmaz - Üflenmemiş Rüzgârlar
      • Kazuo İshiguro - Gömülü Dev
      • Jean-Christophe Grangé - Son Av
      • Nezihe Altuğ - Seviname
      • Jeanette Winterson - Tek Meyve Portakal Değildir
      • B. Nihan Eren - Kör Pencerede Uyuyan
      • Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
      • Hakan Bıçakcı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
      • DARIDERE KAMP ALANI
      • MEDUSA CAFE BAR CAMPING
      • CAN MOCAMP
      • CAMP İSTANBUL
      • KAŞ CAMPING
      • CAMPING ADRİAKE
      • HİNDİBA DOĞA EVİ / PANSİYON
      • KABATEPE ORMAN KAMPI
      • KARAASLAN CAMPING TESİSLERİ
      • BOLU ALADAĞ KAMP EĞİTİM MERKEZİ (ALADAĞ GENÇLİK İZ...
      • KAMP ALANI: TARIK'IN YERİ
      • TEZEL CAMPING
      • GÜNBATMADAN KAMP ALANI
      • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
      • KAMP ALANI: CAMPING VILLAGE ROMA
      • KAMP ALANI: CAMPING HOTEL CITTA Dİ BOLOGNA
      • KAMP ALANI: CAMPING FUSİNA TOURIST VILLAGE
      • KAMP ALANI: DALYAN CAMPING MUĞLA
      • KAMP ALANI: GÖKOVA AKKAYA ORMAN KAMPI
      • KAMP ALANI: ANT CAMPING BALIKESİR
      • KAMP ALANI: GÜZELDERE ŞELALESİ DÜZCE
      • KAMP ALANI: ADA PANSİYON ANTALYA
      • GAZİANTEP'İN ÇIRAĞANI: HIŞVAHAN HAN
      • ZEUGMA
      • MEDENİYETİN BAŞLANGICI: GÖBEKLİTEPE
      • BULUTLAR ÜLKESİ: POKUT YAYLASI
      • ANKARA ULUCANLAR CEZAEVİ
      • GAZİANTEP BEY MAHALLESİ
    • ►  Nisan 2020 ( 44 )
    • ►  Mart 2020 ( 17 )
    • ►  Şubat 2020 ( 73 )
  • ►  2019 ( 258 )
    • ►  Kasım 2019 ( 43 )
    • ►  Ekim 2019 ( 43 )
    • ►  Eylül 2019 ( 53 )
    • ►  Ağustos 2019 ( 6 )
    • ►  Temmuz 2019 ( 2 )
    • ►  Haziran 2019 ( 9 )
    • ►  Mayıs 2019 ( 16 )
    • ►  Nisan 2019 ( 56 )
    • ►  Mart 2019 ( 15 )
    • ►  Şubat 2019 ( 7 )
    • ►  Ocak 2019 ( 8 )
  • ►  2018 ( 51 )
    • ►  Aralık 2018 ( 7 )
    • ►  Kasım 2018 ( 8 )
    • ►  Ekim 2018 ( 7 )
    • ►  Eylül 2018 ( 3 )
    • ►  Temmuz 2018 ( 2 )
    • ►  Haziran 2018 ( 3 )
    • ►  Mayıs 2018 ( 1 )
    • ►  Nisan 2018 ( 4 )
    • ►  Mart 2018 ( 3 )
    • ►  Şubat 2018 ( 5 )
    • ►  Ocak 2018 ( 8 )
  • ►  2017 ( 11 )
    • ►  Aralık 2017 ( 1 )
    • ►  Ekim 2017 ( 10 )

Combine

Horizontal

Vertical1

Vertical2

Gallery

Portfolio

  • Home
  • Features
  • _Multi DropDown
  • __DropDown 1
  • __DropDown 2
  • __DropDown 3
  • _ShortCodes
  • _SiteMap
  • _Error Page
  • Learn Blogging
  • Documentation
  • _Web Documentation
  • _Video Documentation
  • Download This Template

Footer Menu Widget

  • Home
  • About
  • Contact Us

Social Plugin

Contact us

About

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Categories

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

PGA Head Teaching Professional

Fotoğrafım
erenardaguler
Profilimin tamamını görüntüle

Channels

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Subscribe To Sarah Bennett Blog

Kayıtlar
Atom
Kayıtlar
Tüm Yorumlar
Atom
Tüm Yorumlar

Slider Widget

5/recent/slider

CATEGORIES

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Advertisement

Main Ad

Trend Tags

  • abd
  • adana
  • afrika
  • afyon
  • ağva kilimli koyu
  • airport
  • almanya
  • amerika
  • andorra
  • anı harabeleri
  • ankara
  • antalya
  • apostil
  • app
  • araç
  • arkadaş
  • asya
  • Atatürk
  • avrupa
  • avusturya
  • ayder yaylası
  • balıkesir
  • balkanlar
  • bandırma
  • banka
  • bebek
  • belarus
  • bisiklet
  • bisikletli kamp
  • blog
  • blogger
  • bolu
  • bosna hersek
  • bursa
  • card
  • couchsurfing
  • çadır
  • çadır kurulumu
  • çalışmak
  • çıldır gölü
  • çin
  • çin seddi
  • çipli pasaport
  • denizli
  • doğa
  • doğu ekspresi
  • dolar
  • dost
  • dünya
  • e-pasaport
  • elazığ
  • en iyi bölgeler
  • erciyes ekspresi
  • erzurum
  • eskişehir
  • etik
  • euro
  • evcil
  • everest
  • festival
  • fırat ekspresi
  • fotoğrafçılık
  • galata kulesi
  • gecelemek
  • gezi
  • glamping
  • gümüşhane
  • güney kurtalan ekspresi
  • gürcistan
  • güvenilir
  • güvenlik
  • harcama
  • hava durumu
  • havaalanı
  • havalimanı
  • hayvan
  • hindistan
  • hostel
  • ısparta
  • iç anadolu
  • ingiltere
  • interrail
  • isic card
  • istanbul
  • iş
  • izmir
  • jet lag
  • kahvaltı
  • kamp
  • kamp alanı
  • kamp amerika
  • kamp eczanesi
  • kamp ekipman
  • kamp matı
  • kamp mutfağı
  • kanada
  • karadağ
  • karadeniz
  • karavan
  • karavan kampı
  • karesi ekspresi
  • karester yaylası
  • kars
  • kars kalesi
  • kart
  • kasım
  • kastamonu
  • kayak
  • kayak merkezleri
  • kayseri
  • kıbrıs
  • kış
  • kızılcahamam
  • kira
  • kocaeli
  • konaklama
  • kosova
  • kredi kartı
  • kutlama
  • küba
  • kültür
  • kütahya
  • macera
  • makedonya
  • malatya
  • maliyet
  • manzara
  • marmara
  • mil
  • miras
  • moldova
  • osmaniye
  • otel
  • outdoor
  • oyun
  • öğrenci
  • pamukkale
  • para
  • pasaport
  • rehber
  • rize
  • rota
  • rüzgar
  • sabahlamak
  • seyahat
  • sırbistan
  • sırt çantası
  • singapur
  • şile
  • tarih
  • tatil
  • tax free
  • tcdd
  • telefon
  • temizlik
  • tırmanma
  • travel
  • tren
  • türk lirası
  • türkiye
  • ucuz
  • uçak
  • ukrayna
  • uluslararası
  • uygulama
  • uyku tulumu
  • uyumak
  • uzungöl
  • ülke
  • üniversite
  • vanlife
  • vatandaşlık
  • verçenik yaylası
  • vergi
  • vietnam
  • visa
  • vize
  • vizesiz ülkeler
  • wordpress
  • work
  • work and travel
  • world
  • yapıt
  • yaz
  • yedigöller
  • yemek
  • yeşil pasaport
  • yeşillik
  • yurtdışı

Pages

  • EV
  • EV
  • EV

Most Trending

  • "Babam Beni Şah Damarımdan Öptü" - Ozan Önen
       İnsan, babası hayattayken, sanki tüm babalar hayattaymış gibi bir yanılgıya; babası öldüğündeyse sanki sadece kendi babası ölmüş gibi bir...
  • "İpekli Mendil" - Sait Faik Abasıyanık
    Vakit geçiyor. Gün akşama, akşam geceye dönüyor ve bütün bunlara kuşlar şahit, gök şahit, insan şahit. Yaşlanıyoruz. Sait Faik nasıl anlatıy...
  • "Kadın Yok Savaşın Yüzünde" - Svetlana Aleksiyeviç
     İnsan savaştan büyük...     Büyük olduğu sahneler akılda kalan. Savaşta insanı yönlendiren bir şey var ki tarihten bile güçlü. Daha derinde...
  • KAMP MATI NEDİR VE NASIL SEÇİLİR?
    Özellikle uzun süre yürüyerek seyahat ederken yaptığım doğa kampları sırasında karşılaştığım en keyif bozucu durum kamp çadırını kuracak uyg...
  • Tolstoy - Polikuşka
     Tam da o sırada Yegor Mihayloviç konağın kapısında gözüktü. Şapkalar art arda başlardan alındı, kâhya yaklaştıkça ortasından, önünden dazla...
  • Rebecca Solnit - Karanlıktaki Umut
      Neden-sonuç ilişkisi tarihin ileri doğru hareket ettiğini varsayar ama tarih bir orduya benzemez. Tarih, yanlamasına seğirten bir yengeç, ...
  • UKRAYNA'YA GİTMEK
    ARABA İLE GİTMEK… Mail kutuma yoğun bir şekilde gelen bir diğer soru, Ukrayna’ya araba ile gitmek. Her ne kadar Ukrayna’ya araba ile yolculu...
  • "Şizodüş" - Merve Sevde Selvi
    Akşam oluyor. Şehrin üstüne karanlık inerken daralan göğsümü, dünyanın muhtelif yerlerindeki gün doğumlarını düşünerek geniş tutuyorum. Masa...
  • "Pan" - Knut Hamsun
     Üçüncü Demir Gece; olanca gerginlik içinde bir gece. Hiç değilse biraz don olsaydı! Don yerine gündüzün güneşinden kalma bir sıcaklık; ılık...
  • ŞİMŞİRLİK KAMP ALANI VE ALABALIK TESİSLERİ
    Ulaşım Düzce merkezine, İstanbul yada Ankara'dan otoban yoluyla ulaşmak mümkün. İstanbul - Düzce otoban çıkışı 210 km. Merkeze ulaştığın...

Featured Posts

About Me


I could look back at my life and get a good story out of it. It's a picture of somebody trying to figure things out. Great things in business are never done by one person. They’re done by a team of people.

Popular Posts

  • "Zamanın Farkında" - Şule Gürbüz
  • "Evsizler Şarkı Söyler" - Gülhan Tuba Çelik
  • Yuval Noah Harari - Sapiens

Advertisement

Designed By OddThemes | Distributed By Blogger Templates